SEÇMEN İRADESİ NEREDE?
Bülent PINARBAŞI
cesotti35@gmail.com

SEÇMEN İRADESİ NEREDE?

Bütün bir ülke birkaç gündür yine milyarlarca liranın konuşulduğu skandalla çalkalanıyor. Bu kez adres belediyeler değil, borsa ve yatırım fonları. Konunun teknik tarafı uzun uzun anlatılabilir. Fonlar, portföy şirketleri, sığ hisseler, likidite, manipüla

24 Eylül 2026 Perşembe 11:20 makaleler

Artık bu işin çivisi çıktı…

Elbette siyasetçiler de yargılanacak. Belediye başkanı da suç işlediyse hesabını verecek. Kaçma ya da delilleri karartma şüphesi varsa mahkeme gerekli kararı verecek. Bunların tamamı hukuk devletinin olağan süreçleridir.

Ama bir başka mesele, hem de artık görmezden gelinemeyecek kadar büyük bir mesele var:

Sandıkta ortaya çıkan siyasi iradenin, seçimden sonra çeşitli yollarla değiştirilmesi.

İşte asıl tartışmamız gereken yer burası.

***

Bir belediye başkanı seçiliyor. Halk oyunu veriyor. Bir siyasi parti belediyeyi kazanıyor.

Ardından başkan görevden uzaklaştırılıyor, yerine kayyum atanıyor. Ya da başkan tutuklanıyor, meclis kendi içinden bir başkanvekili seçiyor.

Buraya kadar hukuk açısından yapılacak tartışmalar ayrı.

Ama sonra ne oluyor?

Meclis aritmetiği değişiyor. Birileri istifa ediyor, birileri parti değiştiriyor, birileri bağımsız kalıyor. Tam başkanvekili seçimi öncesinde yaşanan bu değişiklikler sonucunda sandıkta oluşan siyasi tablo bambaşka bir resme dönüşüyor.

Sonuçta seçmenin 2024 yılında verdiği oyla oluşan belediye yönetimi, seçmenin önüne yeniden sandık konulmadan değişiyor.

Şimdi buna sadece “hukuki prosedür” deyip geçebilir miyiz?

Elbette hayır.

Çünkü hukuk yalnızca “Yapılabilir mi?” sorusuna cevap vermemeli. “Yapıldığında ortaya çıkan sonuç demokratik meşruiyet açısından ne anlama geliyor?” sorusunu da sormalıyız.

***

Adalar bunun son ve en çarpıcı örneği oldu.

31 Mart 2024'te CHP'nin kazandığı Adalar Belediyesi'nde Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat'ın tutuklanıp görevden uzaklaştırılmasının ardından başkanvekili seçilmiş, Medine Pamuk göreve getirilmişti. Pamuk'un istifasının ardından yeniden başkanvekili seçimine gidildi.

Seçim öncesinde tutuklu Belediye Başkan Yardımcısı ve meclis üyesi Fırat Durak da belediye ve İBB meclis üyeliklerinden istifa etti. Ardından yapılan seçimde CHP'nin 7, AK Parti'nin 2 üyeyle başladığı meclis aritmetiğinde üç CHP'li üye AK Parti adayına oy verdi ve Kemal Türkyılmaz başkanvekili seçildi. Böylece 31 Mart 2024'te CHP'nin kazandığı Adalar Belediyesi'nin yönetimi AK Parti'ye geçti.

Şimdi çok basit bir soru soralım:

Adalar halkı 31 Mart 2024'te AK Parti'ye mi oy verdi?

Hayır.

O halde bugün ortaya çıkan tabloyu seçmenin 31 Mart'taki tercihiyle nasıl açıklayacağız?

Kimse “Mahkeme kararlarını tanımıyoruz” demiyor. Kimse suç işleyen belediye başkanının dokunulmaz olduğunu savunmuyor.

Mesele başka.

