TRANSFERLER
Süper Lig yeni sezonu başladı. Lige yeni yükselen takımların yanında dört büyüklerin de etrafa para saçarcasına transfer yaptığını bütün bir yaz boyunca gazetelerden, televizyonlardan takip ettik.
Süper Lig yeni sezonu başladı. Lige yeni yükselen takımların yanında dört büyüklerin de etrafa para saçarcasına transfer yaptığını bütün bir yaz boyunca gazetelerden, televizyonlardan takip ettik.
Galatasaray Şampiyonlar Ligi'nde iyi bir noktaya çıkmak
istiyor. Ona göre güçlü transferler yapıyor. Fenerbahçe, yılların getirdiği
şampiyonluk hasretini gidermek istiyor. Beşiktaş, bir süredir üzerine çöken
durgunluktan çıkmak; Trabzonspor da dünyaya adını duyurmak istiyor. Lige yeni
çıkan ya da ligde iddialı olmak isteyen kulüpler de sponsorlar aracılığıyla
çokça transfer yaptı.
Her taraftarın, her futbolseverin ligde görmek istediği şey
iyi futbol ve sahada samimi mücadele eden oyuncular. Oysa bizim ligimiz hep
hakemlerle, siyasetle iç içe geçmiş ilişkilerle, şikeyle, bahis siteleriyle;
kısacası yeşil sahanın dışındaki olaylarla konuşulur. Bu yıl bunun tersine
döndüğü bir yıl olur dileklerimiz tutmayacak gibi görünüyor ama yine de
dileyelim.
Osimhen'in transferinden sonra herkes “Bu paralar nereden
geliyor?” sorusunu sormuştu. Kamuyu Aydınlatma Platformu'na göre Galatasaray,
dört büyükler içinde geçen yılı kârla kapatan tek şirket. (Takım demem daha
uygun olmazdı. O yüzden şirket demeyi tercih ettim.)
Şirketlerin açıkladığı sonuçlar şöyle:
Fenerbahçe: 4 milyar 180 milyon lira zarar
Trabzonspor: 1 milyar 980 milyon lira zarar
Beşiktaş: 1 milyar 330 milyon lira zarar
Galatasaray: 871 milyon lira kâr
Galatasaray'a rakip takım taraftarları tarafından çok sayıda
iddia ortaya atılmıştı. Bunlar içindeki en sert iddia da Galatasaray'ın borsada usulsüzlük yaptığı ve bu sayede kasasına 90 milyon TL para koyduğu, SermayePiyasası Kurulu'nun da buna göz yumduğu yönündeydi.
Bir diğer konu ise Galatasaray'ın devletten vergi
indirimleri aldığı iddiasıydı. Yakın zamanda olmasa da bunu dönemin başkanı
Dursun Özbek'in Mali Kongre'de kendisinin açıkladığı yönünde haberler
yayımlanmıştı. Yasa dışı bahis sitelerinden sponsorluk alımı meselesini de buna
ekleyerek devam edelim.
Sorun Galatasaray değil. Artık bütün kulüplerde aşırı
borçlanma görülüyor. Transferlerin çoğu sponsorlar aracılığıyla yapılıyor. En
son Trabzonspor'un Muhammed Salah transferinde devlet desteği iddiaları
konuşulmuş, Trabzonspor Başkanı da bunu sert bir şekilde reddetmiş ve
açıklamalar yapmıştı. Trabzonspor taraftarları da “Fazla fazla forma alıyoruz,
kuyruklar oluşuyor, maçlarda bütün biletler satılıyor” gibi sözlerle kulübe
para akışı olduğunu açıklamaya çalıştılar. Oysa tribün ve forma gelirlerinin kulüp
borçlarının faizini ödemeye yetmediğini, basit mali bilgiye sahip herkes
görebiliyor. Konuyu ayrıntılı incelemek isteyenler Aktifbank'ın EkoLig
raporlarına bakabilirler.
Günümüzde bir transfer yapıldığında bunu saha dışındaki
ilişkilerle bütünleştirmek gerekiyor. Forma satışı oluyor, evet; bu bir gelir.
Ama onun daha fazlasını sponsorlar takıma veriyor. Sponsorlar neden bu kadar
parayı saçabiliyorlar peki? Sadece reklam için mi?
Reklam giderleri kuşkusuz bir şirketin bütçe kalemlerinden
biridir. Sponsorlukta ise özellikle en geniş kesimlere hitap eden bir reklam
imkânı oluşuyor. Şirketin bilinirliği, güvenilirliği ve akılda kalıcılığı
artıyor. Televizyonda on beş saniyelik bir reklamdansa herkesin merakla
izlediği bir takımın formasında 90 dakika görünen bir reklam şirketler için
daha cezbedici olabiliyor. Sadece göğüs değil, formanın herhangi bir yerine,
şorta, çoraba da reklam alınabiliyor. Stat isimleri şirket adı olabiliyor, kulübün
isminin önüne yine şirket ismi girebiliyor.
