EGE'NİN İKİ YAKASINDA STRATEJİK GÜÇ MÜCADELESİ
Türkiye'de gündem o kadar hızlı değişiyor ki… Bir gün kurultay konuşuyoruz. Ertesi gün mahkemeyi. Sonra kongreleri, partileri, istifaları, ihraçları…
Türkiye’de gündem o kadar hızlı değişiyor ki…
Bir gün kurultay konuşuyoruz.
Ertesi gün mahkemeyi.
Sonra kongreleri, partileri, istifaları, ihraçları…
İçeride yaşanan siyasi hareketlilik elbette önemli.
Ama bir ülkenin geleceği sadece içeride olup bitenlerle
şekillenmiyor.
Dış politikayı da takip etmek zorundayız.
Komşularımızla ilişkilerimizi, çevremizde değişen dengeleri,
diğer ülkelerin attığı stratejik adımları ve Türkiye’nin bunlara nasıl karşılık
verdiğini de konuşmalıyız.
Çünkü dış politika bazen yüksek sesli açıklamalarla değil,
sessizce atılan adımlarla şekilleniyor.
Bir anlaşma imzalanıyor.
Bir savaş uçağı satın alınıyor.
Bir deniz alanı ilan ediliyor.
Bir enerji kablosu döşeniyor.
Bir ülke başka bir ülkeyle savunma işbirliği yapıyor.
Sonra yıllar geçiyor ve bakıyorsunuz ki o küçük adımlar,
büyük bir stratejinin parçaları haline gelmiş.
Yunanistan ile ilişkilerimize de biraz böyle bakmamız
gerekiyor.
***
Bir süre önce “EGE’Yİ YUNAN GÖLÜ SANIYORLARSA...” başlıklı
yazımızda, Türkiye’nin deniz millî parkları kararını ele almıştık.
O yazıda da söylemiştik.
Mesele sadece çevre değildi.
Haritaydı.
Türkiye’nin Ege’de kendi iradesini sahaya koymasıydı.
Yunanistan’ın tepkisi de zaten bunu gösterdi.
Bugün geldiğimiz noktada ise mesele deniz millî parklarının
çok ötesine geçmiş durumda.
Çünkü Ege artık yalnızca kıta sahanlığı ve karasuları
tartışmasının yaşandığı bir deniz değil.
Enerji…
Denizaltı kabloları…
İHA’lar…
Savaş uçakları…
Fırkateynler…
Hava savunma sistemleri…
F-35’ler…
KAAN…
Ve bunların arkasındaki ülkeler…
İsrail, Fransa, ABD ve Avrupa Birliği…
Taşlar yavaş yavaş yerinden oynuyor.
***
Yunanistan son yıllarda önemli bir stratejik tercih yaptı.
Türkiye ile aynı ölçekte bir askerî güç yarışına girmesinin
kolay olmadığını biliyor.
O zaman ne yapacaksınız?
Elinizdeki imkânları bir araya getireceksiniz.
Avrupa Birliği üyeliğini kullanacaksınız.
Fransa ile savunma ilişkilerini geliştireceksiniz.
ABD ile askerî bağları güçlendireceksiniz.
İsrail ile teknoloji ve savunma işbirliğini artıracaksınız.
Enerji projelerinde yeni ortaklar bulacaksınız.
Ve bütün bunları diplomasiyle birbirine bağlayacaksınız.
Yunanistan’ın son dönemde yaptığı biraz da bu.
***
31 Ağustos’ta İsrail ile Yunanistan arasında yaklaşık 3
milyar avroluk hava ve füze savunma sistemi anlaşması imzalandı.
Bundan önce ABD’den F-35 alımı için anlaşmalar yapıldı.
Fransa’dan fırkateynler alındı.
Enerji projelerine Fransız sermayesi girdi.
Yunanistan’ın 2036’ya kadar savunma modernizasyonuna
ayırdığı kaynak yaklaşık 28 milyar avro.
