Duygu Mutfağı: Anksiyete Otu
Başak Uygur
info@klinikpsikologbasak.com

Duygu Mutfağı: Anksiyete Otu

Sabah kahvemizin içine bile anksiyete otundan birkaç tutam atarak başlıyoruz günümüze. Başkalarının hayatlarına bakıyor, kendi hayatımızı onların birkaç saniyelik görüntüleriyle karşılaştırıyor, daha gün başlamadan hiçbir şeye yetişemiyormuş gibi hissediy

13 Ağustos 2026 Perşembe 11:22 makaleler

Sabah kahvemizin içine bile anksiyete otundan birkaç tutam atarak başlıyoruz günümüze. Başkalarının hayatlarına bakıyor, kendi hayatımızı onların birkaç saniyelik görüntüleriyle karşılaştırıyor, daha gün başlamadan hiçbir şeye yetişemiyormuş gibi hissediyoruz.

Kaygı, insanın hayatta kalabilmesi için oldukça önemli. Tehlikeyi önceden fark etmemizi, geleceği düşünmemizi, önlem almamızı ve gerektiğinde harekete geçmemizi sağlıyor. Bu yüzden onu kötü olarak görmek haksızlık olur. Sorun bu anksiyete otunun duygu mutfağımızda bulunması değil, ölçüsünün fazla kaçırılması. Baharatlar yemeğe tat verirken fazlası yemeğin tadını kaçırabilir.

Günümüzde kaygının bu kadar sık konuşulmasının nedenlerinden biri belki de artık başımıza gelenlerle değil, daha çok başımıza gelebilecek olanlarla ilgileniyor olmamız. Bir mesajın neden cevaplanmadığını düşünüyor, henüz açıklanmamış bir sonucun kötü geleceğini varsayıyoruz. Ortada o anda çözebileceğimiz gerçek bir problem olmadığı hâlde geleceğin kapısını sürekli aralayıp içeride ne olduğunu görmeye çalışıyoruz.

Eskiden insanın karşısındaki tehlike çoğu zaman daha görünür ve daha belirgindi. Tehlike geldiğinde beden hazırlanır, geçtiğinde ise sakinleşirdi. Telefonlarımız yüzünden bütün kaygılar maalesef artık ceplerimizde ve her an ulaşılabilir. Fiziksel olarak güvende olduğumuz bir anda bile zihnimizin onlarca farklı yerde dolaşabilmesi çağımızın en büyük problemidir belki de.

Buna bir de sürekli başkalarının hayatlarına bakabilme imkânımız eklendi. Sosyal medya sayesinde artık yalnızca komşumuzun, arkadaşımızın ya da akrabamızın hayatını değil, dünyanın herhangi bir yerindeki bir insanın hayatını görebiliyoruz. Birinin evini, diğerinin ilişkisini, bir başkasının kariyerini, tatilini ya da başarısını görüyoruz. Fakat çoğu zaman onların sofraya getirdiği tabağı görüyor, mutfakta neler yaşandığını bilmiyoruz. Buna rağmen mutfağımızın bütün dağınıklığını, başkasının özenle hazırlanmış tabağıyla karşılaştırıyoruz. Sonra da bir şeylerin eksik olduğuna karar veriyoruz. Belki yeterince başarılı değiliz, belki geç kaldık, belki yanlış bir seçim yaptık, belki de herkes bir yerlere gelmiş ve başarmışken biz hâlâ olduğumuz yerde sayıyoruz. Böyle düşündükçe elimiz yine aynı kavanoza gidiyor ve biraz daha anksiyete otu serpiyoruz…

Bu kaygılara dayanamaz hale geldiğimiz zaman kavanozu kırıp kurtulmak gelebiliyor bazen insanın içinden. Peki kavanoz kırıldığı zaman ne olacak? Bütün anksiyete otu mutfağımızın her köşesine yayılacak ve temizlemesi çok zor olacak. Anksiyete otu mutfağımızda dursun. Gerektiğinde kapağını açar, bir tutam kullanırız...