Mesele, seçmenin verdiği siyasi yetkinin seçim yenilenmeden başka bir siyasi sonuca dönüşmesi.

***

Bir meclis üyesi gerçekten kendi siyasi iradesiyle partisinden ayrılmışsa buna kim ne diyebilir?

Hiç kimse.

Siyasetçinin de özgür iradesi vardır. İstifa eder, parti değiştirir, bağımsız olur, hatta siyaseti tamamen bırakır.

Seçmen iradesine aykırı olsa da bunların hepsi siyasi hayatın içinde, kabullendik artık.

Ama bütün bu değişiklikler kritik tarihlere, kritik oylamalara ve kritik sandalye hesaplarına denk geldiğinde toplumun soru sorması da kaçınılmaz.

Çünkü demokrasi yalnızca “Bunda hukuka aykırı bir şey yok” demek değil.

Demokrasi aynı zamanda güven meselesidir.

Güven kaybolduğunda, hukuken tartışmasız görünen bir işlem bile toplumun gözünde meşruiyet tartışmasına dönüşür.

***

Hani meşhur söz var ya:

“Şüyuu vukuundan beter.”

Bugün belediyelerde yaşananların önemli bir bölümü de tam burada düğümleniyor.

Toplumun bir bölümünde artık şu kanaat oluşuyor:

“Sandıkta kazanmak yetmiyor.”

İşte demokrasi açısından tehlikeli olan budur.

Çünkü demokrasinin temeli yalnızca seçim yapmak değildir. Seçimin sonucuna güvenmektir. Seçmenin verdiği oyun bir sonraki seçime kadar anlamını koruyacağına inanmaktır.

“Ben bugün kimi seçtiysem, yarın onun yerine başka biri getirilecekse bunun ölçüsü ve sınırı nedir?” sorusunu seçmenin sormaya başladığı yerde, demokrasi açısından ciddi bir güven sorunu ortaya çıkar.

***

Bir zamanlar siyasette çok kullanılan bir söz vardı:

“Milletin iradesi her şeyin üzerindedir.”

Güzel söz.

Ancak milletin iradesi hoşumuza gittiğinde kutsal, hoşumuza gitmediğinde üzerinde işlem yapılabilir bir şey değildir.

Sandıktan çıkan sonuç hoşunuza gitmeyebilir.

Sonuç hoşunuza gitmedi diye sandığın anlamını değiştiremezsiniz.

Çünkü bugün iktidarın lehine görünen bir uygulama, yarın iktidarın aleyhine dönebilir.

Siyasette dün yoktur, bugün vardır.

Bugün kurduğunuz düzenin yarın kimin karşısına, nasıl çıkacağını da hiç kimse bilemez.

***

Üstelik mesele yalnızca kayyum meselesi de değil.

Bir başka tehlike daha var:

Korku.

Tutuklanma korkusu. Soruşturma korkusu. Görevden alınma korkusu. Siyasi baskı korkusu…

Böyle bir ortamda bir belediye meclis üyesinin gerçekten özgür iradesiyle mi hareket ettiğini toplum nasıl bilecek?

Elbette kimsenin zihnini okuyamayız. Bir meclis üyesi “Ben kendi irademle istifa ettim” diyorsa buna saygı duymak zorundayız.

Fakat toplumun “Acaba?” diye sormasına da şaşırmamak gerekir.

Çünkü demokrasi sadece hukuki prosedürlerden değil, özgür iradeden ve güven duygusundan oluşur.

***

İşin daha ilginç tarafı ise bunun artık tek tek belediyelerin meselesi olmaktan çıkmış olması.

Adalar'da başka bir şey, Foça'da başka bir şey, Ankara'da başka bir şey yaşanıyor gibi görünse de hepsinin ortak bir tarafı var:

Sandıktan çıkan siyasi tablo, seçim dönemi bitmeden değişiyor.

Bizim bölgemizden Foça bunun farklı bir örneği.

