SEÇİM DEĞİL, DEĞİŞİM...
Zamanında çok yazdık, çizdik, anlattık ama dinletemedik. Hatta bu nedenle hain ilan edildik, rakip aday lehine çalışmakla suçlandık, disiplin listelerinde anıldık.
CHP Genel Merkezi’nin aldığı kongre kararı ile, il ve ilçe
örgütleri daha Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin yorgunluğunu
atamadan tekrar hummalı bir çalışmaya girişti.
Genel başkanın kim olacağı konusunda tartışmalar ve kulis
faaliyetleri yukarılarda devam ederken, gözden kaçan en önemli nokta, değişimin
önce tabandan başlaması gerektiği gerçeğidir. Çünkü; mevcut sistem ve
alışılageldik delege davranışıyla değişim sadece isimlerde olacak, anlayış aynı
kaldıkça başarı gelmeyecektir.
Partili-partisiz herkes CHP’nin kongre sürecine dair ahkam
kesiyor. Kılıçdaroğlu’nun başarısızlığı, istifa etmesi gerektiği dört-beş dönem
üst üste görev alanların fazlalığı ve daha birçok konuda gereksiz lakırdılar
dolanıp duruyor sosyal medyada, gazete köşelerinde, televizyonlardaki tartışma
programlarında.
Evet, saçma ve gereksiz tartışmalar…
Zaten kongre sürecine girilmiş. Aday olsa bile, Kılıçdaroğlu’nu
seçmemek CHP’li delegenin elinde. Parti meclisine aynı isimleri seçtirmemek ve
genel başkanı değiştirebilmek için yapılması gereken tek şey mahalle delegesi
seçimlerinden itibaren bu değişimi başlatmaktır. Belli isimlerin arkasında
öbeklenmiş, blok listelerle partiliye dayatılmış delege sistemiyle tabii ki ancak
havanda su dövülebilir.
Bu nedenle hep ve ısrarla çarşaf listenin öneminden
bahsediyoruz. Çarşaf liste olmalı ki, il ve ilçe başkanının güdümünde hareket
edecek, başkanın isteğine göre el kaldırıp indirecek yöneticiler yerine parti
üyelerinin takdirini kazanmış, iş yapacak değerli isimlerin şansı yükselsin,
tabandan gelen gençlerin önü açılsın… Çarşaf liste olmalı ki, ‘o grup bizden
değil’ diye seçimlerde küskünleri oynayıp kendini geri çeken kitleler de
mücadelenin içinde aktif olarak tutulabilsin…
Her neyse… Bu konuda
daha çok yazacağız, konuşacağız. İşin Ankara ayağını ileriki zamanlara bırakıp
adım adım ilerleyelim. Yani Aliağa’ya dönüp önce kendi kapımızın önünü
süpürelim.
Son iki yerel seçimde parti içi muhalefet ve kırgınlar
yüzünden belediye başkanlığı altın tepsi içinde Serkan Acar’a sunuldu.
Nedenini, niçinini zaten bütün partililer biliyor, tekrar anlatmaya gerek yok.
Ancak işin tuhaf tarafı, ilk yenilgiden sonra konuşup tartışıp ders çıkardığını
söyleyenlerin ikinci seçimde de aynı yanlışlarda ısrar etmesiydi. Bu şekilde
farklı sonuç çıkması da beklenemezdi.
Partili herkesin kendisinden başkasını ‘yanlış aday’ diye
tarif edip sözümona ‘dost meclisleri’nde dillendirmesi, adayın Aliağalılar nezdindeki
seçilme ihtimalini zaten en baştan yok ediyor. O ‘dost meclisi’ en yüksek
tirajlı dezenformasyon kaynağıdır halbuki. Öyle ya, kendi partilisinin bile
güvenmediği birine vatandaş nasıl güvensin de oy versin?..
Hatırlayın; 2014 seçimlerinde, İlçe binasında 9 aday adayı
bir arada ellerini havaya kaldırarak ‘Hangimiz aday gösterilirse onun
arkasındayız’ diye fotoğraf vermişti. Sonra ne mi oldu? O sözü yutan adaylardan
biri başka bir partiden kendini aday yaptı, oyları böldü; bir diğeri MHP adayına
desteğini açıkladı…
Hatta bazı aday adayları birleşip Ankara’ya gitti, Genel
Merkez’e ‘seçtiğiniz aday yerine içinizden herhangi birini gösterin’ dayatmasında
bile bulundu.
