SEÇİM SİSTEMİ SİL BAŞTAN MI?
Bülent PINARBAŞI
cesotti35@gmail.com

SEÇİM SİSTEMİ SİL BAŞTAN MI?

Hep aynı yanlışı yapıyoruz. Bugünkü hataya isyan ederken, bağırıp kahrolurken; asıl sebepleri, yanlışın nereden ve ne zaman başladığını düşünmeyi atlıyoruz.

22 Ağustos 2026 Cumartesi 01:22 makaleler

Hep aynı yanlışı yapıyoruz.

Bugünkü hataya isyan ederken, bağırıp kahrolurken; asıl sebepleri, yanlışın nereden ve ne zaman başladığını düşünmeyi atlıyoruz.

Bunu yapmadığımız sürece de aynı kısır döngünün içinde yuvarlanıp duruyoruz.

Şimdi yine öyle bir noktadayız.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişini hatırlatarak, “Önümüzdeki süreçte sistemin ruhuna uygun, siyasi istikrarı ve demokratik gelişimi esas alan bir anlayışla siyasi partiler ve seçim sisteminin de yeniden düzenlenmesi gerekmektedir” dedi.

Her ne kadar bu sözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yeniden seçtirebilmek için yapılacak revizyona yol açmak maksatlı söylenmiş olsa da…

Ne güzel.

Demek ki birileri de sonunda seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşünmeye başlamış.

Biz bunu yeni söylemiyoruz.

***

13 Ocak 2026 tarihinde “Muhtarlık Kurumu Yeniden Düşünülmeli mi?” diye yazmışız.

Demişiz ki;

Şehirlerde, hele hele büyükşehirlerde, bugünkü muhtarlık sisteminin gerçekten ne işe yaradığını artık tartışmamız gerekiyor.

Çünkü vatandaşın yıllar önce muhtarlığa giderek aldığı birçok belgeyi bugün birkaç dakikada e-Devlet üzerinden alabiliyor.

Ama mesele sadece muhtarlığın yaptığı işler değil.

Asıl mesele mahallelerin yerel yönetimde gerçekten temsil edilip edilmediği.

Bugünkü belediye meclislerinde mahallelerin doğrudan bir karşılığı yok.

Meclis üyeleri mahallelerden seçilmiyor.

Partilerin hazırladığı listelerden seçiliyor.

Listeyi kim hazırlıyor?

Parti yönetimleri…

Peki liste hazırlanırken kimlerin sözü geçiyor?

Hemşeri dernekleri…

Aşiretler…

Güçlü aileler…

Siyasi ağırlığı olanlar…

Kulis yapabilenler…

Sonra da adına “demokratik temsil” diyoruz.

***

Benim önerim basitti.

Muhtarlık sistemi ya kaldırılmalı ya da bugünkü haliyle devam etmek yerine başka bir işlev kazandırılmalı.

Her mahalle, belediye meclisinde kendisini temsil edecek kişiyi doğrudan seçsin.

Mahalle kendi temsilcisini seçsin.

O kişi belediye meclisinde mahallesinin hakkını arasın.

Yolu bozuksa söylesin.

Parkı yoksa söylesin.

İmar problemi varsa söylesin.

Altyapısı eksikse söylesin.

Belediye bir karar alırken, o kararın mahallede neye karşılık geldiğini anlatsın.

Böylece belediye meclisi, parti genel merkezlerinin, hemşeri derneklerinin, güçlü ailelerin ve bilmem neyin pazarlık masası olmaktan çıkıp gerçekten mahallelerin meclisi haline gelsin.

Bunu da ben 13 Ocak’ta yazmışım.

Daha dün değil.

Daha dün gibi…

***

19 Aralık 2025’te de “BELEDİYE SEÇİMİ ODALARDAN BAŞLAR” diye yazmışız.

Orada da başka bir şey söylüyoruz.

Seçimlere üç ay kala, beş ay kala belirlenen, hatta zaman zaman atanan adaylarla belediye başkanlığı kazanılamaz diyoruz.

Çünkü seçim sandıkta başlamıyor.

Seçimden çok önce başlıyor.

Oda seçimlerinde…

Dernek seçimlerinde…

Sendikalarda…

Sivil toplum örgütlerinde…

Mahallelerde…

Esnafın arasında…

Kentin sosyal hayatında…

Kim kimin yanında?

Kim kimin adamı?

Kim kime borçlu?

Kim kime diyet ödeyecek?

Bunlar seçim günü ortaya çıkmıyor.

Çok daha önce hazırlanıyor.

Sonra da biz sandık başına gidip “demokrasi kazandı” diyoruz.

Hadi oradan!..

***

Şimdi bütün bunları neden anlatıyorum?

Çünkü Bahçeli’nin sözleriyle birlikte seçim sistemi yeniden konuşulmaya başlandı.

Demek ki;

Başka insanlar da görüyor.

Başka insanlar da söylüyor.

Başka insanlar da mevcut sistemin artık ihtiyaca cevap vermediğini düşünüyormuş...

İşte bunun önemi burada.

