Aydın Erten ve Halkçı Belediyeciliğin İzleri
Melike Sargın
sargin.melike@gmail.com

Aydın Erten ve Halkçı Belediyeciliğin İzleri

Aydın Erten'i ne kadar tanıyoruz? Adını biliyoruz, mezarı başında anmalar yapıyoruz, birkaç fotoğrafını görüyoruz. Ama onu bir siyasal kişilik, bir belediyecilik anlayışı ve bir mücadele geleneğinin parçası olarak ne kadar tanıyoruz?

10 Ağustos 2026 Pazartesi 09:13 makaleler

Aydın Erten’i ne kadar tanıyoruz? Adını biliyoruz, mezarı başında anmalar yapıyoruz, birkaç fotoğrafını görüyoruz. Ama onu bir siyasal kişilik, bir belediyecilik anlayışı ve bir mücadele geleneğinin parçası olarak ne kadar tanıyoruz? Bugün Terzi Fikri Sönmez’in adı ve mücadelesi toplumun hafızasında Aydın Erten’den çok daha güçlü bir yer tutuyorsa, bunun üzerine düşünmek gerekli. Elbette hem Terzi Fikri Sönmez hem de Aydın Erten, içinde bulundukları koşullarda halka en iyi şekilde hizmet etmek için kendilerini adamış, kendi dönemlerinin devrimci belediye başkanlarıydı. Aydın Erten yalnızca 1973’te Gültepe’de seçim kazanmış bir belediye başkanı değildi; dönemin siyasal cesaretini, halkçılığını ve halkçı belediyecilik anlayışını yerel yönetimin içine taşıyan bir isimdi.

1973 seçimlerinde sağın kalesi olarak bilinen Gültepe’de Adalet Partisi’ne meydan okumak, bugünden bakıldığında kolayca anlaşılabilecek bir seçim hikâyesi değildir. O dönemin koşullarını, Türkiye’nin siyasal atmosferini ve 68 kuşağının taşıdığı mücadele ruhunu birlikte düşünmek gerekir. Gençlerin düzene başkaldırdığı, siyasal mücadelenin yalnızca söz söylemekten ibaret olmadığı, inancın ve cesaretin bedel ödemeyi de göze aldığı yıllardı. Aydın Erten’in siyasal çıkışını da bu tarihsel atmosferden ayrı düşünmek mümkün değildir.

Aydın Erten’i 68 kuşağı içinden gelen bir aydınlanmacı olarak görmek mümkündür. 6. Filo “Defol!” eylemlerine katıldı ve ABD emperyalizmine karşı mücadele etti. Polis kurşunuyla katledilen Taylan Özgür’ün cenazesinde saf tuttu. Siyaseti uzaktan izleyen değil, o dönemin devrimci gençleri gibi doğrudan sokağın içinde yaşayan bir anlayışın parçasıydı. Bu nedenle 1973’te Gültepe’de Adalet Partisi’nin karşısına çıkması, yalnızca bir seçim tercihi değil, sahip olduğu siyasal anlayışın yerel yönetim alanındaki karşılığıydı.

Ancak Aydın Erten’in asıl başarısı yalnızca seçimi kazanması değildi. Gültepe halkına başka türlü bir siyasetin ve başka türlü bir belediyeciliğin mümkün olduğunu göstermesiydi. Halka hissettirdiği en önemli şeylerden biri, belediyenin halktan uzak bir makam değil, halkın sorunlarına doğrudan dokunan bir kurum olacağıydı. Belediye halk için çalışacak, kimsenin boğazından haksız kazançla elde edilmiş haram lokma geçmeyecekti. Sağın kalesi olarak bilinen Gültepe’nin kazanılması, sadece sandıkta kazanılmış bir başarı değil, siyasal bir anlayışın zaferiydi. Dürüstlük ve halkçılık, seçim döneminde kullanılan kavramlar olmaktan çıkarak yönetme biçiminin kendisine dönüştü.

Aydın Erten, Gültepe halkının sorunlarına doğrudan eğildi. Türkiye Elektrik Kurumu, elektrik direklerinin dikilmesi yönündeki talepleri duymazdan geliyordu. İnsanların karanlıkta kaldığı o dönemde Aydın Erten ve belediye işçileri sabaha kadar çalışarak elektrik direklerini dikti. Bugün yalnızca bir altyapı hizmeti olarak görülebilecek bu uygulama, aslında onun belediyecilik anlayışını anlatan önemli bir örnekti. Çünkü mesele yalnızca elektrik direği dikmek değildi; halkın yaşadığı sorunu kendi sorunu olarak görmek, sokağa, mahalleye sahip çıkmaktı. Halkçılık tam da bu noktada anlam kazanıyordu.