Saniye Bora Fıçı, 31 Mart 2024'te CHP'nin adayı olarak seçildi. Foça'da yüzde 49,60 oy aldı ve belediye başkanı oldu.

Eylül 2026'da ise CHP'den istifa ederek AK Parti'ye geçti ve AK Parti Genel Merkezi'ndeki törende Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından parti rozeti takıldı.

Burada da hukuki bir engelden söz etmiyoruz.

Bir belediye başkanının parti değiştirmesi hukuken mümkündür.

Ama seçmenin siyasi tercihi açısından soru ortadadır:

Foçalı seçmen 31 Mart 2024'te AK Parti'ye mi oy verdi?

Hayır.

Seçmen CHP'nin adayı Saniye Bora Fıçı'yı seçti.

Bugün ise aynı belediye başkanı 2024’te Foça’dan aday dahi çıkartmayan AK Parti çatısı altında görevine devam ediyor.

İşte demokrasinin yalnızca “kanunen mümkün olan” üzerinden tartışılmasının neden yetmediği burada görülüyor.

***

Tam bu noktada Mansur Yavaş'ın sözleri daha da anlamlı hale geliyor.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, 23 Eylül'de CHP'den istifa ederek siyasi yoluna bağımsız devam edeceğini açıkladı. Yavaş, açıklamasında vatandaşların siyasete ve siyasetçiye güveninin çok yara aldığını belirterek, insanların sandığa giderken yalnızca bir isme değil, bir siyasi iradeye de oy verdiğini söyledi. “Seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamları seçmenin onay vermediği siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım” ifadesini kullandı.

İşte meselenin özü tam da bu.

Seçmen yalnızca kişiye oy vermiyor. Bir siyasi tercihte bulunuyor.

O siyasi tercihin seçimden sonra çeşitli yollarla başka bir siyasi sonuca dönüştürülmesi, demokrasinin en temel meselesini tartışmaya açıyor.

***

Madem siyasi tablo bu kadar değişti…

Madem belediyelerde seçilmiş başkanların yerine başka isimler geliyor…

Madem meclis aritmetiği seçimden sonra değişebiliyor…

Madem bazı belediyelerde yönetim, seçim sonucundan farklı bir siyasi yapıya dönüşebiliyor…

O halde neden yeniden halka sorulmuyor?

Neden sandığa gidilmiyor?

Korkulacak ne var?

Eğer yapılan bütün işlemler doğruysa, eğer vatandaşın desteği devam ediyorsa sandık zaten gereken cevabı verir.

İktidar açısından da muhalefet açısından da sonuç ne çıkarsa çıksın, halkın kararı olur.

Bundan daha güçlü bir meşruiyet olabilir mi?

***

Üstelik erken yerel seçim yalnızca muhalefetin talebi olarak görülmemeli.

Tam tersine, iktidar açısından da bir fırsat olabilir.

Bugün belediyeler üzerinden yürüyen tartışmanın önemli bir bölümü seçim yapılmadığı için büyüyor.

“Belediyeye el konuldu…”

“Seçilmiş başkan görevden alındı…”

“Meclis aritmetiği değiştirildi…”

“Başkanvekilliği başka partiye geçti…”

“Belediye başkanı parti değiştirdi…”

Bütün bunların üzerine bir de “Seçim olsaydı ne olurdu?” sorusu ekleniyor.

Bu sorunun cevabı aslında çok basit:

Sandık.

***

Adalar'da yaşananlardan sonra bu mızrak artık bu çuvala sığmıyor.

Mesele yalnızca bir belediyeyi kimin yöneteceği değil.

Mesele, seçmenin verdiği oyun ne kadar süreyle geçerli olduğu.

31 Mart 2024'te vatandaş oy verdi. Başkanını seçti, meclisini seçti, siyasi iradesini ortaya koydu.

Aradan iki buçuk yıl geçmeden siyasi tablo değişti.

Seçmene hiç sorulmadı.

İşte burada durmak gerekiyor.