Sorun Ankara’nın merkezinde konuşulmaya başlanmışsa, artık mesele herhangi bir gazetecinin, akademisyenin, hatta sade vatandaşın fikri olmaktan çıkar.

Sistemin problemi haline gelir.

***

Şimdi gelelim işin en can alıcı yerine.

Para!..

Siyasetin parayla ilişkisine.

Bugün bir belediye başkanlığı seçimini kazanmak için ne kadar para gerektiğini hepimiz biliyoruz.

Afişler…

Bilboardlar…

Gazeteler…

Televizyonlar…

Sosyal medya…

Araçlar…

Konvoylar…

Toplantılar…

Yemekler…

Organizasyonlar…

Adam çalıştırmalar…

Ve daha neler neler…

Milyonlarca lira.

Bazı seçimlerde öyle rakamlar konuşuluyor ki, insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Bu adam milletvekili olduğunda, belediye başkanı olduğunda beş yıl boyunca alacağı maaşla, seçilmek için harcadığı parayı geri kazanabilecek mi?

Kazanamayacak.

Peki o zaman?

İşte zurnanın zırt dediği yer burası.

***

Elbette her siyasetçi yolsuzluk yapmıyor.

Her aday harcadığı parayı geri kazanmak için makamını kullanmıyor.

Ama sistemin yarattığı tehlike bu maalesef…

Bir insan siyasi makamı elde edebilmek için servetinin önemli bir bölümünü harcıyorsa, bunun karşılığını nereden çıkaracak?

Maaşından mı?

Hayır.

O zaman makamın getirdiği imkânlar devreye girecek haliyle.

Komisyon…

İhale…

İmar…

Ruhsat…

Arsa…

Belediye şirketleri…

Yakın çevre…

Eş dost…

Ve daha sayamayacağımız nice alan…

İşte siyaseti kirleten şey bazen insanın kendisinden önce sistemin kendisidir.

Yanlış düzen, doğru insanı bile zaman içerisinde bozabilecek bir zemin yaratır.

İlk düğme yanlış iliklendikten sonra diğerlerinin doğru olmasını beklemek boşuna.

***

Yıllardır şunu söylüyoruz:

Siyaset bir meslek olmamalı.

Siyaset zenginleşme aracı olmamalı.

Siyaset yatırım aracı hiç olmamalı.

Siyasete giren insan “Ben bu kadar para harcadım, beş yıl sonra bunun karşılığını almalıyım” hesabı yapmamalı.

Çünkü siyasetçinin sermayesi para değil, fikir olmalı.

Bilgi olmalı.

Liyakat olmalı.

Dürüstlük olmalı.

Toplumda karşılığı olmalı.

Ama bugün parası olmayan insanın siyasette yükselmesi o kadar kolay değil.

Ne kadar liyakatli olursanız olun…

Ne kadar dürüst olursanız olun…

Ne kadar iyi eğitim almış olursanız olun…

Paranız yoksa önünüzde ciddi bir engel var.

Çünkü seçim kazanmak para istiyor.

Aday olmak para istiyor.

Kendinizi tanıtmak para istiyor.

Parti içerisinde etkili olmak bile çoğu zaman para istiyor.

Sonra da dönüp “Neden siyasette temiz insanlar yok?” diye soruyoruz.

Nasıl olsun?

Bu sistemde ekmek kavgasıyla ideoloji bir arada nasıl yürüsün?

***

Siyasetin bir yanda müteahhitlerin, öte yanda mücahitlerin elinden kurtarılması gerektiğini de yıllardır söylüyoruz.

Bu sözden rahatsız olan varsa da kusura bakmasın.

Siyasetin sermaye gruplarının oyuncağı olmasını da…

Dini duyguların siyasette bir güç ve çıkar aracına dönüştürülmesini de…

Siyasetçinin arkasında para babası aramak zorunda kaldığı bir düzeni de istemiyorum.

Çünkü kesin olan şu ki; parası olmayanın siyasete giremediği yerde demokrasiden bahsedilemez!

***

Peki ne yapacağız?

Bağış sistemini yasaklamak yerine şeffaf hale getirebiliriz.

Adaylar seçim döneminde yasal bağış toplayabilir.

Ama kimden ne kadar para geldiği belli olur.

Hangi aday ne kadar topladı, belli olur.

Nereye ne kadar harcadı, belli olur.

Bir şirket ne kadar bağış yaptı, belli olur.

O şirketin belediyeyle işi var mı, belli olur.

İhaleye giriyor mu, belli olur.

Seçimden sonra o şirketin belediyeden iş alıp almadığı da herkes tarafından görülebilir.

Olmaz mı?

Bal gibi olur.

Tek şartı var.

Şeffaflık.

Ve gerçek denetim.

***

Siyasi partilerin mali denetimi zaten Anayasa Mahkemesi tarafından yapılıyor. Sayıştay da bu denetime yardımcı oluyor.

Ama mesele yalnızca seçimden sonra parti hesaplarına bakmak değil.

Seçim döneminde akan parayı da görmek gerekiyor.

