YEREL GÜNDEM 21... NEDEN YENİDEN KONUŞUYORUZ?
Geçen yazımızda 21 yıl önce hazırlanmış bir el kitabının sayfalarını açmıştık. Yerel Gündem 21'i konuşmuştuk. Bugün biraz daha ileri gidelim.
Bazı fikirlerin zamanı geçmez.
Sadece yeniden hatırlanmayı bekler.
Yaklaşık 20 yıl önce elime geçen bir kitapçığı geçtiğimiz
günlerde yeniden açtım.
Adı Yerel Gündem 21 El Kitabı.
İlk bakışta eski bir çalışma.
Şubat 2005 tarihli.
Aradan 21 yıl geçmiş.
Ama sayfalarını çevirdikçe ilginç bir şeyle karşılaştım.
Bugün Aliağa'da, Bakırçay'da, hatta Türkiye'nin birçok
kentinde konuştuğumuz sorunların önemli bir bölümünün aslında yıllar önce tarif
edildiğini gördüm.
Katılımcılık...
Yerel demokrasi...
Ortak akıl...
Sivil toplum...
Kamu ve özel sektör işbirliği...
Çevre...
Sürdürülebilir kalkınma...
Kent vizyonu...
Eylem planı...
Ve en önemlisi...
Kentte yaşayanların kendi kentlerinin geleceğinde söz
sahibi olması.
***
Peki Yerel Gündem 21 neydi?
Kısaca anlatayım.
Birleşmiş Milletler'in 1992 yılında Rio'da düzenlediği
Yeryüzü Zirvesi'nde kabul edilen Gündem 21'in 28. bölümü, yerel yönetimlere
önemli bir görev yüklüyordu.
Çünkü dünyadaki büyük sorunların önemli bir bölümü yerelde
yaşanıyordu.
O halde çözüm de yalnızca devletlerin, hükümetlerin ya da
merkezi kurumların işi olamazdı.
Kentlerin kendi geleceklerini konuşması gerekiyordu.
Belediye...
Kamu kurumları...
Meslek odaları...
Üniversiteler...
Sivil toplum...
Özel sektör...
Kadınlar...
Gençler...
Mahalleler...
Ve doğrudan yurttaşlar...
Bir araya gelecek, kentin sorunlarını birlikte belirleyecek,
öncelikleri birlikte saptayacak ve bunları somut bir yerel eylem planına
dönüştürecekti.
Türkiye'de YG-21 Programı 1997'den itibaren uygulanmaya
başladı.
2005 tarihli el kitabı da bu deneyimin nasıl
örgütlenebileceğini anlatıyordu.
Burada önemli bir ayrıntı var.
YG-21, sadece insanları bir salona toplayıp konuşturmak
değildi.
Asıl amaç;
sorunu belirlemek, önceliği seçmek, hedef koymak, proje
üretmek, sorumluyu belirlemek, finansman yaratmak ve sonucu ölçmekti.
Yani laf değil.
Eylem.
***
Peki sonra ne oldu?
YG-21 Programı zaman içerisinde sona erdi.
Ama geride çok önemli bir miras bıraktı.
Kent Konseyleri.
Bugün Kent Konseylerinin hukuki dayanağı 5393 sayılı
Belediye Kanunu'nun 76. maddesi.
2006 yılında çıkarılan Kent Konseyi Yönetmeliği ise bu
yapının çalışma esaslarını belirledi.
Yönetmelik, Kent Konseyini çok açık biçimde tarif ediyor:
Merkezi yönetim, yerel yönetim, kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşları ve sivil toplumun ortaklık anlayışıyla buluştuğu; kentin
sorunlarının, önceliklerinin ve vizyonunun sürdürülebilir kalkınma temelinde
belirlendiği, ortak akıl ve uzlaşmanın esas olduğu demokratik yapı.
Yani aslında bugün adına Kent Konseyi dediğimiz
yapının mayasında YG-21 var.
***
Burada bir soru sormamız gerekiyor.
Peki bugün Kent Konseyleri gerçekten bu işlevi yerine
getiriyor mu?
İşte benim bu yazı dizisine başlama nedenim tam olarak bu
soru.
Çünkü bir Kent Konseyi'nin var olması başka şeydir.
Kent Konseyi'nin kentin geleceğini şekillendirmesi başka
şey.
Toplantı yapmak başka şeydir.
Kent için ortak bir gelecek tasarlamak başka şey.
Konuşmak başka şeydir.
Karar üretmek...
Kararı takip etmek...
Sonucunu ölçmek...
Ve gerektiğinde hesabını sormak bambaşka şeydir.
***
Bence artık meseleyi biraz daha genişletmenin zamanı geldi.
Aliağa'yı yalnızca bir belediye sınırı içinde düşünmek bize
yetmiyor.
Çünkü Aliağa'nın sorunu yalnızca Aliağa'nın sorunu değil.
Sanayi var.
Limanlar var.
Lojistik var.
Gemi söküm var.
Demir çelik var.
Enerji var.
Tarım var.
Kıyılar var.
Deniz var.
Çevre var.
