GÜZEL OLACAK BİR ŞEY ARIYORUM
Televizyonu açıyorum. Kan, vurgun, ihanet... Sinirleniyorum. Hep kötü şeyler duymaktan bıktım.
Televizyonu açıyorum. Kan, vurgun, ihanet... Sinirleniyorum. Hep kötü şeyler duymaktan bıktım.
Telefonumda çocuk oyunları oynuyorum. Kaybediyorum. Sinirleniyorum. Her şeyde kaybetmekten yorulmuşum. Artık kaybetmeyi kabullenemiyorum.
Hayat bazen aydınlıktır. Her yönünü görürsün. Kendini ferahta hissedersin.
Bazen de kapkaranlıktır Hiç bir yön belli değildir. Kuzey neresi, güney neresi? Karıştırırsın.
O karanlığı yaşıyorum uzun süredir. Bir şey yapmak istiyorum. Nereye doğru hamle yapacağımı kestiremiyorum.
Bir şair ölmüş.
"İçimde zaptedilmez bir kırma isteği dizginlerini koparan
bir at sanki bu soluk soluğa kalıyorum her sonbahar ve sevgilim ne zaman
hoşgörülü olsa bir yolculuk düşüyor
aklıma, gidiyorum bütün
gençliğim böylece geçip gitti işte
ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim"(1)
Arkadaşlarımı arıyorum. Kimi işinde. Açamıyor. Açabilen, patron korkusundan kısa kesiyor sohbeti. En iyi arkadaşım yurtdışına gitti. Otellerde tuvalet temizliyor. Mutluyum, diyor. Ben sokaklara sarmaşık gibi sarılıyorum.
Şair devam ediyor.
"Sesler gittikçe
azalıyor, kuşlar azalıyor ve ne zaman yolum düşse
vurulduğun yere kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
biz çoktan
unutmuşuz böyle şeyleri ama içimde bir sırtlanın dalgın
duruşu
ve dilimin
ucunda küfre dönüyor
her sözcük" (2)
Faslı göçmenler
sokaklardan kopmuş, sulardan
umuda gitmeye çalışıyor. Arkadaşımı düşünüyorum. İyi mi yaptı? Ne olursa olsun
yabancısın oralarda.
Sanki burada değiliz. Herkes
birbirine küfrediyor. Düne kadar sarmaş
dolaş olanlar, birbirine övgüler yağdıranlar şimdi küfrediyor. Yeni Parti kurulmuş. Küfür ise dümdüz.
Dilimizin ucunda bir küfre dönüşüyor her sözcük. Yabancıyım buralarda. Sadece beni
tanıyanlar var. Sinirleniyorum...
Artık kimseyi tanımak istemiyorum. Tanıştığım herkes dert yanıyor. Annemden aldığım sigara parasını onlara veresim geliyor.
Pencerede teyzeler dedikodu yapıyor. Geçiyorum önlerinden. Beni tanıyorlar. En azından görünür olduğumu anlıyorum. Yollardaki dut ağaçlarından olmuş dutları toplayıp karnımı
doyurmaya çalışıyorum. Ayakkabılarım yapış yapış. Teyzeler alışmış bana. Oğlum çocuklara da bırak. Utanıyorum. Küfredenler utanmıyor hiç.
Bakkala giriyorum sigara almaya. Bakkal beni görünce elini arkadaki sigara reyonuna uzatıyor. Adını söylemeden hangi sigarayı içeceğimi biliyor. Belli ki tanımış. O beni biliyor. Üç harfli hücre tipi marketler öldürmüş bakkalı yine de direniyor kahraman bakkal. Duvarları camdan ışıl ışıl marketin birini satın almış bu üç harfli hücre tipi market. Işıl ışılda her şey pahalı. Hücre tipinde ucuz. Kimsenin ışıl ışıldan da bakkaldan da bir şey alabilecek hali kalmamış.
Bakkalın içi loş. Sanki karanlığımı biliyor. Duvarlarımı da biliyor mu?
Kopkoyu bir karanlık. Karşımda duvarlar var. Hangi hareketi yapsam o duvarlara çarpıyorum. Sonuçta ne yapmak istediğimi biliyorum: Kafamı rahatlatacak bir işe girmek.
Uzun süredir işsizim. Diplomam var. Diplomama göre iş yok. Olanları sen beğenmiyorsun, diyor ailem. Yaşadıklarımı bilmiyorlar sanki. Haklı olduğum yerde şımarık piçin birinden özür dilememi istedi müdür. İşi bıraktım.
İşssizlik rakamları açıklanmış. Onu da yalan hesaplamışlar. Onların müdürleri de şımarık piçlerden özür mü diletiyor? Bu kadar yalanı nasıl söylesinler?
"Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik," (3)
Duvarlarımı deleceğim. Peki nasıl? Taktik üretmeye çalışıyorum. Üretemiyorum. Adım atabileceğim bir yol yok. Sağanak patlasa belki karanlık da görmeye başlar. Duvarları kırıp yeni bir yol açmalıyım kendime. Duvarlar kalın. Yorulduğumla kalıyorum. Durup beklemek kalıyor geriye. Enkazdayım. Sesimi duyan yok. Bitse bu yapışkan sessizlik.
Tek başımayım. Kim ne yapar benim için bilemiyorum. Yapacaklarını da sanmıyorum. Oysa bir araya gelsek. Adımlarımız ortak olsa bir şeyler değişirdi. Bunu biliyorum. Ama ispat edemem. Doğru olan her şeyi kanıtlayamazsın. Doğruluk ve kanıtlanabilirlik aynı şey değiller.
Güzel olacak bir şey arıyorum...
"Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün " (4)
Alıntılar: 1 - 2 - 3 – 4: Ahmet
Telli. Belki Yine Gelirim şiirinden.










