EGE'DE HARİTALAR ÇARPIŞIYOR (3)
Bülent PINARBAŞI
cesotti35@gmail.com

EGE'DE HARİTALAR ÇARPIŞIYOR (3)

Daha önce iki ayrı yazıda Ege'de yaşananların yalnızca iki komşu ülke arasındaki klasik anlaşmazlıklardan ibaret olmadığını anlatmaya çalışmıştık.

06 Eylül 2026 Pazar 22:16 makaleler

Daha önce iki ayrı yazıda Ege’de yaşananların yalnızca iki komşu ülke arasındaki klasik anlaşmazlıklardan ibaret olmadığını anlatmaya çalışmıştık.

Önce “Ege’yi Yunan gölü sanıyorlarsa...” dedik.

Ardından “Ege’nin iki yakasında stratejik güç mücadelesi”ni yazdık.

Şimdi Yunanistan’ın Türkiye’nin ilan ettiği deniz millî parklarına ilişkin son itirazına bakınca, o yazılarda anlatmak istediğimiz biraz daha net anlaşılıyordur sanırım.

Çünkü Atina’nın derdi gerçekten deniz kaplumbağaları, balıklar ya da çevre olsaydı, mesele bu kadar büyümezdi.

Mesele harita.

Daha doğrusu, hangi ülkenin hangi deniz alanında ne kadar söz sahibi olacağı.

***

Yunanistan, Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’de ilan ettiği deniz millî parklarının kendi iddia ettiği deniz yetki alanlarına denk gelen bölümlerini tanımadığını açıklıyor.

Türkiye’ye göre ise durum bambaşka.

Ve aslında iki tarafın da neyin kavgasını verdiğini anlamak için açıklamalardan çok haritalara bakmak yeterli.

Bir bölgeyi ilan edersiniz.

Koordinatlarını belirlersiniz.

Haritanıza işlersiniz.

Sonra o haritayı uluslararası platformlarda savunursunuz.

Yıllar sonra dönüp baktığınızda, bugün “çevre düzenlemesi” diye küçümsenen bir kararın aslında çok daha büyük bir stratejinin parçası olduğunu görebilirsiniz.

Yunanistan bunun farkında.

Türkiye’nin de farkında olması gerekiyor.

***

Asıl mesele de burada başlıyor.

Yunanistan yıllardır Ege’de adım adım alanını genişleten bir siyasi ve diplomatik strateji izliyor.

Adaların silahlandırılmasından deniz parklarına, deniz mekânsal planlamasından Avrupa Birliği üzerinden yürütülen diplomatik girişimlere kadar birbirinden bağımsız görünen pek çok hamle aynı resmin parçaları.

Türkiye ise çoğu zaman sadece bu hamlelere cevap veren taraf görüntüsü veriyor.

Atina bir adım atıyor.

Ankara itiraz ediyor.

Atina yeni bir tez ortaya koyuyor.

Ankara cevap veriyor.

Oysa artık yalnızca cevap vermek yetmez.

Oyunun kurallarını başkasının belirlemesine izin vermemek gerekir.

***

Burada “Mavi Vatan” meselesi de önem kazanıyor.

Mavi Vatan’ı yalnızca slogan haline getirirsek hiçbir anlamı kalmaz.

Hep dediğimiz gibi; Mavi Vatan’ın haritası olacak.

Hukuku olacak.

Diplomasisi olacak.

Ekonomisi olacak.

Enerjisi, deniz ticareti, balıkçılığı ve çevre politikası olacak.

Kısacası devlet politikası olacak.

Yoksa meydanlarda birkaç güçlü cümle söyleyip sonra karşı tarafın attığı her adıma nota vermekle strateji kurulmaz.

***

Yunanistan’ın bugünkü itirazı bu nedenle küçümsenecek bir diplomatik çıkış değildir.

Tam tersine, Türkiye’nin attığı adımın Atina tarafından nasıl okunduğunu gösteren önemli bir işarettir.

Onlar bunun bir çevre meselesinden ibaret olmadığını düşünüyor.

Biz neden hâlâ öyle düşünelim?

***

Üstelik burada garip bir durum da var.

Yunanistan kendi deniz alanlarında benzer düzenlemeler yaptığında bunu egemenlik tartışmasının dışında tutuyor.