Tek tek bakıldığında bunların her biri birer savunma veya
ekonomi haberi.
Ama yan yana koyduğunuzda başka bir tablo çıkıyor.
Savunma.
Enerji.
Teknoloji.
Diplomasi.
Hepsi birbirine bağlanıyor.
***
Independent Türkçe’de yayımlanan bir değerlendirmede dikkat
çekilen nokta da burada önem kazanıyor.
Yunanistan’ın “harekât alanı” artık yalnızca Ege’deki askerî
faaliyetlerle sınırlı değil.
Hava savunması, İHA’lar, denizaltı kabloları, enerji
hatları, siber alan ve kritik altyapılar aynı güvenlik anlayışının içine
giriyor.
Yani artık Ege’de bir enerji kablosunu yalnızca enerji
kablosu olarak görmek mümkün değil.
Bir araştırma gemisini sadece bilimsel faaliyet olarak
değerlendirmek de…
Klasik güvenlik anlayışı değişiyor.
Askerî alan ile ekonomik alan arasındaki sınırlar giderek
ortadan kalkıyor.
***
Peki Türkiye?
Türkiye de boş durmuyor.
İHA ve SİHA’lar…
Savaş gemileri…
Elektronik harp…
Hava savunma…
Çelik Kubbe…
KAAN…
Savunma sanayiinde dışa bağımlılığı azaltma konusunda önemli
bir mesafe alındı.
ABD’nin KAAN’ın motorları konusunda Türkiye ile ilerleme
sağlaması da bu açıdan önemli.
Çünkü mesele sadece bugün kaç savaş uçağına sahip olduğumuz
değil.
Kendi savaş uçağımızı üretebilecek kapasiteye sahip olup
olamayacağımız.
Yunanistan İsrail’den hava savunma sistemi alıyor.
Türkiye ise kendi hava savunma mimarisini kurmaya çalışıyor.
Biri satın alarak zaman kazanıyor.
Diğeri üreterek bağımsızlık kazanmaya çalışıyor.
***
Burada bir parantez açmak gerekiyor.
“Bizim savunma sanayiimiz güçlü, sorun yok” demek ne kadar
yanlışsa, “Yunanistan çok silah aldı, dengeler tamamen değişti” demek de o
kadar yanlış.
Savaş sadece silah sayısıyla kazanılmıyor.
Ekonomiyle.
Lojistikle.
Teknolojiyle.
İnsan gücüyle.
İttifaklarla.
Ve uzun süre dayanabilme kapasitesiyle…
Yunanistan’ın önemli bir açmazı burada.
Çok pahalı sistemler alıyor.
Ama bunları sürekli çalışır durumda tutmak da çok pahalı.
Türkiye’nin ekonomik ve demografik kapasitesi daha büyük.
Savunma sanayii de giderek kendi ayakları üzerinde durmaya
çalışıyor.
Türkiye’nin de başka bir eksiği var.
Yunanistan’ın yaptığı gibi; ekonomik gücü, diplomatik
ilişkileri, hukuk tezlerini ve uluslararası ittifakları tek bir stratejinin
parçaları haline getirmekte daha fazla yol alınması gerekiyor.
***
İHA meselesi bunun küçük ama çarpıcı bir örneği.
Yunan basınında Türk İHA’ları ciddi biçimde tartışılıyor.
Çünkü düşük maliyetli bir İHA’ya karşı çok daha pahalı bir
savaş uçağı kaldırmak zorunda kalıyorsunuz.
Bu artık yalnızca askerî değil, ekonomik bir hesap.
Teknolojinin savaşı değiştirdiğini söylemek için Ukrayna’ya
bakmak bile yeterli.
Geleceğin savaşlarında pahalı olanın değil, doğru
teknolojiyi doğru yerde kullananın avantaj kazanacağı giderek daha fazla
görülüyor.
***
Bütün bunlara rağmen Türkiye ile Yunanistan arasındaki
olumlu gelişmeleri de görmezden gelmemeliyiz.
