Aydın Erten ve Halkçı Belediyeciliğin İzleri
Aydın Erten'i ne kadar tanıyoruz? Adını biliyoruz, mezarı başında anmalar yapıyoruz, birkaç fotoğrafını görüyoruz. Ama onu bir siyasal kişilik, bir belediyecilik anlayışı ve bir mücadele geleneğinin parçası olarak ne kadar tanıyoruz?
Aydın Erten’i ne kadar tanıyoruz? Adını biliyoruz, mezarı
başında anmalar yapıyoruz, birkaç fotoğrafını görüyoruz. Ama onu bir siyasal
kişilik, bir belediyecilik anlayışı ve bir mücadele geleneğinin parçası olarak
ne kadar tanıyoruz? Bugün Terzi Fikri Sönmez’in adı ve mücadelesi toplumun
hafızasında Aydın Erten’den çok daha güçlü bir yer tutuyorsa, bunun üzerine
düşünmek gerekli. Elbette hem Terzi Fikri Sönmez hem de Aydın Erten, içinde
bulundukları koşullarda halka en iyi şekilde hizmet etmek için kendilerini
adamış, kendi dönemlerinin devrimci belediye başkanlarıydı. Aydın Erten
yalnızca 1973’te Gültepe’de seçim kazanmış bir belediye başkanı değildi;
dönemin siyasal cesaretini, halkçılığını ve halkçı belediyecilik anlayışını
yerel yönetimin içine taşıyan bir isimdi.
1973 seçimlerinde sağın kalesi olarak bilinen Gültepe’de
Adalet Partisi’ne meydan okumak, bugünden bakıldığında kolayca anlaşılabilecek
bir seçim hikâyesi değildir. O dönemin koşullarını, Türkiye’nin siyasal
atmosferini ve 68 kuşağının taşıdığı mücadele ruhunu birlikte düşünmek gerekir.
Gençlerin düzene başkaldırdığı, siyasal mücadelenin yalnızca söz söylemekten
ibaret olmadığı, inancın ve cesaretin bedel ödemeyi de göze aldığı yıllardı.
Aydın Erten’in siyasal çıkışını da bu tarihsel atmosferden ayrı düşünmek mümkün
değildir.
Aydın Erten’i 68 kuşağı içinden gelen bir aydınlanmacı
olarak görmek mümkündür. 6. Filo “Defol!” eylemlerine katıldı ve ABD
emperyalizmine karşı mücadele etti. Polis kurşunuyla katledilen Taylan Özgür’ün
cenazesinde saf tuttu. Siyaseti uzaktan izleyen değil, o dönemin devrimci
gençleri gibi doğrudan sokağın içinde yaşayan bir anlayışın parçasıydı. Bu
nedenle 1973’te Gültepe’de Adalet Partisi’nin karşısına çıkması, yalnızca bir
seçim tercihi değil, sahip olduğu siyasal anlayışın yerel yönetim alanındaki karşılığıydı.
Ancak Aydın Erten’in asıl başarısı yalnızca seçimi
kazanması değildi. Gültepe halkına başka türlü bir siyasetin ve başka türlü bir
belediyeciliğin mümkün olduğunu göstermesiydi. Halka hissettirdiği en önemli
şeylerden biri, belediyenin halktan uzak bir makam değil, halkın sorunlarına
doğrudan dokunan bir kurum olacağıydı. Belediye halk için çalışacak, kimsenin
boğazından haksız kazançla elde edilmiş haram lokma geçmeyecekti. Sağın kalesi
olarak bilinen Gültepe’nin kazanılması, sadece sandıkta kazanılmış bir başarı
değil, siyasal bir anlayışın zaferiydi. Dürüstlük ve halkçılık, seçim döneminde
kullanılan kavramlar olmaktan çıkarak yönetme biçiminin kendisine dönüştü.
Aydın Erten, Gültepe halkının sorunlarına doğrudan eğildi.
Türkiye Elektrik Kurumu, elektrik direklerinin dikilmesi yönündeki talepleri
duymazdan geliyordu. İnsanların karanlıkta kaldığı o dönemde Aydın Erten ve
belediye işçileri sabaha kadar çalışarak elektrik direklerini dikti. Bugün
yalnızca bir altyapı hizmeti olarak görülebilecek bu uygulama, aslında onun
belediyecilik anlayışını anlatan önemli bir örnekti. Çünkü mesele yalnızca
elektrik direği dikmek değildi; halkın yaşadığı sorunu kendi sorunu olarak
görmek, sokağa, mahalleye sahip çıkmaktı. Halkçılık tam da bu noktada anlam
kazanıyordu.
