DÜNYA STANDARTLARINDA İSTİFA!..
Dün yayınladığımız "Aliağa Belediyesinde Kapsamlı Değişiklik” haberimizin ardından; sessiz sedasız bu işi kotarmak isteyen Sayın Serkan Acar'ın "dünya standartlarında belediyecilik” açıklamasını okudum.
Dün yayınladığımız “Aliağa Belediyesinde Kapsamlı Değişiklik” haberimizin ardından; sessiz sedasız bu işi kotarmak isteyen Sayın Serkan Acar’ın “dünya standartlarında belediyecilik” açıklamasını okudum.
Biz o haberi yapmasaydık, bu açıklama olur muydu, bilemiyorum. Önemli de değil.
Çünkü hamasi bir kaç cümleden ötesi yok açıklamanın içerisinde.
İtiraf edeyim, bir an durup düşündüm.
Acaba biz Aliağa’da başka bir belediyede mi yaşıyoruz?
Çünkü Sayın Başkan’ın anlattığı belediye ile bizim yıllardır
tanık olduğumuz belediye arasında ciddi bir fark var.
***
2014 yılında, göreve geldiği ilk günlerde 104 belediye
çalışanının işine son verilmesiyle başlamıştı bu hikâye.
O dönem “tasarruf” denildi.
“Personel fazlalığı” denildi.
“Bankamatik işçiler” denildi.
104 kişi işinden oldu.
Üstelik o günlerde işten çıkarılanların önemli bölümünün
siyasi kimlikleri üzerinden hedef alındığı yönünde ciddi iddialar da kamuoyuna
yansıdı. CHP Aliağa İlçe Başkanı Özcan Durmaz, işten çıkarılanların tamamına
yakınının CHP üyesi olduğunu söylemişti.
Daha fazlasının da olacağı konuşuldu.
Ama gelen tepkiler, başlayan eylemler, kurulan çadırlar,
siyasi baskılar derken sayı orada kaldı.
***
Sonra ikinci dönem geldi.
2019...
Serkan Acar ikinci kez belediye başkanı seçildi.
Ve bu kez belediyede çok daha büyük bir operasyon başladı.
Seçimden sonraki aylarda 187 işçinin işine son verildi.
Dönemin haberlerinde bu işçilerin yaklaşık 100'ünün kadrolu olduğu
belirtiliyordu.
Yıllarca Aliağa Belediyesi'ne emek vermiş insanlar bir anda
kapının önüne konuldu.
Çadırlar kuruldu.
Eylemler yapıldı.
İşçiler direndi.
Ve o direnişin içinde Mehmet Emin Şavur da vardı.
35 yaşındaydı.
İki çocuk babasıydı.
Belediyede yıllarca çalışmıştı.
İşinden çıkarıldıktan sonra bir yandan işe geri dönmek için
mücadele ederken bir yandan da kanser hastalığıyla mücadele etti.
26 Eylül 2019'da hayatını kaybetti.
Genel-İş'in açıklamasında, Şavur'un işten çıkarıldıktan kısa
süre sonra kanser hastalığını öğrendiği ve direnişte ön saflarda yer aldığı
belirtiliyordu.
Şimdi bütün bunları bir kenara bırakalım.
Çünkü mesele sadece işten çıkarılanlar değil tabii...
Mesele, bir yönetim anlayışının yıllar içinde nasıl
şekillendiği.
***
Sayın Acar'ın belediye başkanlığı dönemlerine baktığınızda
başka bir şey daha görüyorsunuz.
Her dönem birileri öne çıkarıldı.
Birileri kullanıldı.
Birileri başkan adına konuştu.
Birileri başkan adına karar verdi.
Birileri başkan adına kavga etti.
Sonra...
Kullanım süresi doldu.
Ve aynı insanlar bir anda günah keçisi oldu.
Bir kenara bırakıldılar.
İsimleri unutuldu.
Bugün onların birçoğunun adını hatırlayan bile yok.
Çünkü başkanın yanında kalmanın bir kuralı var gibi
görünüyor.
Elindekiyle yetineceksin.
“Yeter gari” denildiğinde “tamam” diyeceksin.
Daha fazlasını istemeyeceksin.
***
Ama ne zaman ki palazlandın...
Ne zaman ki “Ben de söz sahibiyim” demeye başladın...
Ne zaman ki sana verilenden daha fazlasını istemeye kalktın...
İşte o zaman mevzu değişiyor.
