DÜNYA STANDARTLARINA DOĞRU GİDERKEN...
Geçen yazımızda Aliağa Belediyesi'ndeki toplu istifaları yazmıştık. Sayın Serkan Acar da açıklamasını yaptı. "Dünya standartlarında belediyecilik anlayışına yelken açıyoruz” dedi. Güzel. Biz de şimdi bu yelkenin rüzgârını biraz daha yakından incel
Geçen yazımızda Aliağa Belediyesi'ndeki toplu istifaları yazmıştık.
Sayın Serkan Acar da açıklamasını yaptı.
“Dünya standartlarında belediyecilik anlayışına yelken
açıyoruz” dedi.
Güzel.
Biz de şimdi bu yelkenin rüzgârını biraz daha yakından
inceleyelim.
Çünkü son günlerde kulağımıza gelenler doğruysa mesele
sadece “yeni sayfa açmak” değil.
Mesele çok daha başka.
***
Bize ulaşan iddialara göre Sayın Başkan'ın toplu istifa
istemesinin asıl nedeni, belediyenin bazı idari kadrolarında oluştuğu ileri
sürülen yozlaşma.
Haksız kazanç iddiaları...
İşlerin savsaklandığı iddiaları...
Akçeli işlere ilişkin söylentiler...
Kamu görevinin kişisel çıkar için kullanıldığı iddiaları...
Ve bunların Sayın Başkan tarafından daha önce çeşitli
zamanlarda bazı yöneticilere hatırlatıldığı, uyarılar yapıldığı...
Ancak düzelme olmayınca da toplu istifa yoluna gidildiği
söyleniyor.
Eğer durum gerçekten buysa...
O zaman Sayın Başkan'ın aldığı kararın sonuna kadar
arkasında durmak gerekir.
Ama bir şartla.
Kurunun yanında yaş da yanmayacak.
***
Çünkü eğer belediyede kamu görevini kişisel menfaat için kullananlar
gerçekten varsa...
Eğer gerçekten haksız kazanç sağlayanlar varsa...
Eğer gerçekten akçeli işlere bulaşanlar, belediyenin işini
savsaklayanlar varsa...
Bunların üzeri örtülmemeli.
Tam tersine...
Kim oldukları ortaya çıkarılmalı.
Ne yaptıkları açıklanmalı.
Varsa elde edilen haksız menfaat tespit edilmeli.
Ve konu sadece belediye içinde yapılan bir görev
değişikliğiyle kapatılmamalı.
Gerekiyorsa adli ve idari süreç başlatılmalı.
Çünkü burası bir şirket değil.
Burası Aliağa Belediyesi.
Harcanan para belediye başkanının parası değil.
Müdürün parası değil.
Başkan yardımcısının parası değil.
Aliağa halkının parası.
***
Ama işin bir de başka tarafı var.
Bize ulaşan iddialar arasında öyle şeyler var ki...
İnsan ister istemez soruyor:
Bu belediyede gerçekten iki ayrı dünya mı oluştu?
Bir tarafta aldığı maaşla ay sonunu getirmeye çalışan
belediye çalışanları...
Diğer tarafta ise gelirleriyle yaşam standartları arasında
ciddi fark olduğu ileri sürülen bazı idari kadro mensupları...
Örneğin istifası alınanlardan bazılarının belediyeye Porsche
marka ve benzeri araçlarla geldiği iddia ediliyor.
Bazılarının maaşları ve bilinen ailevi gelirleriyle
açıklanamayacak ölçüde yüksek bir yaşam standardına sahip olduğu söyleniyor.
Şakran'da, Foça'da yazlıklar...
Lüks yaşam...
Ve iddialara göre idari kadronun önemli bir bölümü
Aliağa'nın en yüksek gelir grubunun yaşadığı Yalı Mahallesi'nde oturuyor.
Şimdi...
Bunların hiçbirini kesinleşmiş bir gerçek olarak yazmıyorum.
Altını özellikle çiziyorum.
Bunlar bize ulaşan iddialar.
Ama kamunun da sormaya hakkı var.
Bir belediye yöneticisinin mal varlığı ve yaşam standardı,
aldığı kamu maaşıyla açıkça örtüşmüyorsa...