Ticaret var.
Turizm var.
Göç konusunda işbirliği var.
Deprem ve sivil koruma alanında ortak çalışmalar var.
İzmir ile Selanik arasında ekonomik ve kültürel bağlar var.
İki ülkenin insanları birbirini tanıyor ve iki ülke de
savaşın ağır ekonomik ve siyasi sonuçlarını biliyor.
Bu nedenle savaş kaçınılmaz değil ancak iki ülkenin de
savaştan çok işbirliğine ihtiyacı var.
Ama savaş istememek başka şey.
Hazırlıksız olmak başka.
Türkiye’nin Yunanistan ile barış içinde yaşamak istemesi,
Ege’deki haklarından vazgeçmesi anlamına gelmemeli.
Yunanistan’ın diplomasi istemesi de kendi tezlerinden
vazgeçtiği anlamına gelmiyor.
Devletler kendi çıkarlarını korur.
Bunu unutmamak gerekiyor.
***
Bundan önceki yazımızda bir cümle kullanmıştık:
“Devletler masada ne söyledikleri kadar sahada ne
yaptıklarıyla da konuşur.”
Bugün bu cümlenin daha da önemli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü artık Ege’de yalnızca gemiler ve uçaklar hareket
etmiyor.
Haritalar da hareket ediyor.
Enerji projeleri hareket ediyor.
Sermaye hareket ediyor.
İttifaklar hareket ediyor.
Ve bütün bunlar geleceğin güç dengelerini oluşturuyor.
Tarihte savaşlardan önce çoğu zaman haritalar çizildi.
Bugün de haritalar çiziliyor.
***
Bence Türkiye’nin bundan sonra yapması gereken çok açık.
Sadece “Mavi Vatan” demek yetmez.
Mavi Vatan’ın hukuku olacak.
Bilimi olacak.
Ekonomisi olacak.
Enerji politikası olacak.
Denizcilik politikası olacak.
Savunma sanayii olacak.
Diplomasisi olacak.
Ve bütün bunlar aynı stratejik hedefe yürüyecek.
Çünkü Yunanistan’ın yaptığı tam olarak bu.
***
Bir de işin insan tarafı var.
Ege’yi sadece savaş gemilerinin dolaştığı bir alan olarak
görmemeliyiz.
Ege’de balıkçı var.
Turizm var.
Ticaret var.
Doğa var.
İki ülkenin insanları var.
Dolayısıyla Türkiye’nin çıkarlarını savunmak ile
Yunanistan’la savaşmak arasında koca bir fark var.
Ana hedef savaş olmamalı.
Ama barış istiyoruz diye başkalarının çizdiği haritaya da
razı gelmemeliyiz.
***
Görünüşe göre, içeride kendi siyasi tartışmalarımıza
gömülmüş durumdayız.
Bu tartışmalar elbette önemli.
Ama dışarıda da bir dünya kuruluyor.
Yeni ittifaklar…
Yeni silahlar…
Yeni enerji yolları…
Yeni haritalar…
Ve Ege bütün bunların tam ortasında.
Biz içeride birbirimizle uğraşırken dışarıda birileri
gelecek 20 yılın hesabını yapıyor olabilir.
Bunu görmek zorundayız.
Çünkü Ege’yi sadece bugünün tartışmalarıyla değil, yarının
dengeleriyle okumak zorundayız.
Ege’yi Yunan gölü yapmak isteyen varsa buna itiraz ederiz.
Ancak Ege’yi savaş alanına çevirecek bir anlayışa da itiraz
etmeliyiz.
Çünkü Ege iki ülkenin arasında değil.
İki ülkenin ortak geleceğinin içinde.
***
Görülmesi gereken şu:
Ege’de asıl mesele denizi paylaşmak değil;
Ortak çıkarlar çerçevesinde geleceği paylaşabilmek…










