KİŞİSEL GELİŞİMDEN MODERN KÖLELİĞE...
Melike Sargın
sargin.melike@gmail.com

KİŞİSEL GELİŞİMDEN MODERN KÖLELİĞE...

Günümüzde etrafımıza baktığımızda aynı cümleleri farklı biçimlerde tekrar tekrar duyuyoruz: Kendine yatırım yap. Sertifika al, yüksek lisans yap, doktora yap, yeni bir dil öğren. Daha çok çalış. Kendini geliştir. İstersen her şeyi başarabilirsin.

03 Eylül 2026 Perşembe 08:38 makaleler

Günümüzde etrafımıza baktığımızda aynı cümleleri farklı biçimlerde tekrar tekrar duyuyoruz: Kendine yatırım yap. Sertifika al, yüksek lisans yap, doktora yap, yeni bir dil öğren. Daha çok çalış. Kendini geliştir. İstersen her şeyi başarabilirsin.

İlk bakışta kulağa ne kadar hoş geliyor, değil mi?

İnsana güç veren, özgüven aşılayan, sorumluluk yükleyen sözler bunlar. Fakat biraz durup düşündüğümüzde başka bir gerçekle karşılaşıyoruz. Çünkü bir insanın neyi başarabileceği yalnızca kendi iradesine, çalışkanlığına ya da yeteneğine bağlı değil. İçinde yaşadığı ülkeye, ailesinin ekonomik durumuna, aldığı eğitimin niteliğine, sınıfsal konumuna, karşısına çıkan fırsatlara, önündeki engellere, hukukun, adaletin işleyip işlemediğine, demokratik bir toplumda yaşayıp yaşamadığına ve daha birçok koşula bağlı.

Ama kişisel gelişim bize bunlardan bahsetmiyor.

Çünkü kişisel gelişim dünyasının en sevdiği cümle şudur: “Yeterince çabalarsan başarırsın.”

Peki başaramazsan?

İşte orada bütün yük yeniden bireyin omuzlarına bırakılıyor. Yoksulsan yeterince çalışmamışsındır. İşsizsen kendini yeterince geliştirmemişsindir. İstediğin yere gelemiyorsan doğru hedef koymamışsındır. Bir başkası senden daha iyi bir konumdaysa muhtemelen senden daha fazla çalışmıştır.

Böylece sistem kendisini sorgulamaktan kurtarıyor.

Çünkü işsizliğin, yoksulluğun, eğitimdeki eşitsizliğin, sınıfsal ayrıcalıkların, kayırmacılığın ve adaletsizliğin konuşulması yerine, sürekli bireyin eksikleri konuşuluyor. İnsanlara, sistemi değiştirmek yerine kendilerini değiştirmeleri öğütleniyor.

Bir bakıma bize şöyle deniyor:

“Dünyayı değiştirmene gerek yok. Kendini değiştir.”

Üstelik mesele yalnızca kişisel gelişim kitapları ya da başarı seminerleriyle sınırlı değil. Bu düşünce zamanla bir ahlak anlayışına dönüşmüş durumda. Önce kendini kurtar. Nasıl kurtardığının çok da önemi yok.

Çevremizde bunun örneklerini görmüyor muyuz?

Bir insan emek vererek bir yere gelmeye çalışırken, başka biri tanıdıkları sayesinde önüne geçebiliyor. Hak etmediği bir makama getirilen, ilişkileri sayesinde statü kazanan insanlar bile çoğu zaman “başarılı” olarak görülüyor. Hatta ahlaken sorgulanmıyor.

Çünkü başarı artık nasıl elde edildiğinden bağımsız bir değer haline geliyor.

“Kadın ya da adam kendini kurtardı.” Bu sözü muhakkak bir şekilde duymuşuzdur.

Bu cümle, içinde yaşadığımız dönemin ahlakını belki de en iyi anlatan cümlelerden biridir.

Nasıl kurtardın?

Kimin önüne geçtin?

Kimin hakkını aldın?

Kimi ezdin?

Kimi geride bıraktın?

Bunlar ikinci plana düşüyor.

Önemli olan “kurtulmuş” olmak.

İşte neoliberalizm bireyciliği, en tehlikeli tarafı burada ortaya çıkıyor. İnsanları birbirleriyle dayanışan bireyler olmaktan çıkarıp birbirleriyle yarışan bireylere dönüştürüyor. Başkasının kazanması benim kaybımdır anlayışı hâkim hale geliyor.

Oysa insan yalnızca kendi hayatından ibaret değildir.