Bunun sorulması ayıp mıdır?
Hayır.
Tam tersine...
Kamu görevlisi açısından son derece doğal bir denetim
sorusudur.
***
Çünkü mesele Porsche değildir.
Mesele yazlık da değildir.
Mesele Yalı Mahallesi'nde oturmak da değildir.
İnsan kendi parasıyla Porsche de alabilir.
Foça'da da yazlık alabilir.
Şakran'da da ev sahibi olabilir.
Bunda hiçbir sorun yok.
Sorun şudur:
Bu hayatın bedeli nereden geliyor?
Geliriniz belli.
Maaşınız belli.
Ailenizin bilinen gelirleri belli.
Yaşam standardınız da ortada.
Arada açıklanması gereken bir fark varsa...
Kamuoyu bunu sormakta sonuna kadar haklıdır.
Üstelik kamu görevlisiyseniz...
Bu soruya kızmak yerine cevap vermeniz gerekir.
***
Bizi asıl ilgilendiren ise başka bir iddia.
Bazı idari kadro mensuplarının belediye personelini kendi
özel işlerinde kullandığı ileri sürülüyor.
Hafta sonları...
Evlerinde...
Yazlıklarında...
Kendi işlerinde...
Belediye personelinin çalıştırıldığı söyleniyor.
Sorulduğunda ise savunmanın şu minvalde olduğu ifade
ediliyor:
“Biz onları destek olmak için mesai saatleri dışında
çağırıyoruz.”
“Bütçelerine katkıda bulunuyoruz.”
“Belediyenin araç ve gereçlerini kullanmıyoruz.”
İyi de...
Bir dakika!
Asıl soruyu soralım.
O personel size:
“Ben gelmek istemiyorum.” dese ne olur?
Gerçekten hiçbir şey olmaz mı?
Yoksa pazartesi günü belediyedeki çalışma hayatı değişir mi?
Görevi değişir mi?
Amiri değişir mi?
Performansı birden düşer mi?
Mobbinge uğrar mı?
Bir süre sonra “bu arkadaş verimli çalışmıyor” denilir mi?
Kısacası...
O personel sizin çağrınıza gitmezse, belediyedeki işini
kaybetme veya baskıya maruz kalma ihtimalini gerçekten sıfır kabul edebilir
miyiz?
İşte mesele tam da burada.
Çünkü kamu personelinin amiriyle arasındaki ilişki eşit iki
yurttaşın ilişkisi değildir.
Biri emir verir.
Diğeri uygular.
Dolayısıyla “Kendi isteğiyle geldi” demek, meseleyi
bitirmez.
Açıklığa kavuşması gereken durum şudur:
Gerçekten kendi isteğiyle mi geldi?
***
Şimdi Sayın Başkan'a dönelim.
Eğer size ulaşan bu iddiaların bir bölümü bile doğruysa...
Bu toplu istifaların arkasında sizinle birlikte duralım.
Hatta daha fazlasını yapmanız gerektiğini düşünüyorum.
Ama ince eleyip sık dokuyarak...
Kim ne yapmış?
Kim ne yapmamış?
Kim sadece kötü yönetimin kurbanı olmuş?
Kim işini yapmamış?
Kim kamu imkanını kendi çıkarına kullanmış?
Kim haksız kazanç sağlamış?
Kim sadece hakkında dedikodu üretilmiş bir kamu görevlisi?
Adil olmak adına bunların tamamı birbirinden ayrılmalı.
***
Sayın Başkan...
Eğer gerçekten belediyede bir yozlaşma tespit ettiyseniz...
Çıkın anlatın.
“Şu konularda sorun tespit ettik.” deyin.
“Şu uygulamalara son veriyoruz.” deyin.
“Şu kişiler hakkında idari inceleme başlattık.” deyin.
“Gerekirse savcılığa başvuracağız.” deyin.
İnanın kimse bundan rahatsız olmaz.
Tam tersine...
Aliağa halkı “Nihayet!” der.
Çünkü halkın istediği şey aslında çok basit:
Belediyenin parasına sahip çıkılması.