Türkiye aynı şeyi yaptığında ise “hukuken geçersiz” ilan ediliyor.

Ne güzel dünya!

Kendi haritanızı çizerken çevre politikası...

Komşunuz kendi haritasını çizerken meydan okuma!

İşte tam da bu nedenle Türkiye’nin artık savunma refleksinden çıkıp kendi stratejisini ortaya koyması gerekiyor.

***

Elbette bütün bunların savaş anlamına gelmediğini özellikle söyleyelim.

Tam tersine.

Güçlü bir diplomasi, güçlü bir hukuk ve güçlü bir devlet politikası savaş ihtimalini azaltır.

Çünkü barış yalnızca “savaş istemiyoruz” demekle korunmaz.

Barış, karşı tarafın sizin haklarınızı görmezden gelmeye cesaret edemeyeceği bir denge kurabildiğiniz zaman korunur.

Ege’nin iki yakasındaki halkların birbirleriyle kavga etmek gibi bir derdi yok.

Ama devletlerin kendi çıkarlarını korumak gibi bir sorumluluğu var.

Türkiye’nin de var.

***

Bugün Ege’de yaşananları bu nedenle “Yunanistan yine Türkiye’ye meydan okudu” diye okumak eksik kalır.

Asıl mesele şu:

İki ülke geleceğin Ege’sini bugünden şekillendirmeye çalışıyor.

Biri harita çiziyor.

Diğeri karşılık veriyor.

Biri alan ilan ediyor.

Diğeri itiraz ediyor.

Biri Avrupa’ya gidiyor.

Diğeri nota veriyor.

Ve bütün bunlar olurken deniz sessizce duruyor.

Ama haritalar konuşuyor.

İşte bu yüzden Ege’de artık yalnızca dalgalara değil, haritalara da bakmak gerekiyor.

Çünkü bugün haritaya çizilen bir çizgi, yarın masada karşımıza “gerçek” diye konulabilir.

Ve o gün geldiğinde “Biz bunu nasıl fark etmedik?” diye sormanın hiçbir anlamı kalmaz.


Bülent PINARBAŞI diğer köşe yazıları

EGE'DE HARİTALAR ÇARPIŞIYOR (3)

Daha önce iki ayrı yazıda Ege'de yaşananların yalnızca iki komşu ülke arasındaki klasik anlaşmazlıklardan ibaret olmadığını anlatmaya çalışmıştık.

06 Eylül 2026 Pazar 22:16 makaleler

CHP'DEN YENİ PARTİ'YE KOMİSYON HEDİYESİ

Ne ilginç tesadüftür ki; Aliağa'da CHP'nin boşalan meclis komisyon üyeliklerinin yine CHP'liler tarafından Yeni Parti'ye hediye edilmesiyle yaklaşık aynı zamanlarda, CHP Parti Sözcüsü Müslim Sarı'nın açıklamaları da paat diye karşımıza çıkıverdi.

03 Eylül 2026 Perşembe 15:56 makaleler

DÜNYA STANDARTLARINDA İSTİFA!..

Dün yayınladığımız "Aliağa Belediyesinde Kapsamlı Değişiklik” haberimizin ardından; sessiz sedasız bu işi kotarmak isteyen Sayın Serkan Acar'ın "dünya standartlarında belediyecilik” açıklamasını okudum.

02 Eylül 2026 Çarşamba 11:11 makaleler

EGE'NİN İKİ YAKASINDA STRATEJİK GÜÇ MÜCADELESİ

Türkiye'de gündem o kadar hızlı değişiyor ki… Bir gün kurultay konuşuyoruz. Ertesi gün mahkemeyi. Sonra kongreleri, partileri, istifaları, ihraçları…

01 Eylül 2026 Salı 11:13 makaleler

EGE'Yİ YUNAN GÖLÜ SANIYORLARSA...

Türkiye'nin 16 Ağustos'ta aldığı iki karar var. Biri Fethiye-Kaş Deniz Millî Parkı. Diğeri Kuzey Ege Deniz Millî Parkı. İlk bakışta çevre kararı gibi görünüyor.

24 Ağustos 2026 Pazartesi 14:31 makaleler