Kulislerde anlatılanlara göre kimi başkanlık makamında
yaşanan tartışmalarla, yediği dayaklarla gündeme geldi.
Kimi elindekini avucundakini de kaybetti.
Kimi bir anda yok oldu.
Ve Aliağa'da hep aynı cümle dolaştı:
“Başkan iyi de...”
İlk dönemi hatırlayın.
Ne diyorduk?
“Başkan iyi ama Ömercik kötü.”
“Başkanı yanlış yönlendiriyor.”
“Başkanın çevresindekiler yanlış yapıyor.”
“Başkan aslında böyle değil.”
Sonra Ömercik gitti.
Ve biz baktık...
Başkan hâlâ işten atmaya doymuyor.
Belediyede hâlâ tartışmalar bitmiyor.
İhaleler, doğrudan teminler, belli isimler, belli şirketler,
belli bağlantılar üzerinden yıllarca tartışılıyor.
Ve insan ister istemez geçmişte başkanın çevresindeki bazı
isimlere yöneltilen suçlamaları yeniden düşünüyor.
Hatta insanın aklına Şener Şen’in Namuslu filmindeki şu
replik geliyor Ömercik için:
“Meğer namusluymuş namussuz!..”
***
Şimdi gelelim bugüne...
Bu kez karşımızda toplu istifa var.
Sayın Başkan diyor ki:
“Bu; İzmir standartlarını esas alan belediyecilik
anlayışından istifa etmek, dünya standartlarında belediyecilik anlayışına
yelken açmaktır.”
Güzel söz.
Kulağa da hoş geliyor.
Ama biraz düşünelim.
Toplu istifa nedir?
Yeni seçilmiş, yeni göreve gelmiş bir yönetici kendi çalışma
ekibini oluşturmak ister.
İdari kadro da kendi iradesiyle görevlerinden ayrılır.
Bu başka bir şeydir.
Ama yaklaşık 13 yıldır belediye başkanlığı yapan bir
yönetici, kendi döneminde göreve getirdiği idari kadroların tamamından istifa
istiyorsa...
Burada biraz durmak gerekir.
Çünkü ortada “gönüllü istifa” meselesinden çok daha farklı
bir durum vardır.
İstifa dilekçesi vermek başka şeydir.
İstifaya zorlanmak başka şey.
Mobbing başka şey.
İdari tasarruf başka şey.
Görevden almak başka şey.
Tüm bunları birbirine karıştırmamak gerekir.
Bir memurun istifası, kendi iradesiyle görevinden
çekilmesidir.
Eğer yönetici “istifa et” diyorsa, burada artık gönüllülük
tartışması başlar.
Ve asıl soru şudur:
O dilekçe gerçekten özgür iradeyle mi verildi?
Yoksa “Ben senden istifa istiyorum” denildiği için mi?
***
Çünkü geçmiş deneyimler ortada.
2014'te 104 kişi...
2019'da 187 kişi...
Çadırlar...
Direnişler...
İşten çıkarmalar...
Ve sonunda Mehmet Emin Şavur...
Bütün bunları yaşamış bir belediye çalışanının bugün önüne
konulan istifa dilekçesine bakarken “Acaba ne olur?” diye düşünmesi çok normal
değil mi?
“İmzalamazsam ne olur?”
“Karşı çıkarsam ne olur?”
“Bana ne yapılır?”
“Ben de yıllar önce kapının önüne konulanlar gibi olur
muyum?”
İşte bu nedenle burada “gönüllü istifa” kelimesini
kullanırken biraz daha dikkatli olmak gerekiyor.
Çünkü korku varsa gönüllülük tartışmalıdır.
Baskı varsa gönüllülük tartışmalıdır.
Mobbing varsa gönüllülük tartışmalıdır.
***
Sayın Başkan gerçekten yönetimde bir aksama olduğunu
düşünüyorsa...
Elinde yetki var.
Hangi birimin çalışmadığını tespit eder.
Hangi yöneticinin başarısız olduğunu ortaya koyar.
Performansını değerlendirir.
Gerekirse görevden alır.
Yerine daha başarılı olduğunu düşündüğü kişiyi getirir.
Bunun adı da idari tasarruftur.
Ama “Ben bütün kadromdan istifa istedim, onlar da istifa
etti” dediğinizde, ister istemez şu soru ortaya çıkar:
Bu kadro gerçekten başarısız mıydı?
Eğer öyleyse...
Bu insanları kim göreve getirdi?