….
Sonrasında bir türlü belini doğrultamadı Aliağa CHP…
Kamplaşmış, kemikleşmiş gruplar iç muhalefetle partiyi iyice
dibe çekerken rakip siyasi partiler hiçbir şey yapmadan yerel iktidarı ele
geçirmenin keyfini çıkardı.
Parti içi birlik-beraberlik mesajları sadece lafta kaldı.
Herkes birlik-beraberliği ancak kendi adamı etrafında birleşme bütünleşme
olarak dayattı. Bu kısır çekişme ve çatışma ortamı samimi partililerin ve
gençlerin kendini geri çekmesine, CHP’ye temkinli yaklaşmasına yol açtı. Örgüt
giderek zayıfladı, kan kaybetti, üç beş soy ismin hakim olduğu küçük aile
şirketlerine döndü. İlçe başkanlığı ve yönetim bir o isme bir bu isme geçti ama
yönetimin idare edeceği bir parti ortada kalmadı.
Çok uzadı laf, kusura bakmayın ama madem değişim istiyoruz
ve kongre yapıyoruz, önceyi hatırlayıp ona göre yol haritası çıkarılması
gerekiyor.
Gelelim İlçe başkanı kim olacak sorunsalına…
Her şeyden önce; tek adam rejimine karşı duran bir partide
sadece başkanı değil, ekibini, yönetim kadrosunu da konuşmamız gerekiyor.
Yukarıda kamplaşmış, kemikleşmiş gruplardan bahsettik ya; öncelikle bu
gruplardan hiçbirinin kendini dışlanmış hissetmemesi, asgari sayıda yönetimde
kendisinin de temsil edildiğini hissetmesi gerek. Böylece parti içi muhalefet
en aza indirgenebilir ve örgüt tüm gücünü dışarıya, yerelde iktidar olmaya
harcayabilir.
İlçe başkan adayı kimseyle kavgası olmayan, küskünleri
yeniden partiye kazandıracak kadar alçakgönüllü, hakkında rakipler tarafından ‘dedikodu
da olsa’ kullanılacak malzeme bulunmayan, ‘o falancanın adamı’ yaftasına maruz
kalmayacak bir profil olmalı.
İlçe başkan adayı, daha önce kişisel hırslarıyla partiyi
zarara uğratmamış bir profil olmalı.
İlçe başkan adayı illa ki genç bir profil olmalı. Belli bir
yaşın üstünde ve/veya birkaç dönemdir partide aktif görev alanlara artık ‘bugüne
kadar verdiğiniz emekler için teşekkür ederiz, şimdi akil adam olarak dışarıdan
gençlere yol gösterin’ denmeli.
İlçe başkan adayı, bulunduğu mevkiye ipotek koyan delege
simsarlarına mesafeli olmalı.
İlçe başkan adayı, klasik 80 öncesi siyaset yerine çağın
gereklerine uygun politika üretebilen, vizyonuyla gençleri etkileyebilecek,
ilçenin sorunlarıyla ilgili aktif girişimlerde bulunmuş ve sonrasında da bunu
yapabileceği kanısını halk içinde oluşturmuş bir profil olmalı.
…
Peki bu koşulları karşılayabilen aday var mı?
Halihazırda ismi geçen iki ve olası beş aday içerisinde ipi
göğüsleyecek olan, yukarıda saydığımız maddelerden en fazlasına haiz olan
adaydır.
Siyaset ekip işidir. Ekibi en sağlam olan, kadrosuyla din, mezhep, memleket, etnik köken, kariyer gözetmeden partinin tüm kademelerini kucaklayıcı yönetim oluşturabilen aday, benim de adayımdır.
Yeni ilçe başkanı için oy verirken düşünülmesi gereken şudur: Biz değişim mi istiyoruz, seçim mi?
Genç CHP’liler eminim ki bu soruyu kendilerine soracak ve Aliağa için doğru adayı zaten seçecektir.
Yeter ki ‘eski çınarlar’ gölge etmesin…