Belediyenin imkanlarına sahip çıkılması.
Belediye personelinin hakkının korunması.
Ve kamu görevini kendi çıkarına kullanan varsa onun
hesabının sorulması.
***
Ama Sayın Başkan...
Burada bir başka sorumluluğunuz daha var.
Şehr-ül Emin olarak...
Aliağa'nın emanetçisisiniz.
Eğer gerçekten belediyenin parasına, malına, imkanlarına
veya personeline yönelik usulsüzlükler tespit ettiyseniz...
Bunların üzerini örtemezsiniz.
“İstifasını aldım, konu kapandı.” diyemezsiniz.
Çünkü istifa başka şeydir.
Sorumluluk başka şey.
İdari görevden ayrılmak başka şey.
Varsa kamu zararının hesabını vermek başka şey.
***
Bir de şu soruyu sormak zorundayız:
Neden daha önce müdahale edilmedi?
Eğer yıllardır biliyorsanız...
Neden yıllarca görevde kaldılar?
Eğer bilmiyorsanız...
Bu kadar geniş bir belediye teşkilatı nasıl denetlendi de
gözden kaçtı?
Eğer uyardınız da düzelmedilerse...
Neden sadece istifa?
Neden soruşturma değil?
Neden inceleme değil?
Neden hesap sorma değil?
İşte dünya standartları dediğimiz şey tam da burada
başlıyor.
***
Çünkü dünya standartlarında belediyecilik sadece yeni müdür
atamak değildir.
Dünya standartlarında belediyecilik;
“Benim adamım” dememektir.
“Bana yakın” dememektir.
“Bana karşı gelmedi” dememektir.
“İşimi gördü” dememektir.
Liyakat demektir.
Denetim demektir.
Şeffaflık demektir.
Hesap verebilirlik demektir.
Ve en önemlisi...
Kamu malının bir kuruşuna bile göz dikenin karşısında
durmak demektir.
***
Şimdi top Sayın Başkan'da.
Biz iddiaları duyduk.
Yazdık.
Burada da dursun.
Sayın Başkan Amerika'dan döndüğünde elbette bu iddialara
verecek bir cevabı olacaktır.
Kim haksız yere suçlanıyor?
Kim gerçekten yanlış yaptı?
Kim hakkında hangi işlem yapılacak?
Varsa kamu zararı ne kadar?
Varsa hangi soruşturmalar açılacak?
Varsa hangi dosyalar adli makamlara gönderilecek?
Bunların cevabını merak ediyoruz.
Ve söz veriyoruz...
Sayın Başkan cevap verdiğinde yayınlarız.
Hem de aynen.
Çünkü bizim derdimiz birilerini suçlamak değil.
Doğru neyse onu bulmak.
***
Bir şeyi de peşinen söyleyelim.
Eğer gerçekten belediyenin içinde bir yozlaşma varsa...
Eğer gerçekten kamu görevi kişisel çıkarlara alet
edildiyse...
Eğer gerçekten belediye personeli özel işlerde
kullanıldıysa...
Eğer gerçekten kamu kaynakları amacı dışında
kullanıldıysa...
Biz o istifaların sonuna kadar arkasındayız.
Ama bir şartla.
Kurunun yanında yaşı yakmayacaksınız.
Adalet toplu kıyım değil, kimin suçlu, kimin masum olduğunu
ayırabilmektir.
***
Ve son söz...
Sayın Başkan yıllardır Aliağa'yı yönetiyor.
Bugün “yeni sayfa” açmak istiyor.
Peki...
Yeni sayfanın ilk cümlesi ne olacak?
“Eski kadro gitti.” mi?
Yoksa...
“Eski yanlışlar bitti.” mi?
İkincisini yazarsa...
Biz de alkışlarız.
Hem de hiç yüksünmeden.
Çünkü gazetecilik sadece eleştirmek değildir.
Doğru yapılanı da teslim etmektir.
Ama önce...
Doğrunun gerçekten ne olduğunu görelim.
Sayın Başkan...
Top sizde.
Biz kalemi bırakmadık.
Sadece cevabınızı bekliyoruz.