Yaklaşık 13 yıldır bu belediyeyi kim yönetiyor?
Bu kadroları kim seçti?
Kim terfi ettirdi?
Kim yetki verdi?
Kim bu insanlarla yıllarca çalıştı?
Ve daha önemlisi...
Bunların topluca başarısız olduğunu nasıl şimdi fark
ettiniz?
***
Dünya standartlarında belediyecilik böyle mi olur?
Dünya standartlarında belediyecilikte liyakat vardır.
Şeffaflık vardır.
Hesap verebilirlik vardır.
Kurumsallık vardır.
Hukuk vardır.
Ve en önemlisi...
Kurumlar kişilerden bağımsızdır.
Belediye başkanı değişir.
Müdür değişir.
Başkan yardımcısı değişir.
Ama kurum devam eder.
Çünkü belediye başkanının şahsi şirketi değildir.
Belediye kamu kurumudur.
***
Bugün yaşananları “yeni sayfa” diye açıklamak kolay.
“Dünya standartlarına yelken açıyoruz” demek de kolay.
Ama asıl mesele şu:
Yeni sayfa açıyorsanız, eski sayfanın hesabını da vermeniz
gerekir.
Çünkü Aliağa halkı hafızasız değil.
104 kişiyi hatırlıyor.
187 kişiyi hatırlıyor.
Çadırları hatırlıyor.
İşçilerin direnişini hatırlıyor.
Mehmet Emin Şavur'u hatırlıyor.
Başkanın çevresinde olup sonra bir anda yok olanları
hatırlıyor.
Ve bugün “istifa” denilen şeyin arkasında gerçekten ne
olduğunu da sorguluyor.
***
Şimdi herkesin merak ettiği soru şu:
Bu gerçekten bir istifa mı?
Yoksa istifa görüntüsü altında bir görev değişikliği mi?
Eğer gerçekten istifaysa...
Neden toplu?
Eğer gerçekten gönüllüyse...
Neden aynı anda?
Eğer gerçekten başarı ölçüsü ise...
Neden bütün kadro başarısız?
Eğer gerçekten yeni vizyon ise...
Bu vizyonun eski kadrolarla hangi gerekçelerle yürüyemediği
neden açıklanmıyor?
Ve eğer gerçekten “dünya standartlarında belediyecilik”
hedefleniyorsa...
Bu standardın ilk şartı olan şeffaflık ve hesap
verebilirlik neden bu kadar eksik?
***
Bir de işin başka bir tarafı var.
Sayın Başkan'ın açıklamasındaki şu cümleye tekrar bakalım:
“Bu; İzmir standartlarını esas alan belediyecilik
anlayışından istifa etmek, dünya standartlarında belediyecilik anlayışına
yelken açmaktır.”
İyi de Sayın Başkan...
Yaklaşık 13 yıldır Aliağa'yı siz yönetiyorsunuz.
İzmir standartlarının üzerinde olduğunu söylediğiniz
belediyeyi de siz yönettiniz.
Şimdi dünya standartlarına çıkacaksanız...
Bugüne kadar neyi yanlış yaptığınızı da bir zahmet söyleyin.
Çünkü insanın aklına ister istemez şu geliyor:
13 yıldır belediyeyi yöneten sizseniz, elinizde mevcut
kadrodan daha yetenekli, daha liyakatli insanlar varsa, bugüne kadar neden
onları kenarda tuttunuz?
13 yılın sonunda başarısız olan kadrodan önce, onları bu
kadar zaman görevde tutan, başarısızlığı görmeyen ya da göz ardı eden kendinize
de bir performans değerlendirmesi yapmanız gerekmez mi?
***
Koskocaa bir belediye başkanı, yönetiminde hangi noktalarda
aksama ve tıkanıklık olduğunu tespit eder, ona göre, sadece yetersiz personele
görevden el çektirirdi. Seçildiği günden bu yana kendi göreve getirdiği idari
kadronun tamamının yetersiz olduğunu iddia ederek yeni vizyon için kadro
değişikliğine gidildiğine ancak ve ancak rahmetli Kadir İnanır...
Vallahi Aliağa'da bugün gelinen nokta bu...
Haa; bir çift söz de yerel siyasette üç maymunu oynamaya devam eden Aliağamızın güzide çifte "ana" muhalefet partilerine olacak ama, sözü şimdilik fazla uzatmayalım, onları bir sonraki yazımıza bırakalım.