Halkın barınma sorununu çözmek için sosyal konutlar
üretilmesini savunması, halka karşılıksız arsa dağıtması, yolsuzluğa,
tefeciliğe, stokçuluğa karşı çıkması ve halk ekmek uygulamasını başlatması da
halkçı belediyecilik anlayışının parçalarıydı. Belediye, onun döneminde
yalnızca yol yapan, çöp toplayan ya da rutin işleri yerine getiren bir kurum
değildi. Halkın yaşam koşullarını değiştirmeye çalışan, dayanışmayı büyüten ve
kamusal sorumluluğu merkeze alan bir yapıydı. Belediyecilik, piyasanın
bıraktığı boşlukları dolduran bir hizmet anlayışından ibaret değil, doğrudan
doğruya halkın yaşamına sahip çıkma biçimiydi.
Diğer yandan Erten yalnızca kendi kentinin sorunlarıyla
ilgilenmiyor, Ege köylülerinin toprak işgallerine karşı direnişine, Aliağa’daki
işçilerin direnişine katılıyordu. Tariş işçilerinin direnişte olduğu günlerde
işçilere kumanya dağıtıyor, Gültepe’de kurulan barikatlarda saf tutuyordu. Yani
belediye başkanlığı makamını toplumdan ve mücadeleden kopuk bir yönetim alanı
olarak görmüyordu.
Bugün “Nasıl bir halkçı belediyeciliğe ihtiyacımız var?”
diye sorduğumuzda, Aydın Erten’in kusursuz olup olmadığı üzerinden bir tartışma
yürütmek yerine, onun temsil ettiği siyasal cesaret ve halkçı anlayışa bakmak
gerekiyor. Çünkü o dönemde bunları yapmak hiç kolay değildi. 12 Eylülcülerin
Aydın Erten’i hapse attığı o dönemleri düşündüğümüzde, bizleri halktan, emekten
ve kamusal çıkardan yana siyaset yapmaktan alıkoyan şey nedir?
Günümüzde koşullar değişti, siyaset değişti, kent değişti
ancak Gültepe’de değişmeyen pek çok sorun var. Bugün hâlâ temel belediye
hizmetlerine ihtiyaç duyan bir halk var. Bakımsız toplu taşıma araçlarıyla
karşılaşan, kent lokantasına ihtiyaç duyan ve yıllardır kentsel dönüşümü
bekleyen insanlar var.
Gültepe, şimdilerde yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan
ve seçimler bittiğinde gündem dışına itilen mahallelerden biri olmaya devam
ediyor. Bir zamanlar halkın sorunlarına doğrudan müdahale eden belediyecilik
anlayışının yerini bugün çıkar hesaplarının olduğu bir anlayış aldı.
Aydın Erten döneminde halka hissettirilen “Kimsenin
boğazından haram lokma geçmeyecek” anlayışının bugün tersine döndüğünü söylemek
ne yazık ki mümkün. Siyasetin içinde delege pazarlıkları, iş vaatleri, kişisel
beklentiler ve makam hesapları giderek daha fazla yer kaplıyor. İdeolojinin,
emeğin ve halkın yerine kişisel çıkar ilişkilerinin geçmesi yalnızca
siyasetçilerin değişmesi anlamına gelmiyor; aynı zamanda toplumun siyasetle
kurduğu ilişkinin de dönüşmesi anlamına geliyor.
Aydın Erten’den sonra toplumcu, halkçı belediyeciliğin
yerine ne konulduğunu sormak zorundayız. Siyasetin toplumsal dönüşümün aracı
olmaktan çıkıp yalnızca particiliğe, delege hesaplarına ve kişisel beklentilere
indirgenmesi, geçmişte savunulan değerlerin bugün ne ölçüde terk edildiğini
gösteriyor.
Tam da bu nedenle Aydın Erten’in bugün nasıl anıldığı önem
taşıyor. Uzun yıllar ihmal edilen bir isim, son yıllarda daha sık hatırlanmaya
başladı. Anmalar, törenler düzenleniyor, adı meydanlarda, salonlarda ve
konuşmalarda geçiyor. Ancak Aydın Erten’i anmak ile onun mirasına sahip çıkmak
aynı şey değil. Bir insanın mezarı başında bulunmak, onun siyasal mirasının da
yanında durduğunuz anlamına gelmiyor.
Ve bugün yine Aydın Erten’i dillerinden düşürmeyenleri göreceğiz. Onu anmayı bir kez daha siyasi bir gösteriye dönüştürenler olacak. Mesele kimlerin mezar başında fotoğraf verdiği değildir. Asıl mesele, onun yaşadığı dönemde savunduğu değerlerin bugün kimler tarafından gerçekten yaşatıldığıdır. Çünkü geçmişin devrimci mirasına sahip çıkmak, onun adını anmakla değil; onun bıraktığı soruları bugünün dünyasında yeniden sormakla mümkündür. Ve bize bıraktığı en önemli soru da belki budur: Halk için siyaset yaptığınızı söylüyorsanız, gerçekten halkın yanında durmaya cesaretiniz var mı?











