Madem Ölçtünüz, Neden Hesaba Katmadınız? (2)
Bütün bir ülke birkaç gündür yine milyarlarca liranın konuşulduğu skandalla çalkalanıyor. Bu kez adres belediyeler değil, borsa ve yatırım fonları. Konunun teknik tarafı uzun uzun anlatılabilir. Fonlar, portföy şirketleri, sığ hisseler, likidite, manipüla
Bir önceki yazımızda bir sorunun peşine düştük.
İzmir Büyükşehir Belediyesi “sürdürülebilir İzmir” diyor.
Peki bu hesabın içinde Aliağa nerede?
Bu kez raporun sayfalarını biraz daha karıştıralım.
Çünkü Aliağa açısından asıl ilginç olan, raporda ne yazdığı
kadar neyin yazılmadığı.
***
İzmir Büyükşehir Belediyesi 2025 Kurumsal Sürdürülebilirlik
Raporu’nu 24 Eylül’de kamuoyuna açıkladı.
206 sürdürülebilirlik projesinden söz ediliyor.
30 ilçeyi ortak bir sistemde buluşturacak İzmir
Sürdürülebilirlik Haritası hazırlanıyor.
Bin 820 kişiye sürdürülebilirlik eğitimi verilmiş.
333 Yeşil Yakalı personel görev yapıyor.
Güzel.
Bunların hepsi yapılabilir, ölçülebilir işler.
Fakat bir de Aliağa gerçeği var.
İşte orada iş biraz karışıyor.
Çünkü İzmir Büyükşehir Belediyesi Aliağa’nın çevresel yükünü
dün öğrenmedi.
Tam tersine, yıllar önce bizzat kendisi araştırdı.
2019’da Büyükşehir Meclisine verilen önergeyle Aliağa ve
yakın çevresinde hava, su ve toprak kirliliğinin boyutlarının bilimsel olarak
belirlenmesine karar verildi.
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile TÜBİTAK Marmara
Araştırma Merkezi devreye girdi.
Çalışma 16 ay sürdü.
Kış ve yaz dönemlerinde ölçümler yapıldı.
Ortaya yaklaşık 640 sayfalık bilimsel rapor çıktı.
Yani Aliağa için “veri yok” deme lüksümüz yok.
Veri var.
Hem de az buz değil.
***
Ege Üniversitesi’nin toprak ve bitki araştırmasında 162
toprak, 177 bitki örneği kış döneminde; aynı sayıda örnek de yaz döneminde
incelendi.
Horozgediği, Çakmaklı, Bozköy ve sanayi tesislerinin yoğun
olduğu bölgelerde alınan örneklerde kurşun, kadmiyum, arsenik, nikel, demir,
mangan, krom, bakır, kobalt, molibden, alüminyum ve kalay gibi elementlerin
konsantrasyonlarının referans bölgelere göre daha yüksek olduğu raporlandı.
Arsenik açısından da bazı örneklerde sınır değerlerin
üzerinde sonuçlar bulundu.
Bitki örneklerinde de özellikle demir-çelik sanayisi,
petrokimya, gemi söküm tesisleri ve cüruf geri kazanım alanlarının çevresinde
çeşitli ağır metaller açısından yüksek konsantrasyonlar tespit edildi.
Bunlar benim yorumum değil, Büyükşehir Belediyesinin
öncülüğünde hazırlanan bilimsel çalışmaların sonuçları.
Üstelik mesele yalnızca 2022’de kalmış da değil.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2026
Temmuz ayı hava kalitesi verilerine dayanan güncel haberlerde Aliağa
istasyonunda karbonmonoksit ölçümünün 2025 Temmuzuna göre yaklaşık 4,7 kat
arttığı bildirildi.
Aliağa-Bozköy istasyonunda da PM10 değerinin yükseldiği
görüldü.
Şimdi durup sormak gerekiyor.
Biz bu kenti ne zaman sürdürülebilir hale getireceğiz?
***
Üstelik Aliağa’nın yükü sadece bacalardan ibaret değil.
Aliağa Liman Başkanlığının verilerine göre bölgedeki yetki
sahasında 13 farklı kıyı tesisi bulunuyor ve limanlarda ayda ortalama 450 gemi
hareketi gerçekleşiyor.
Bu hareketliliğin ülke genelindeki elleçleme miktarındaki
payı yüzde 10,43 olarak veriliyor.
Bir de gemi söküm bölgesi var.
Türkiye’nin tek gemi geri dönüşüm tesisleri burada.
