Denetim Raporu mu, İhmallerin İtirafı mı?
Zamanında çok yazdık, çizdik, anlattık ama dinletemedik. Hatta bu nedenle hain ilan edildik, rakip aday lehine çalışmakla suçlandık, disiplin listelerinde anıldık.
Aliağa Belediyesi’nin 2025 yılı denetim raporu yine
raflardaki yerini aldı.
Ama mesele zaten o raflar…
Çünkü Aliağa’da denetim raporları okunmak için değil,
unutulmak için yazılıyor.
Her yıl aynı uyarılar…
Her yıl aynı başlıklar…
Her yıl aynı savunma: “Her şey mevzuata uygun.”
Oysa gerçek başka.
Bu yılın raporunu satır satır incelediğinizde karşınıza
çıkan şey yeni bir tablo değil.
Tam tersine, geçmiş yıllardan devralınmış hataların aynen devam ettiği, hatta
bazı alanlarda daha da derinleştiği bir yönetim anlayışı.
***
2025 raporunun en çarpıcı verisi şu:
- İhale
sayısı yarıya düşüyor
- Toplam
maliyet yaklaşık %40 artıyor
Yani daha az ihale, daha çok para.
Buna başarı diyen varsa, önce bu matematiği izah etsin.
Enflasyon diyerek bu tabloyu açıklamaya çalışmak, akılla
alay etmektir. Çünkü ortada sadece fiyat artışı değil, açık bir planlama
zafiyeti var.
Bu tablo şunu söylüyor:
Aliağa’da kaynaklar planlı değil, parça parça ve günü kurtarma refleksiyle
harcanıyor.
Ama evet…
“Yasal.”
Türkiye’de en tehlikeli cümle de tam olarak bu zaten:
“Yasal ama…”
***
Ocak ayında iptal edilen ihaleler…
Mayıs ayında yeniden yapılan sözleşmeler…
Arada geçen 5 ay.
Bu ülkede 5 ay demek, maliyetin katlanması demek.
Peki bu gecikme neden?
Gerçekten teknik bir zorunluluk mu?
Yoksa zaman kazandıran bir alışkanlık mı?
Şunu net söyleyelim:
Geciken ihale, büyüyen fatura demek.
Ve o fatura doğrudan vatandaşın cebinden çıkıyor.
***
Artık ezberlenmiş bir tabloyla karşı karşıyayız:
Aynı firmalar…
Aynı işler…
Aynı yöntem…
Bu sadece bu yıla ait değil.
Geçmiş denetim raporlarında da aynı başlıklar, aynı
eleştiriler vardı.
Değişen tek şey rakamların büyümesi.
Doğrudan temin, kanunda istisna olarak tanımlanır.
Aliağa’da ise bu yöntem artık ana yol haline gelmiş durumda.
İşler bölünüyor, parçalanıyor, küçük kalemlere ayrılıyor…
Ve sonuçta rekabet ortadan kalkıyor.
Bu bir teknik tercih değil.
Bu bir yönetim tercihi...
***
Araç kiralama meselesi artık bir maliyet tartışması değil,
bir zihniyet meselesi.
Yıllardır aynı şey söyleniyor:
“Bu parayla filo kurulur.”
Ama kurulmuyor.
Neden?
Çünkü kiralama artık bir yöntem değil, bir düzen haline
gelmiş.
Her yıl artan ödemeler…
Her yıl büyüyen bağımlılık…
Bu tablo, kaynak yönetimi değil; kaynak aktarma yöntemidir.
İnatla sürdürülen bir harcama alışkanlığıdır.
***
Milyonlarca liralık çiçek…
Organizasyon harcamaları…
Temsil giderleri…
Şimdi herkesin kendine sorması gereken soru şu:
Aliağa’nın önceliği bu mu?
Üstelik bu harcamaların belli firmalar etrafında dönmesi,
“bu ilçede başka esnaf yok mu?” sorusunu da beraberinde getiriyor.
Bu tercih neye göre, kime göre?..
***
Ortadaki tabloyu süslemeye gerek yok:
- Artan
borç yükü
- Zayıflayan
nakit akışı
- Biriken
yükümlülükler
“Limitler içinde kalıyoruz” demek, risk olmadığı anlamına
gelmez.
Geliri giderini karşılamayan bir yapı, er ya da geç bir
bedel öder.
Ve o bedel genelde şöyle ödenir:
ya hizmetten kısılır ya da eldeki varlıklar elden çıkarılır.
***
Aliağa’da sorun denetim yapılmaması değil.
Denetim yapılıyor.
Raporlar yazılıyor.
Eleştiriler dile getiriliyor.
Ama değişen hiçbir şey yok.
Çünkü sorun teknik değil.
Sorun bir yönetim anlayışı.
Sorun, eleştiriyi duymayan, uyarıyı önemsemeyen, aynı
yöntemlerde ısrar eden bir bakış açısı.
***
Her yıl aynı cümle kuruluyor:
“Her şey mevzuata uygun.”
Ama artık şu gerçeği herkes görüyor:
Mevzuata uygunluk, kamu yararı demek değildir.
Eğer;
- aynı
hatalar tekrar ediyorsa
- aynı
firmalar öne çıkıyorsa
- borç
büyüyorsa
- kaynaklar
verimsiz kullanılıyorsa
orada sorun vardır.
Ve o sorun artık gizlenemeyecek kadar büyümüştür.
Aliağa’da mesele artık rapor yazmak değil…
raporları ciddiye almamak.
Ve en kritik soru şu:
Bu ısrarın bedelini kim ödeyecek?
Cevap belli.
Her zaman olduğu gibi:
Aliağa halkı.