İstihdam var.
Göç var.
Ulaşım var.
İZBAN var.
Kentleşme var.
Ve bütün bunların ötesinde Bakırçay var.
Dolayısıyla Aliağa'nın geleceğini konuşacaksak, Bakırçay'ı
konuşmadan bunu yapamayız.
Bergama'yı...
Dikili'yi...
Kınık'ı...
Menemen'i...
Foça'yı...
Aliağa'yı...
Birbirinden kopuk ilçeler olarak değil, birbirini etkileyen
bir bölgesel sistem olarak düşünmek zorundayız.
***
İşte tam burada 21 yıl önce yazılmış o kitap yeniden anlam
kazanıyor.
Ama elbette 2005'e dönmek için değil.
Tam tersine...
2005'teki fikri 2026'nın koşullarıyla yeniden düşünmek
için.
Çünkü dünya değişti.
İklim değişikliği artık geleceğin konusu değil.
Enerji dönüşümü başladı.
Sanayide yeşil dönüşüm konuşuluyor.
Karbon ayak izi ekonomik bir kavram olmaktan çıkıp ticaretin
ve rekabetin konusu haline geliyor.
Su kaynakları daha önemli hale geliyor.
Afet riski büyüyor.
Dijital teknolojiler yurttaş katılımının biçimini
değiştiriyor.
Veri, kent yönetiminin en önemli araçlarından biri haline
geliyor.
Ve bütün bunların ortasında Aliağa, Türkiye'nin en önemli
sanayi ve lojistik merkezlerinden biri olarak duruyor.
***
O halde neden Yerel Gündem 21'i yeniden konuşmayalım?
Ama bu kez eski modeli kopyalamadan.
Bugünün Aliağa'sına göre yeniden düşünerek.
Belki adına yine YG-21 demeyiz.
Belki Aliağa-Bakırçay Yerel Gündemi deriz.
Belki başka bir isim buluruz.
İsim çok önemli değil.
Önemli olan zihniyet.
Belediye her şeyi bilir anlayışından çıkmak.
Sadece belediyenin yapmasını beklemekten çıkmak.
Sanayiciyi yalnızca yatırımcı olarak görmekten çıkmak.
Sivil toplumu yalnızca toplantıya çağrılan bir unsur
olmaktan çıkarmak.
Kent Konseyini yalnızca belirli günlerde toplanan bir yapı
olmaktan çıkarmak.
Ve yurttaşı sadece seçimden seçime hatırlamamak.
***
Önümüzdeki yazılarda tam olarak bunu sorgulayacağız.
Aliağa'nın bugün gerçekten bir kent vizyonu var mı?
Kent Konseyi nasıl daha etkili hale getirilebilir?
Aliağa'nın sanayi gücü kentin ortak geleceği için nasıl
kullanılabilir?
Çevre ve sanayi arasında gerçekten bir ortaklık
kurulabilir mi?
Aliağa Körfezi için ortak bir kıyı politikası
oluşturulabilir mi?
Gemi söküm sektöründe yeni bir dönüşüm mümkün mü?
Bakırçay Havzası'nı birlikte düşünmek neden zorundayız?
Tarım, sanayi, lojistik ve çevre aynı masaya
oturtulabilir mi?
Gençler ve kadınlar gerçekten karar süreçlerine dahil
edilebilir mi?
Mahalle ölçeğinde katılım yeniden kurulabilir mi?
Aliağa'nın çevre, ulaşım, enerji, su ve sanayi verileri
herkesin görebileceği açık bir sisteme dönüştürülebilir mi?
Ve belki en önemlisi...
Bütün bunlar sadece konuşulabilir mi, yoksa gerçek
projelere dönüştürülebilir mi?
Benim derdim tam da bu.
Yeni bir toplantı düzenlemek değil.
Yeni bir kurul oluşturmak değil.
Yeni bir tabela asmak hiç değil.
Gerçekten çalışan bir ortak akıl mekanizması kurulabilir
mi?
***
Çünkü Aliağa'nın artık yalnızca bugünü yönetmeye değil,
geleceğini tarif etmeye ihtiyacı var.
Bunun için de belediye başkanından daha fazlasına...
Meclisten daha fazlasına...
Kent Konseyinden daha fazlasına...
Sanayiciden daha fazlasına...
Sivil toplumdan daha fazlasına ihtiyaç var.
Hepsinin aynı masada oturmasına ihtiyaç var.
Ve o masada herkesin kendi hesabına değil, kentin hesabına
konuşmasına...
Belki de 21 yıl önce söylenen en önemli söz buydu.
Yerel demokrasi, yalnızca seçimden seçime sandığa gitmek
değildir.
Kent yönetimi, yalnızca belediye başkanının işi değildir.
Kent dediğimiz şey...
O kentte yaşayan herkesindir.
Şimdi sıra şu soruda:
Aliağa kendi geleceğini birlikte konuşmaya hazır mı?
Bence artık hamasi siyasetten ve kısır kayıkçı kavgalarından
sıyrılıp bu soruyu sormanın tam zamanı.