Erich Fromm, insanın değerini sahip oldukları üzerinden kurduğu bir yaşam biçimine dikkat çeker. İnsan “neye sahibim” sorusuna sıkıştığında varlığını da sahip olduklarıyla ölçmeye başlar. Bugün bu anlayışın “başarı” üzerinden kurulmuş başka bir biçimini görüyoruz. Kaç sertifikan var? Kaç dil biliyorsun? Hangi makamdasın? Ne kadar kazanıyorsun? Kaç kişi seni tanıyor?

İnsan kendi hayatının öznesi olmaktan çıkıp sürekli geliştirilmesi gereken bir projeye dönüşüyor. Ve bu projenin hiçbir zaman sonu gelmiyor.

Sonra bütün bunların sonunda insanın kendisine şu soruyu sorması bekleniyor: “Neden hâlâ mutlu değilim?”

Belki de sorun bizde değildir.

Sorun, kişisel gelişim endüstrisinin insanların korkularını, yalnızlıklarını, başarısızlık duygularını, gelecek kaygılarını, arzularını birer tüketim nesnesine dönüştürmesidir. Başarının formülü, mutluluğun yolları, özgüvenin on adımı, zengin olmanın yolları… Her sorunun bir kitabı, her kaygının bir semineri vardır.

Fakat nedense kimse bize “İçinde yaşadığın düzen adil mi?” diye sormuyor. Böyle bir soruyu da duyamayız çünkü kişisel gelişim adı altında bize özgürlük değil, sisteme uyum sağlama yeteneği satılıyor.

İnsan yalnızca ürettiği şeyden değil, zamanla kendi benliğinden de uzaklaşıyor. Kendini sürekli piyasanın istediği biçime sokmaya çalışan birey, sonunda kendisini de bir ürün gibi görmeye başlıyor.

Herkesin yalnızca kendini kurtarmaya çalıştığı bir toplumda, bireysel gelişim adı altında büyütülen benmerkezcilik, özgürleşmenin değil, modern köleliğin psikolojik ideolojisinin parçasına dönüşür. Oysa bugün ihtiyacımız olan, insanlara sürekli kendilerini geliştirmelerini söylemek değil; birlikte daha adil, eşit ve özgür bir toplum kurmanın yollarını aramaktır.


Bülent PINARBAŞI diğer köşe yazıları

KİŞİSEL GELİŞİMDEN MODERN KÖLELİĞE...

Günümüzde etrafımıza baktığımızda aynı cümleleri farklı biçimlerde tekrar tekrar duyuyoruz: Kendine yatırım yap. Sertifika al, yüksek lisans yap, doktora yap, yeni bir dil öğren. Daha çok çalış. Kendini geliştir. İstersen her şeyi başarabilirsin.

03 Eylül 2026 Perşembe 08:38 makaleler

Özel Hayat mı, Kamusal Sorumluluk mu?

Politikacı, özellikle de halk tarafından seçilmiş bir belediye başkanı, sıradan bir yurttaş değildir. Çünkü yalnızca kendi hayatını yaşamaz; kamu adına karar verir, kamu gücü kullanır, kamusal kaynakları yönetir ve temsil ettiği makamın sorumluluğunu taşır.

22 Ağustos 2026 Cumartesi 19:33 makaleler

Aydın Erten'in Adı Kimin Tekelinde?

Gültepe'nin halkçı belediye başkanı Aydın Erten'in adı İzmir'in siyasal hafızasında özel bir yer edinmiştir. 10 Ağustos 2000 tarihinde hayatını kaybetmesinin ardından her yıl adına anmalar düzenlenmeye başlamıştır.

13 Ağustos 2026 Perşembe 19:38 makaleler

Aydın Erten ve Halkçı Belediyeciliğin İzleri

Aydın Erten'i ne kadar tanıyoruz? Adını biliyoruz, mezarı başında anmalar yapıyoruz, birkaç fotoğrafını görüyoruz. Ama onu bir siyasal kişilik, bir belediyecilik anlayışı ve bir mücadele geleneğinin parçası olarak ne kadar tanıyoruz?

10 Ağustos 2026 Pazartesi 09:13 makaleler

Gösterinin Gölgesinde Siyaset

Bir toplumun çöküşü çoğu zaman ani olmaz. Önce gündelik hayatın içine yerleşen küçük kırılmalar görünmez hale gelir; ardından yoksulluk sıradanlaşır, adaletsizlik kanıksanır ve güvencesizlik yaşamın değişmez koşulu olarak kabul edilir.

07 Ağustos 2026 Cuma 22:56 makaleler