12 Eylül'ün Bıraktığı Kuşak: Devrimcilikten Küçük İktidarlara
Melike Sargın
sargin.melike@gmail.com

12 Eylül'ün Bıraktığı Kuşak: Devrimcilikten Küçük İktidarlara

12 Eylül 1980, Türkiye'nin yalnızca siyasal hayatını kesintiye uğratan bir askeri darbe değildi. Toplumun hafızasını, örgütlenme kültürünü ve kuşakların siyasetle kurduğu ilişkiyi yeniden biçimlendiren kapsamlı bir dönüşümün başlangıcıydı.

12 Eylül 2026 Cumartesi 13:02 makaleler

12 Eylül 1980, Türkiye’nin yalnızca siyasal hayatını kesintiye uğratan bir askeri darbe değildi. Toplumun hafızasını, örgütlenme kültürünü ve kuşakların siyasetle kurduğu ilişkiyi yeniden biçimlendiren kapsamlı bir dönüşümün başlangıcıydı.

Partilerin, sendikaların ve derneklerin kapatılması, üniversitelerin YÖK aracılığıyla denetim altına alınması ve siyasal örgütlenmenin ağır biçimde cezalandırılması tesadüf değildi. Hedef, yalnızca dönemin siyasal hareketini tasfiye etmek değil; siyasetten korkan, örgütlenmeden uzak duran, itiraz etmek yerine kendi hayatını kurtarmaya çalışan yeni bir kuşak yaratmaktı.

“Başını belaya sokma, siyasete bulaşma, kendini kurtar.”

12 Eylül’ün evlerin içine kadar taşıdığı anlayış buydu.

Bu siyasal tasfiyenin ekonomik ayağını, 24 Ocak kararlarıyla başlayan neoliberal dönüşüm oluşturdu. Özal dönemiyle birlikte kolektif değerlerin yerini bireysel başarı, dayanışmanın yerini rekabet, ortak ideallerin yerini ise tüketim aldı.

“Yolunu bulmak, köşeyi dönmek” artık utanılacak bir davranış değil, başarının ölçütüydü.

Böylece siyasetten uzaklaştırılmış, örgütlenmekten korkan, kendi geleceğini güvence altına almaya çalışan bir kuşak ortaya çıktı.

Elbette kendini güvence altına almaya çalışmak hepten kötüdür gibi anlaşılmasın. Bir birey kendini güvenceye almaya çalışmalıdır. Fakat burada söylemek istediğim şey; benmerkezci, bencil bir biçimde sadece bireyselliğin var olmasıdır.

Bugün 12 Eylül’ün mirasını konuşurken yalnızca 1980 sonrası kuşağın nasıl dönüştürüldüğünü anlatmak yetmez.

Bir de bizden yaşça büyük olan, 1980 öncesinin sol ve sosyalist mücadelesinden gelen kuşağa bakmak gerekiyor.

Çünkü 1980 sonrası kuşağın gördüğü manzara çarpıcı.

Bir zamanlar sokakta düzeni değiştirmek için mücadele eden, cezaevlerinde işkence gören, bedel ödeyen, “Başka bir dünya mümkün” diyen insanların bir bölümünü bugün düzen partilerinin içerisinde koltuk ararken görüyoruz.

Kimi devlet memuru olmuş, düzenini kurmuş, evini barkını almış, hayatını güvenceye almış.

Kimi sendikalarda, derneklerde, çeşitli yapılarda yıllardır değişmeyen küçük iktidar alanları oluşturmuş.

Bu arada elbette çalışmak, ev sahibi olmak, hayat kurmak suç değil.

Mesele bunlar değil.

Mesele, kendi hayatını kurtardıktan sonra arkasından gelen kuşağın hayatını görmezden gelmek.

Bugünün gençleri işsizlikle, güvencesizlikle, ekonomik bağımlılıkla ve gelecek kaygısıyla boğuşurken, geçmişte bedel ödemiş bazı büyüklerimizin bu kuşağın yaşadığı sorunlara sırtını dönmesi asıl çelişkiyi oluşturuyor.

Daha da kötüsü, gençlerin önünü açmak yerine kendi küçük iktidar alanlarını korumaları.

“Benim adamım.”

“Benim memleketlim.”

“Bizim çocuk.”

“Bizim çevreden.”

İşte bütün devrimci nutukların altında duran gerçek burada ortaya çıkıyor.

Feodal siyasal ilişkiler.

Dün sınıfsal ayrıcalıklara karşı çıktığını söyleyenlerin bugün hemşerilik, kişisel sadakat ve biat üzerinden insanlara alan açması ya da kapatması, devrimcilik değildir.