2026 yılında hazırlanan imar planı raporunda bölgede 22
lisanslı firmanın faaliyet gösterdiği, tesislerin dünya gemi söküm
faaliyetlerinde üçüncü sırada yer aldığı belirtiliyor.
Yani Aliağa sıradan bir sanayi ilçesi değil.
Enerji, petrokimya, demir-çelik, limanlar, gemi söküm var.
Ağır vasıta trafiği var.
Bunların her biri tek başına bir çevresel etki yaratıyor.
Hepsi aynı yerde toplandığında ise başka bir kavram devreye
giriyor:
Kümülatif etki.
Yani tek tek tesislere bakıp “Bu tesisin etkisi sınır değer
içinde” demek yetmiyor.
Aynı havayı soluyan, aynı suyu kullanan, aynı toprağın
üzerinde çalışan onlarca faaliyetin toplam yüküne bakmak gerekiyor.
Nitekim Aliağa için hazırlanan bilimsel çalışmalara ilişkin
daha sonraki değerlendirmelerde de gemi sökümünün ve demir-çelik tesislerinin
bölgenin temel kirlilik kaynakları arasında yer aldığı, bölgenin taşıma
kapasitesinin aşıldığı yönündeki değerlendirmeler kamuoyuna yansıdı.
Şimdi bir soru daha:
Bütün bunlar İzmir’in sürdürülebilirlik hesabında nerede?
***
İşte burada 2025 Sürdürülebilirlik Raporu ile Aliağa’nın
gerçekliği arasında bir mesafe oluşuyor.
Rapor İzmir’i 30 ilçesiyle birlikte sürdürülebilirlik
haritasına taşımak istiyor.
Fakat Aliağa gibi çevresel yükü olağanüstü yoğun bir ilçenin
kendine özgü göstergelerini ayrıca görmeden hazırlanacak bir harita ne kadar
gerçekçi olur?
Bir başka ifadeyle…
Aliağa’yı Bornova ile, Karaburun ile, Beydağ ile aynı
sürdürülebilirlik cetveline koyup sonra “İzmir’in sürdürülebilirlik
performansı” demek yeterli mi?
Değil...
Çünkü herkesin sorunu aynı değil.
Herkesin taşıdığı yük aynı değil.
Herkesin gelecekte karşı karşıya kalacağı risk de aynı
değil.
Aliağa’nın ayrı bir hesabı olmak zorunda.
***
Daha ilginç olanı şu.
Büyükşehir Belediyesinin 2025 sürdürülebilirlik raporunda
sera gazı hesabı yapılırken sanayi ve havacılığın dahil edildiği toplam 2018
emisyonu 25 milyon 92 bin 331 ton CO₂e olarak veriliyor.
Karşılaştırılabilirlik amacıyla sanayi ve havacılık dışarıda
bırakıldığında kullanılan baz rakam ise 15 milyon 282 bin 340 ton.
Arada yaklaşık 9,8 milyon tonluk fark var.
Bu 9,8 milyon tonun Aliağa’ya ait olduğunu söylemek mümkün
değil.
Zaten rapor da böyle bir şey söylemiyor.
Ama tam da bu nedenle başka bir soru sormak gerekiyor.
Sanayi emisyonlarını hesaba katıyorsak, bu emisyonların
coğrafi dağılımını neden ilçeler bazında daha açık görmüyoruz?
Aliağa ne kadar?
Menemen ne kadar?
Torbalı ne kadar?
Çiğli ne kadar?
İzmir’in sanayi yükünün hangi ilçelerde toplandığını
bilmeden ilçe bazında sürdürülebilirlik politikası nasıl oluşturacağız?
İşte eksik olan tam da bu.
Genel toplam var.
Hedef var.
Yüzde 40 azaltım hedefi var.
2050 hedefi var.
Fakat Aliağa’nın bu hedef içindeki payını, yükünü, riskini
ve değişimini gösteren herkesin anlayabileceği bir ilçe hesabı yok.
Oysa sürdürülebilirlik dediğimiz şey tam olarak
ölçülebilirlik değil mi?
***
Bir başka örnek daha.
İzmir Büyükşehir Belediyesi 2025 raporunda hava kalitesiyle
ilgili kendi izleme sistemlerinden söz ediyor.
Oysa Aliağa’da mesele artık yalnızca kaç tane istasyon
olduğu meselesi değil.
Ölçümün nerede yapıldığı, hangi kirleticilerin ne sıklıkta
ölçüldüğü, sonuçların nasıl değerlendirildiği ve bu sonuçların hangi kararlara
dönüştüğü önemli.