Bütün bunlara karşın reklam ve sponsorluk aynı şey değil.
Her şeyden önce vergilendirilmeleri farklı. Vergi uygulamaları açısından;
ticari kazancın elde edilmesi ile doğrudan ilişkisi olmayan veya ilişkisi
ölçülemeyen, sosyal amacı öne çıkan harcamalar sponsorluk harcaması;
işletmelere doğrudan ticari fayda sağlayan ve kurumun tanıtımını amaçlayan
harcamalar ise reklam harcaması olarak kabul ediliyor. (Alıntı: Recep Çetin /
Yeminli Mali Müşavir / Ekonomim)
Süper Lig profesyonel kabul edildiğinden sponsorluk
giderlerinin yüzde 50'si vergiden indirilebiliyor. Amatör branşlarda ise bu
oran yüzde 100. Yüzde 50'lik indirim için de kurum kazancı gerekiyor. Reklamda
ise tamamını gider olarak gösterebiliyorsunuz. Bu durumda reklam, sponsorluğa
göre daha avantajlı. Kaldı ki yasalar forma üzerindeki yazıları sponsor değil,
reklam olarak kabul ediyor.
Bunun bilinmesine rağmen sponsorluk neden bu kadar ilgi
çekiyor? Transferlerdeki sponsorluk bir kara para aklama aracı olarak mı
kullanılıyor?
Bu soruları sorunca her transferdeki sponsorluğun kara
parayla alakalı olduğu sonucuna ulaşmak da hata olur. Düzgün işleyen sponsorluk
anlaşmaları da var. Örneğin yakın zamanda ISONEM ile Göztepe arasında yapılan
stat isim sponsorluğu anlaşması ve Altınordu'nun Petrol Ofisi ile olan
anlaşması.
Kara para aklama konusunda Türkiye'de yasal bir sonuca
ulaşmış bir futbol davası yok. Sadece dedikodular üzerinden bir şeyler
konuşuluyor. Portekiz'de 2019'da yaşanan bir olayda ortaya çıkanlar, bunun
Türkiye'de de olabileceğini düşündürtüyor.
Portekiz futbolunun önemli kulüplerinden biri olan Porto'da,
Real Madrid'e yapılan 50 milyon avroluk oyuncu satışında menajerlere yapılan 9
milyon avroluk bir ödemenin mali suistimal ağı içinde yer aldığı yönündeki
soruşturma ve iddiaların gündeme geldiği, bunun ardından da hakemleri de
kapsayan “Altın Düdük” skandalının yeniden tartışıldığı basına yansımıştı.
Hatırlanacağı gibi Salah ile önce Beşiktaş ilgilenmiş ve
transferin, menajerlerin taleplerini birden yükseltmeleri üzerine yapılamadığı
haberlere yansımıştı. Trabzonspor'un menajerler konusunda ne yaşadığını
bilmiyoruz. Bunun kara para aklamayla ilgili olduğunu da savunmuyoruz. Sadece
konuşulan bir olay olması nedeniyle örnek veriyoruz.
Futbolda kara para aklamanın en bilinen yollarından biri,
mali durumu kötü olan bir takımı satın almak ve oraya menajerler aracılığıyla
pahalı transferler yapmaktır. Pahalı transferlerdeki rakamlar şişirilmişse kara
para da yasal statüde kullanılır hale gelebilir. Peşinden, kara paranın
sahiplerinin gerçekte olmayan şirketleriyle sahte sponsorluk anlaşmaları
yapılır. Böylece kulübe yüksek tutarda para girişi sağlanır. Aynı zamanda
transferlerden dolayı seyircinin coştuğu, kombinelerin kapandığı, bütün bir yılın
biletlerinin satıldığı söylenir. Yıl içinde maça gitmek isteyenlere ederinden
daha fazlaya biletler satılır. Bu da gelir kalemine işlenerek yasal para haline
getirilebilir. Bu olayların ardından da malumunuz olduğu üzere yasa dışı bahis
ve şike konuları gündeme gelir.
Futbolumuzda dönen kara parayı bizim bulmamız imkânsız. Bunu
devletin kurumları yapmak zorunda. Biz sadece konuşulan rakamların ve
dedikoduların üzerinden bir şeyleri anlamaya çalışıyoruz. Dedikoduların; yasa
dışı bahis, Türkiye'ye çöreklenmiş mafya patronlarıyla kulüp başkanlarının
dostlukları ve siyasilerin kulüplerle organik bağları konusunda odaklandığını
da eklemeden geçmemek gerekiyor.
Simon Kuper'in ünlü sözünden yola çıkarak “Transfer asla
sadece transfer değildir” diyelim.
- Simon
Kuper'in kitabı: Futbol Asla Sadece Futbol Değildir.