Bu, düzenin en eski ilişki biçimlerinin yeniden üretilmesidir.

Kendi çevresini oluşturmak, kendisine bağlı insanlar yaratmak, koltuğunu korumak ve o koltuğun etrafında bir iktidar ağı kurmak…

Bunun adı ne sosyalizmdir ne de devrimcilik.

Gramsci’nin hegemonya kavramı burada önemlidir. Düzen yalnızca baskıyla ayakta kalmaz; kendi değerlerini, ilişkilerini ve davranış biçimlerini toplumun içine yerleştirerek yeniden üretir.

Dolayısıyla dün devlete ve sermayeye karşı mücadele ettiğini söyleyenler, bugün aynı tahakküm ilişkilerini kendi çevresinde yeniden kuruyorsa düzeni değiştirmiyor; düzenin küçük bir temsilcisine dönüşüyor.

Burada artık geçmişte kaç yıl cezaevinde yatıldığı değil, bugün kimin yanında durduğun önemlidir.

Geçmişte bedel ödemiş olmak, bugünkü ayrıcalıkların tapusu değildir.

İşkence görmüş olmak, insanı eleştiriden muaf tutmaz.

Bir zamanlar devrimci olmak, bugün yaptığın her şeyi devrimci kılmaz.

Evet, bunlar saygı duyulması gereken geçmiş deneyimler olabilir.

Ama sizin geçmişiniz ve ödediğiniz bedeller, bizim üzerimizde vesayet hakkı yaratmaz.

Bugünün biat etmeyen, sorgulayan, mücadele eden gençlerinin geçmişin “büyüklerine” sonsuz bir minnet ve biat borcu yoktur.

Ve hiçbiri insana ömür boyu dokunulmazlık sağlamaz.

Oportünizm ve uşaklık üzerine kurulu bir devrimcilik olmaz.

Geçmişte kim olduğunuzdan çok, bugün kimin yanında durduğunuz daha önemlidir.

Çünkü devrimcilik bir özgeçmiş maddesi değildir.

Devrimcilik, bugün aldığın tutumdur.


Diğer köşe yazıları

12 Eylül'ün Bıraktığı Kuşak: Devrimcilikten Küçük İktidarlara

12 Eylül 1980, Türkiye'nin yalnızca siyasal hayatını kesintiye uğratan bir askeri darbe değildi. Toplumun hafızasını, örgütlenme kültürünü ve kuşakların siyasetle kurduğu ilişkiyi yeniden biçimlendiren kapsamlı bir dönüşümün başlangıcıydı.

12 Eylül 2026 Cumartesi 13:02 makaleler

KİŞİSEL GELİŞİMDEN MODERN KÖLELİĞE...

Günümüzde etrafımıza baktığımızda aynı cümleleri farklı biçimlerde tekrar tekrar duyuyoruz: Kendine yatırım yap. Sertifika al, yüksek lisans yap, doktora yap, yeni bir dil öğren. Daha çok çalış. Kendini geliştir. İstersen her şeyi başarabilirsin.

03 Eylül 2026 Perşembe 08:38 makaleler

Özel Hayat mı, Kamusal Sorumluluk mu?

Politikacı, özellikle de halk tarafından seçilmiş bir belediye başkanı, sıradan bir yurttaş değildir. Çünkü yalnızca kendi hayatını yaşamaz; kamu adına karar verir, kamu gücü kullanır, kamusal kaynakları yönetir ve temsil ettiği makamın sorumluluğunu taşır.

22 Ağustos 2026 Cumartesi 19:33 makaleler

Aydın Erten'in Adı Kimin Tekelinde?

Gültepe'nin halkçı belediye başkanı Aydın Erten'in adı İzmir'in siyasal hafızasında özel bir yer edinmiştir. 10 Ağustos 2000 tarihinde hayatını kaybetmesinin ardından her yıl adına anmalar düzenlenmeye başlamıştır.

13 Ağustos 2026 Perşembe 19:38 makaleler

Aydın Erten ve Halkçı Belediyeciliğin İzleri

Aydın Erten'i ne kadar tanıyoruz? Adını biliyoruz, mezarı başında anmalar yapıyoruz, birkaç fotoğrafını görüyoruz. Ama onu bir siyasal kişilik, bir belediyecilik anlayışı ve bir mücadele geleneğinin parçası olarak ne kadar tanıyoruz?

10 Ağustos 2026 Pazartesi 09:13 makaleler