İstanbul'da Soruşturma, Aliağa'da Sessizlik: Bu Hikâyenin Belediyeyle Hiç mi İlgisi Yok?
Bülent PINARBAŞI
cesotti35@gmail.com

İstanbul'da Soruşturma, Aliağa'da Sessizlik: Bu Hikâyenin Belediyeyle Hiç mi İlgisi Yok?

Zamanında çok yazdık, çizdik, anlattık ama dinletemedik. Hatta bu nedenle hain ilan edildik, rakip aday lehine çalışmakla suçlandık, disiplin listelerinde anıldık.

22 Ocak 2026 Perşembe 12:53 makaleler

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürütülen ve Türkiye’nin en kapsamlı yolsuzluk dosyalarından biri haline gelen soruşturmada adı geçen isimlerden biri, kırmızı bültenle aranan firari iş insanı Murat Gülibrahimoğlu. Hakkında “suç örgütü yöneticiliği”, “rüşvet”, “nitelikli dolandırıcılık”, “ihaleye fesat” gibi ağır suçlamalar var. Şirketlerine kayyum atanmış, mal varlığına el konulmuş durumda.

Bu dosya İstanbul’da derinlemesine inceleniyor. Tanık ifadeleri, para trafiği, hafriyat ve döküm sahaları üzerinden kurulan rant düzeni satır satır ortaya konuyor. Peki aynı isim, aynı yöntemler ve aynı sektörler Aliağa’ya gelince neden birden görünmez oluyor?

İstanbul’daki soruşturma dosyasına giren tanık ifadeleri dikkat çekici. Hafriyat ve döküm sahalarının tekelleştirildiği, belediyenin uhdesinde olması gereken alanların fiilen bir şahsın kontrolüne bırakıldığı, fahiş fiyatlar uygulandığı, naylon faturalarla para akışı sağlandığı iddiaları artık sadece gazete haberi değil, resmî tutanaklara geçmiş ifadeler.

Bu tabloyu okuyan herkesin aklına aynı soru geliyor:
Bu düzen sadece İstanbul’a mı özgü?

Aliağa gibi sanayi, liman, inşaat ve çevre baskısının yoğun olduğu bir kentte hafriyat, döküm, arazi ve imar kararları belediyeden bağımsız düşünülebilir mi? Elbette hayır.

***

Aliağa’da Murat Gülibrahimoğlu isminin gündeme gelişi yeni değil. Çaltılıdere’deki denize sıfır, yüzbinlerce metrekarelik arazinin satışıyla ilgili yıllardır konuşulan iddialar hâlâ cevap bekliyor.

Mahkeme tarafından usulsüz olduğu tescillenen bir satış…
Belediyeye geri dönmesi gerekirken dönmeyen bir arazi…
Encümen kararıyla, meclis devre dışı bırakılarak yapıldığı iddia edilen işlemler…
Dönüm fiyatı tartışmaları, kamu zararı iddiaları…

Yangından mal kaçırmak için, son 5 yılda aynı arazide yaşanan 4 tapu devri…

Bütün bunlar yaşanırken Aliağa Belediyesi ne yaptı?
Aliağa Belediye Başkanı bu sürecin neresinde durdu?
Mahkeme kararları neden fiilen uygulanmadı?

Bu soruların cevabı hâlâ yok.

***

İstanbul dosyasında yer alan “uyuşturucu partileri”, yurtdışı para trafiği ve olağanüstü servet artışı iddiaları, meselenin sadece mali değil ahlaki ve siyasal bir boyutu olduğunu da gösteriyor.

Bir yanda belediyeler üzerinden kurulduğu iddia edilen rant düzeni,
Diğer yanda milyonlarca liralık harcamalar, lüks yaşamlar ve ilişkiler ağı…

Bu çarkın sadece İstanbul’da dönüp, Aliağa’da durduğunu mu varsayacağız?

Asıl Soru Şu: Aliağa’da Neden Hiçbir Şey Olmuyor?

İstanbul’da aynı isimle ve iş ortaklarıyla ilgili:

  • Kayyum var
  • El koyma var
  • Tanık ifadeleri var
  • Derinlemesine soruşturma var

Aliağa’da ise:

  • Sessizlik var
  • Açıklama yok
  • Belediye cephesinden tek kelime yok
  • “Bizi ilgilendirmez” havası var

Oysa Aliağa Belediyesi; imar, hafriyat, arazi, liman çevresi ve çevresel etki bakımından bu tür ilişkilerin tam merkezinde yer alan bir kurumdur. Belediye Başkanı da bu kurumun siyasi ve idari sorumlusudur.

Bu nedenle soru artık şudur:

İstanbul’da suç olarak soruşturulan yöntemler, Aliağa’da neden sorgulanmıyor?
Aynı isimler, aynı sektörler ve benzer iddialar söz konusuyken Aliağa Belediyesi neden suskun?
Bu sessizlik bir tercih midir, yoksa açıklanamayacak bir yakınlığın sonucu mudur?

***

Bu yazı kimseye hüküm vermiyor.
Ama çok net bir şey yapıyor: soru soruyor.

Ve yerel demokrasilerde en rahatsız edici şey soruların cevapsız kalmasıdır.

Aliağa halkının bilmeye hakkı var.

Çünkü bu hikâye artık sadece İstanbul’un değil.
Bu hikâye Aliağa’nın tam ortasında duruyor.