Halkın barınma sorununu çözmek için sosyal konutlar üretilmesini savunması, halka karşılıksız arsa dağıtması, yolsuzluğa, tefeciliğe, stokçuluğa karşı çıkması ve halk ekmek uygulamasını başlatması da halkçı belediyecilik anlayışının parçalarıydı. Belediye, onun döneminde yalnızca yol yapan, çöp toplayan ya da rutin işleri yerine getiren bir kurum değildi. Halkın yaşam koşullarını değiştirmeye çalışan, dayanışmayı büyüten ve kamusal sorumluluğu merkeze alan bir yapıydı. Belediyecilik, piyasanın bıraktığı boşlukları dolduran bir hizmet anlayışından ibaret değil, doğrudan doğruya halkın yaşamına sahip çıkma biçimiydi.

Diğer yandan Erten yalnızca kendi kentinin sorunlarıyla ilgilenmiyor, Ege köylülerinin toprak işgallerine karşı direnişine, Aliağa’daki işçilerin direnişine katılıyordu. Tariş işçilerinin direnişte olduğu günlerde işçilere kumanya dağıtıyor, Gültepe’de kurulan barikatlarda saf tutuyordu. Yani belediye başkanlığı makamını toplumdan ve mücadeleden kopuk bir yönetim alanı olarak görmüyordu.

Bugün “Nasıl bir halkçı belediyeciliğe ihtiyacımız var?” diye sorduğumuzda, Aydın Erten’in kusursuz olup olmadığı üzerinden bir tartışma yürütmek yerine, onun temsil ettiği siyasal cesaret ve halkçı anlayışa bakmak gerekiyor. Çünkü o dönemde bunları yapmak hiç kolay değildi. 12 Eylülcülerin Aydın Erten’i hapse attığı o dönemleri düşündüğümüzde, bizleri halktan, emekten ve kamusal çıkardan yana siyaset yapmaktan alıkoyan şey nedir?

Günümüzde koşullar değişti, siyaset değişti, kent değişti ancak Gültepe’de değişmeyen pek çok sorun var. Bugün hâlâ temel belediye hizmetlerine ihtiyaç duyan bir halk var. Bakımsız toplu taşıma araçlarıyla karşılaşan, kent lokantasına ihtiyaç duyan ve yıllardır kentsel dönüşümü bekleyen insanlar var.

Gültepe, şimdilerde yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan ve seçimler bittiğinde gündem dışına itilen mahallelerden biri olmaya devam ediyor. Bir zamanlar halkın sorunlarına doğrudan müdahale eden belediyecilik anlayışının yerini bugün çıkar hesaplarının olduğu bir anlayış aldı.

Aydın Erten döneminde halka hissettirilen “Kimsenin boğazından haram lokma geçmeyecek” anlayışının bugün tersine döndüğünü söylemek ne yazık ki mümkün. Siyasetin içinde delege pazarlıkları, iş vaatleri, kişisel beklentiler ve makam hesapları giderek daha fazla yer kaplıyor. İdeolojinin, emeğin ve halkın yerine kişisel çıkar ilişkilerinin geçmesi yalnızca siyasetçilerin değişmesi anlamına gelmiyor; aynı zamanda toplumun siyasetle kurduğu ilişkinin de dönüşmesi anlamına geliyor.

Aydın Erten’den sonra toplumcu, halkçı belediyeciliğin yerine ne konulduğunu sormak zorundayız. Siyasetin toplumsal dönüşümün aracı olmaktan çıkıp yalnızca particiliğe, delege hesaplarına ve kişisel beklentilere indirgenmesi, geçmişte savunulan değerlerin bugün ne ölçüde terk edildiğini gösteriyor.

Tam da bu nedenle Aydın Erten’in bugün nasıl anıldığı önem taşıyor. Uzun yıllar ihmal edilen bir isim, son yıllarda daha sık hatırlanmaya başladı. Anmalar, törenler düzenleniyor, adı meydanlarda, salonlarda ve konuşmalarda geçiyor. Ancak Aydın Erten’i anmak ile onun mirasına sahip çıkmak aynı şey değil. Bir insanın mezarı başında bulunmak, onun siyasal mirasının da yanında durduğunuz anlamına gelmiyor.

Ve bugün yine Aydın Erten’i dillerinden düşürmeyenleri göreceğiz. Onu anmayı bir kez daha siyasi bir gösteriye dönüştürenler olacak. Mesele kimlerin mezar başında fotoğraf verdiği değildir. Asıl mesele, onun yaşadığı dönemde savunduğu değerlerin bugün kimler tarafından gerçekten yaşatıldığıdır. Çünkü geçmişin devrimci mirasına sahip çıkmak, onun adını anmakla değil; onun bıraktığı soruları bugünün dünyasında yeniden sormakla mümkündür. Ve bize bıraktığı en önemli soru da belki budur: Halk için siyaset yaptığınızı söylüyorsanız, gerçekten halkın yanında durmaya cesaretiniz var mı?