Kim kimin kampanyasını finanse ediyor?

Hangi şirket hangi adaya destek veriyor?

Bu desteğin karşılığında ne bekleniyor?

Bunların hepsi kayıt altında olmalı.

Siyasetçinin mal varlığı seçimden önce neydi?

Seçimden sonra ne oldu?

Görev süresinin sonunda ne oldu?

Bunlar da sorgulanmalı.

Böyle bir sistem kurulursa, siyasete para girer ama kirli para giremez.

İkisi aynı şey değil.

***

Bir de siyasi partiler meselesi var değinmemiz gereken…

Partiler gerçekten demokratik mi?

Yoksa genel başkanların, genel merkezlerin ve onların etrafında oluşan küçük grupların şirketi mi?

Mahallede üye var.

İlçede üye var.

İlde üye var.

Ama aday belirleme zamanı geldiğinde bütün bu insanlar bir anda figüran oluyor.

Sonra bir aday çıkıyor.

“Bizim adayımız” deniliyor.

Kim seçti?

Nerede seçti?

Kimin görüşü alındı?

Belli değil.

Sonra da vatandaşın karşısına çıkıp oy istiyoruz.

Olmaz arkadaş.

***

“İLLE DE ÇARŞAF LİSTE!..” diye yazmışız yıllar önce.

Parti içi demokrasiden söz etmişiz.

“SEÇİM DEĞİL, DEĞİŞİM...” demişiz.

Yani mesele yeni değil.

Bugün Bahçeli’nin açıklamasıyla birlikte yeniden gündeme gelmiş olması da bizim söylediklerimizi birdenbire doğru yapmıyor.

Bugün aynı meseleleri başka insanlar da konuşuyorsa, demek ki ortada gerçekten bir problem var.

***

Şimdi Ankara’da seçim sistemi yeniden konuşuluyor.

Seçim ittifakları…

Siyasi partiler…

Yerel yönetimler…

Meclis…

Muhtarlıklar…

Kayyum uygulaması…

Partilerin mali yapısı…

Bunların hepsi konuşuluyor.

Hangisi gerçekten yasalaşacak?

Hangisi kulis dedikodusu olarak kalacak?

Bugünden bilemeyiz.

Resmî bir paket açıklanmış değil.

Ama bir gerçek var.

Mevcut sistem tartışılıyor.

Ve tartışılması gerekiyor.

***

Çünkü Türkiye’nin seçim sistemi dünün Türkiye’sine göre kurulmuş.

Bugünün Türkiye’si başka.

e-Devlet var.

Sosyal medya var.

Dijital iletişim var.

Büyükşehirler var.

Bütünşehir düzeni var.

Köylerin mahalleye dönüşmesi var.

Siyasi partilerin yapısı değişti.

Seçmenin beklentisi değişti.

Şehirlerin nüfusu değişti.

İletişim biçimi değişti.

Ama biz hâlâ yıllar önce hazırlanmış seçim kurallarıyla bugünün siyasetini yönetmeye çalışıyoruz.

Olmuyor işte.

Olmadığı da ortada.

***

Yapılması gereken, birilerinin siyasi hesabına göre seçim yasası yazmak değil.

“Bu düzenleme bizim işimize yarar mı?” diye bakmak da değil.

Gerçek bir seçim reformu yapılacaksa, önce seçmenin hakkını düşünmek gerekir.

Mahallenin temsilini düşünmek gerekir.

Parti içi demokrasiyi düşünmek gerekir.

Paranın siyasetteki etkisini düşünmek gerekir.

Liyakatin önünü açmak gerekir.

Seçilen insanın seçmene hesap vermesini sağlamak gerekir.

Siyasetin finansmanını şeffaflaştırmak gerekir.

Ve en önemlisi…

Siyaseti yeniden toplumun malı haline getirmek gerekir.

***

Yoksa isimler değişir.

Partiler değişir.

İttifaklar değişir.

Seçim yöntemi değişir.

Ama düzen aynı kalır.

Biz de yine aynı şikâyetleri ederiz.

Aynı yolsuzlukları konuşuruz.

Aynı adamları suçlarız.

Sonra başka adamları seçeriz.

Ve beş yıl sonra yine aynı yere geliriz.

Oysa mesele kişiler değil.

Sorun sistemde.

İlk düğme yanlış iliklenmişse, gömleğin sonuna kadar yanlış gitmesi kaçınılmaz.

Şimdi o ilk düğmeyi düzeltme zamanı.

Bahçeli’nin açıklaması gerçekten böyle bir tartışmanın başlangıcı olacaksa, buyurun tartışalım.

Ama bu kez gerçekten tartışalım.

Kimin ne kazanacağını değil…

Türkiye’nin nasıl kazanacağını konuşalım.

Çünkü seçim sistemi, iktidara kimin geleceğini belirlemekten çok daha önemli bir meseledir.

Kimin, hangi şartlarda, kimin adına ve ne kadar hesap verebilir biçimde yönetebileceğini belirler.

Gerisi zaten sandığa kalır.