Nitekim 2026 yılında TBMM’ye verilen bir soru önergesinde
Aliağa-Horozgediği ve çevresindeki hava kirliliği ölçüm verilerinin neden
düzenli ve anlık paylaşılmadığı, ayrıca son 10 yılda termik santral, gemi
söküm, demir-çelik ve çimento tesislerinde kaç kez yasal sınır değerlerin
aşıldığı soruldu. Bunlar soru önergesindeki sorular; henüz yanıtlanmış resmi
sonuçlar ortada yok.
Fakat sorunun kendisi bile bize bir şey anlatıyor.
Aliağa’nın çevre hesabında hâlâ cevaplanmamış sorular var.
***
Bir de işin daha can sıkıcı tarafı var.
2025 yılında Aliağa Belediyesi, gemi söküm bölgesinin
belediye iştiraki APAŞ'ın tasarrufuna geçmesinin ardından yaptığı ilk
incelemelerde tehlikeli atıkların çevreye zarar verecek biçimde depolandığını,
bazı alanların üzerinin toprakla kapatıldığını açıkladı.
Belediye, ilgili kurumlara ihbarda bulunduğunu duyurdu.
2026’da ise gemi söküm alanının genişletilmesine ilişkin
yeni bir ÇED süreci gündeme geldi.
Yani sorun geçmişte kalmış değil.
Bugün de devam ediyor.
Hatta yeni kapasite tartışmalarıyla birlikte yeniden önümüze
geliyor.
Şimdi bütün bunları üst üste koyalım.
Bilimsel raporlar.
Ağır metal bulguları.
Hava kalitesi verileri.
Sanayi.
Limanlar.
Gemi söküm.
Yeni kapasite talepleri.
Artan ulaşım yükü.
Ve bütün bunların ortasında “sürdürülebilir İzmir”.
***
İşte bizim itirazımız burada başlıyor.
Sürdürülebilirlik raporu hazırlanmasına değil.
206 proje yapılmasına değil.
İzmir Sürdürülebilirlik Haritası hazırlanmasına hiç değil.
Aliağa’nın gerçek yükünü biliyorsak, bunu neden ayrı bir
hesapta göstermiyoruz?
2019’da yola çıkıp 2022’de yüzlerce sayfalık bilimsel
çalışma hazırlıyorsak, bu çalışmaların sonuçlarını 2025 sürdürülebilirlik
raporunun içine neden daha görünür biçimde koymuyoruz?
Aliağa’nın havasını, suyunu, toprağını, kıyısını, sanayi
yükünü, liman trafiğini, gemi sökümünü, ağır metal baskısını aynı tabloda neden
göstermiyoruz?
Bence sürdürülebilirlik tam da burada sınanıyor.
Rapor yazmak kolay.
Hedef koymak da kolay.
Asıl mesele, kentin en zor gerçeğini o raporun içine
koyabilmek.
Aliağa gerçeğini.
***
Aliağa’ya yıllardır aynı cümleyi söylüyoruz:
“Türkiye’nin üretim üssü.”
Doğru.
Peki bunun yanına başka bir cümle koyabilecek miyiz?
“Türkiye’nin üretim üssü olan Aliağa, aynı zamanda kendi
çevresel yükünü ölçen, açıklayan ve yöneten bir kenttir.”
İşte bunu henüz söyleyemiyoruz.
Çünkü elimizde parçalar var.
Ama bütün fotoğraf yok.
Oysa Aliağa’nın ihtiyacı yeni bir slogan değil.
Yeni bir broşür hiç değil.
Aliağa’nın gerçek çevresel bilançosuna ihtiyacı var.
Hangi tesis ne kadar emisyon üretiyor?
Hangi sektör ne kadar su kullanıyor?
Ne kadar atık çıkıyor?
Hangi kirletici hangi bölgede yoğunlaşıyor?
Toprakta ne birikiyor?
Denizde ne birikiyor?
Hava hangi gün, hangi saat, hangi bölgede ne kadar
kirleniyor?
Limanların ve ağır taşıt trafiğinin yükü ne?
Gemi sökümün toplam etkisi ne?
Ve bütün bunların sonunda…
Aliağa’nın taşıma kapasitesi nedir?
İşte gerçek sürdürülebilirlik hesabı budur.
Bu hesabı yapmadan “sürdürülebilir Aliağa” demek bana biraz
erken geliyor.
Çünkü mesele artık çevreyi sevip sevmemek değil.
Mesele, elimizdeki veriye rağmen gerçeği görüp görmemek.
Ve galiba Aliağa’nın bugün en çok ihtiyacı olan şey de tam
olarak bu:
Gerçeği bütün çıplaklığıyla görmek.










