ORTA VADELİ PLAN
Plan değil, pilav demişti Demir Kırat yıllar yıllar önce. Vatandaşın umurunda olmasa da plan yapmaktan vazgeçmedi Türkiye Cumhuriyeti. Sonuçta bir bütçe olacaktı, ülkenin büyümesi gerekiyordu ve en önemlisi sermaye birikmeliydi.
Plan değil, pilav demişti Demir Kırat yıllar yıllar önce. Vatandaşın umurunda olmasa da plan yapmaktan vazgeçmedi Türkiye Cumhuriyeti. Sonuçta bir bütçe olacaktı, ülkenin büyümesi gerekiyordu ve en önemlisi sermaye birikmeliydi.
“Plan niye yapılır?” sorusunu kimse sormayabilir. Devlet,
sorulmayan soruları ileride biri çıkar da sorabilir diye gerekçelendirir.
Sonuçta bir eylem olacaktır. Bu yüzden Hazine Bakanlığı, kimse sormasa da
yaptığı işlemi açıklamış: Orta Vadeli Program, bütçe sürecini başlatarak
stratejik amaçlar temelinde kamu politikaları ve uygulamalarını şekillendirmek
ve kaynak tahsisini bu çerçevede yönlendirmek amacındadır.
Ben sorumu sorarım arkadaş, meraklı insanımdır, diyenler
için yıllardır yapılan orta vadeli planların linkini vereyim: https://www.hmb.gov.tr/bumko-orta-vadeli-program
Goygoycu, kişisel ve günlük çıkarını her şeyden üstün tutan,
lümpen, ideoloji sahibi olmayan kütlelere hitap eden şey plan değildir sonuçta.
Olmuş, olmamış; tutmuş, tutmamış kimsenin umurunda değildir. Pilav geliyor mu?
Geliyor. Eee, daha ne?
Uzun zaman önce gördüğü işkencelerden dolayı sağlıklı
düşünme yetisini yitiren bir arkadaşım, susar susar birden konuşmaya geçerdi.
Biz de ona meraklı gözlerle bakardık. Anlattıklarından hiçbir şey anlamadığımız
için sözü bittiğinde “Yani?” derdik. O da yana bakan elini bir top
tutuyormuşçasına havaya doğru çevirir ve “Yani, yani?” diye yanıtlardı.
Geçenlerde Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın açıkladığı Orta
Vadeli Plan da bana bu olayı hatırlattı. Açıklamadan sonra “Yani?” deyiverdim.
Allahtan Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı beni duymadı ve “Yani, yani?” demedi.
Açıklanan OVP iyimserdi; gelecek günlerin Eylül’dekinden
daha iyi olduğunu, ondan sonra gelecek günlerin de gelecektekinden daha iyi
olacağını anlatıyordu. Kaçıncı defadır, küresel durumlara atıf yaparak
enflasyonun iyimser tahminlerini tutturamayan bir plan olması ve bunun da aynı
akıbetle sonuçlanacağının ortada olması, soru soranların da sormayı bırakması
gerektiğini mi anlatmaya çalışıyordu, bilemiyorum.
Üç yıl önce açıklanan rakam şuydu, tutmadı; ondan önceki
buydu, tutmadı diye rakamlara boğup haklılığımı ispat derdinde değilim. Soru
sorma yetkinliğindeki biri açar interneti, hepsinin dökümünü yapar ne de olsa.
OVP bence yapılmış olmak için yapılıyor.
Örneğin bugün Eylül ayı faiz kararı açıklanacak. Bir süredir
sabit tutuluyordu. Hem de iktidarın iyi destekçisi Yeni Şafak Gazetesi’nin
ekonomi yönetimini sıkça topa tutmasına rağmen. Bugün belki indirilir ama
sonucu da zorla dizginlenen dövizin gerçek değerine sıçramasıyla sonuçlanır.
Anlayacağınız, kaç yıldır uğraşılan işlerin hepsinin birden çöpe atılması olur
sonuç.
AKP iktidarında büyüme, en önemsenen, seçmene her seçimde
yaldızlı puntolarla sunulan bir tabu. Oysa partinin adındaki kalkınma sadece
zenginlere adanmış. Büyüme rakamları için halkın cebindeki kuruşlara göz
dikiliyor yıllardır.
Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, niteliği, yönetimi
sorgulanır olmuş. Büyümeyi borçlanarak, her gün cebindeki para biraz daha
eriyerek karşılamaya çalışan Ayşe Teyzeler, Mehmet Amcalar ise savunma
sanayimizin ne kadar büyüdüğü, dünyaya örnek olduğu, dünyada çok büyük bir kriz
olduğu, bu yüzden istediğimiz sonucu alamadığımız hazır cevaplılığıyla
kandırılıyor.
Yirmi bin dolardan bahsediliyor mesela. Kişi başına düşen
gelirmiş. Ay hesabına vurduğunuzda 80 bin TL ediyor. Emeklinin aylığı ile
kıyaslayın, asgari ücretle kıyaslayın.
Asgari ücretli sayısı 11,2 milyon kişi, emekli sayısı 16,5
milyon kişi, işsiz 3 milyon kişi. İş aramayı bırakanları saymayarak toplarsak
31 milyon insanın bu seksen bin liralık aylıktan yoksun olduğunu görüyoruz.
Sana, bana büyümeyen bu ekonomi kime büyüyor? Bunu da ben
sorayım bari.
Daha önceki yazılarımdan birinde TÜİK’in rakamlarına
dayanarak hane halkı harcamalarını anlatmıştım. Gelirlerimizin yaklaşık yüzde
70’i konut/kira, ulaşım, gıda ve alkolsüz içeceklere gidiyor demiştim.
Bu koşulları düzeltmeyen bir program, yüzde bilmem kaçlık
bir büyümeyi nasıl meşrulaştırabilir ki?
Biz büyümüyoruz ki, borçlanıyoruz.
Bankaların takipteki toplam kredi alacağı son bir yılda
yüzde 91 artışla 666,7 milyar TL’ye çıktı. Takibe düşme hızı, aynı dönemdeki
kredi artışı ve enflasyonun çok üzerinde.
(Naki Bakır, Dünya Gazetesi, Makro Bakış, 7 Nisan 2026)
Büyüyenler, sermayelerini ikiye üçe katlayan zenginler. Orta
Vadeli Plan da onlar için yapılıyor.
Şirketlere kredi verecek bankalar, ülkenin belirlenen
hedefleri nelerdir, neye göre kredi verebiliriz diye araştırırken görsünler
diye; uluslararası yatırımcılar gelirken bazı rakamlar görüp ona göre hareket
etsinler diye.
Ayşe Teyze’yle Mehmet Amca da habire “Eti yarım kilo daha az
alayım, sütü bu ay çocuk içmesin, ne olacak, eski pabuçla da idare ederiz”
diyerek gün geçiriyor.
Yani’nin yanisi, ben bu orta vadeli plana da, karmakarışık
ekonomik açıklamalara da inanmıyorum.
Soru sormaktan da vazgeçmiyorum.
Bu da benim zaafım olsun.