Çünkü demokrasi, “Bir kere seçtin, gerisini biz hallederiz” sistemi değildir.

***

Öyleyse yapılması gereken belli.

Mümkün olan en erken tarihte yerel seçimlerin yenilenmesi.

Hangi belediyede yönetim değişmişse değişsin.

Hangi başkan görevden alınmışsa alınsın.

Hangi meclis üyesi istifa etmişse etsin.

Hangi siyasi parti bugün avantajlı görünüyorsa görünsün.

Sandık kurulsun, halk yeniden karar versin. Çıkan sonuç da herkes tarafından kabul edilsin. Böylece tartışmanın da bahanenin de önü kesilir.

Kimse “Belediyeye el konuldu” diyemez.

Kimse “Sandık iradesi gasp edildi” diyemez.

Kimse “Meclis aritmetiği masa başında değiştirildi” diyemez.

Çünkü son sözü yeniden halk söylemiş olur.

***

Türkiye'nin bugün ihtiyacı yeni bir siyasi manevra değil.

Yeni bir hesaplaşma ya da yeni bir hukuk tartışması hiç değil.

Sandık.

Hem de mümkün olan en kısa sürede.

Çünkü sandık yalnızca oy kullanılan bir kutu değildir.

Sandık, siyasetin meşruiyet kaynağıdır.

Sandık kurulmadığı sürece, herkes kendi hesabına göre konuşmaya devam eder.

Bugün yapılması gereken hakemin kararını tartışmak değil, hakemi yeniden sahaya çağırmaktır.

Milletin önüne sandığı koymaktır.

Sonra da çıkan sonuca herkesin saygı göstermesini sağlamaktır.

Çünkü demokrasinin en basit kuralı şudur:

Sandığı kurarsınız.

Millete sorarsınız.

Millet ne derse o olur.

Bunun adı da demokrasi olur.


Diğer köşe yazıları

FONDA MİLYAR, ALİAĞA'DA MİLYON...

Bütün bir ülke birkaç gündür yine milyarlarca liranın konuşulduğu skandalla çalkalanıyor. Bu kez adres belediyeler değil, borsa ve yatırım fonları. Konunun teknik tarafı uzun uzun anlatılabilir. Fonlar, portföy şirketleri, sığ hisseler, likidite, manipülasyon…

29 Eylül 2026 Salı 21:31 makaleler

Madem Ölçtünüz, Neden Hesaba Katmadınız? (2)

Bir önceki yazımızda bir sorunun peşine düştük. İzmir Büyükşehir Belediyesi "sürdürülebilir İzmir” diyor. Peki bu hesabın içinde Aliağa nerede?

27 Eylül 2026 Pazar 21:30 makaleler

SÜRDÜRÜLEBİLİR İZMİR'İN ALİAĞA'YA SÖYLEYECEĞİ NE? (1)

Bazen bir kentin geleceğini anlamak için meydanlarına, yollarına, yükselen binalarına bakmak yetmez. Bir de görünmeyen hesaba bakmak gerekir.

26 Eylül 2026 Cumartesi 22:24 makaleler

PARTİ YENİ, DÜZEN ESKİ...

Çocukken hepimizin başına gelmiştir. Parka gidersiniz, bakarsınız top sahası boş, yaşıtlarınızla bir heves takım kurar maç yapmaya başlarsınız. Sonra sizden iki üç yaş büyük ağabeyleriniz gelir, "çekilin kenara, biz oynayacağız” derler.

25 Eylül 2026 Cuma 11:07 makaleler

SEÇMEN İRADESİ NEREDE?

Artık bu işin çivisi çıktı… Elbette siyasetçiler de yargılanacak. Belediye başkanı da suç işlediyse hesabını verecek. Kaçma ya da delilleri karartma şüphesi varsa mahkeme gerekli kararı verecek. Bunların tamamı hukuk devletinin olağan süreçleridir.

24 Eylül 2026 Perşembe 11:20 makaleler