CHP DÜŞMANLIĞININ SONUÇLARI
Partiler, ilçe başkanlarını seçerken mahallelerde aldıkları oy oranlarına göre delege sayılarını belirlerler. Yani partinin mahallede aldığı oy oranına göre belirlenen delegeler, ilçe başkanlığı seçiminde söz sahibi olur.
CHP düşmanlığının tarihsel gelişimini anlattık. CHP, var olmanın dayanılmaz ağırlığını yaşamaya devam ediyor. Nedenler, gerekçeler ve düşmanlaşmayla ilgili diğer notları bu yazıda toplamaya çalıştım. Fakat bitmez. Düşmanlık bitmez. Yazmak bitmez.
Sevr Antlaşması ile konulan bütün şartlar Lozan Antlaşması
ile iptal edilmişti. İtilaf devletlerinin ve Yunanistan’ın büyük avantajlar
elde ettiği şartların iptal edilmesi üzerine masadan kalktılar. Elde edilmiş
avantajların kaybedilmesi, hesaplaşma ve intikam sürecini başlattı. TBMM
Hükûmetinin temeli, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın kurulması ve Cumhuriyet’in
ilanı ile kurumsal bir zemine oturmuş oldu.
Bütün dünya, Lozan Antlaşması gereği Türkiye Cumhuriyeti’ni
ebediyen tanıyacaktı. Bu kurumsal kimliğin arkasında Mustafa Kemal Atatürk ve
onun kurduğu Cumhuriyet Halk Fırkası en büyük tehlikeydi. Kaybedilen topraklar,
kapitülasyonların kaldırılması ve Boğazların kontrolü gibi kaybedilen
avantajlar tekrar kazanılmalıydı.
Dış politikada, yüzyıl süren ve hâlâ bitmeyen bir
hesaplaşmanın hedefinde CHP vardı. Dünya ekonomisinde egemen olan devletler,
Türkiye’nin iç politikalarına, CHP’nin iktidar olmasına izin vermeyecek şekilde
müdahil oluyorlardı.
CHP iktidarında saltanatın ve hilafetin kaldırılması ile
medreselerin kapatılması, İslamcı ulema kesimi tarafından tepkiyle karşılandı.
Laik bir eğitim sisteminin uygulanmasına ve hukuki düzenlemelere karşı
çıktılar. Eski şeyhülislamlar, kadılar, müderrisler, fıkıh bilen hukukçular,
tefsir âlimleri, hadis âlimleri ve medresede yetişmiş diğer tüm din âlimleri
ulema topluluğunu oluşturuyordu. Bunların hepsi yetkisiz, görevsiz ve işsiz
kaldı. Osmanlı Devleti tarafından sağlanan imtiyazlarından mahrum kaldılar. Bu
ulema takımı ve hitap ettikleri cemaat, CHP’nin bu uygulamalarına karşı çıktı
ve düşman oldu.
1945 yılında Topraklandırma Kanunu ile büyük bir başkaldırı
başladı. Küçük çiftçiye ve köylüye toprak edindirmeyi amaçlayan kanunun
karşısında büyük toprak sahipleri isyan ettiler. Ellerindeki toprakları
kaybetme korkusuyla kanuna karşı çıktılar. Bunların başında Adnan Menderes
geliyordu. CHP içinde muhalif olarak Köy Enstitüleri ile Halkevlerinin
kurulmasına, ezanın ana dilde okunmasına, laiklik ve devletçilik ilkesi
kapsamında yapılan girişimlere karşı çıkmışlardı. CHP içinde sıkışıp kalan
muhalif grup artık çok partili sistemi dayatıyor ve kendi gelenekleri ve yaşam
biçimleri doğrultusunda bir iktidar istiyordu. Maalesef bu feodal ağaların
yanında, toprak köleliği yapan köylüler de onların etkisindeydiler.
Bir başka yapıyı da milliyetçiler oluşturdu. İkinci Dünya
Savaşı’nın sonlarına doğru Türkiye’de bazı Türkçü/Turancı aydın ve gençlerin
tutuklanması ve yargılanmasıyla ortaya çıkan tepkiler sonucunda CHP karşıtlığı
oluştu. Bu karşıtlık, milliyetçi kesimin önce Demokrat Parti çatısı altında,
daha sonra kendi partilerini kurarak devam ettireceği bir sürece dönüştü.
1945 Toprak Kanunu öncesinde, geleneksel köy ekonomisinde
toprağı olmayan veya üretim için sermayesi bulunmayan köylü; tohum, hayvan,
araç gereç veya geçim ihtiyacı için borçlanabiliyordu. Borç ilişkileri bazen
ürün, emek veya toprak üzerindeki ilişkilerle birleşebiliyordu. Bu ekonomik
sistem, tefecilikle geçinen zümrenin geçim kaynağıydı. Bu süreçte paradan para
kazanan tefeci zümresi CHP’nin karşısında tavır aldı.
Bu süreçte CHP karşısında örgütlenen Turancılık yanlısı
milliyetçiler, ulema sınıfı, cemaat mensupları, toprak ağaları ve köylüler ile
tefeci grupları, etkiledikleri kitlelerle birlikte CHP’nin karşısında büyük bir
güç oluşturdular. Bu büyük kitle, tarihsel süreçte CHP’ye karşı Demokrat
Parti’de birleşti.
CHP bloğunda ise askerler, memurlar, işçiler ve azınlıkta
kalıp ötekileştirilen din ve mezhep mensupları kalmıştı. Bu gruplarda da
zamanla revizyonlar oldu ve karşı tarafı destekleyenler çıktı. Bir başka etken
de 1960’lı yıllardan sonra radikal sol grupların ortaya çıkmasıydı. Bunlar da
CHP dışında kaldılar ve ayrı bir blok oluşturdular.
Bu bloklar fanatikliğe dönüştü ve alt nesillere doğru
aşılanmaya başladı. Türkiye’de CHP vardı. Bir de karşısında Milliyetçi Cephe
adı verilen blokla küçük bir radikal sol blok vardı. CHP’nin karşısındaki
bloklara, 1980 sonrasında sözde solcu politikalar üreten Kürt milliyetçisi bir
blok eklendi. CHP’nin içinden çıkan partiler yavaş yavaş karşı bloklarda
yerlerini alıyordu. CHP’nin tabanı ulusalcılar, sosyal demokratlar ve bireysel
hareket eden solcular çizgisine oturmuştu.
CHP, çok partili dönem tarihinde en yüksek oy oranını 1977
seçimlerinde Bülent Ecevit’in genel başkanlığında yüzde 41,38 ile aldı. Bu
oylara Kürt seçmenin oyları ve sendikal hareketlerin güçlü olduğu dönemde işçi
oyları ile ulaştı. 1980 sonrası dönemde bu kesimlerdeki oylar da kaybedildi.
CHP, karşısındaki güçlü blok karşısında eriyip gidiyordu.
Üstelik dışarıdan ülke politikasına yapılan baskılar artmıştı. Politik olarak
ambargolar, finansal yaptırımlar, silah sanayisiyle ilgili tehditler… PKK
tehdidi, maşa olarak kullanılan dinî cemaat liderleri bu oyunun bir parçasıydı.
Siyasetçiler tehdit ediliyor, pazarlık yapılıyor ve boyun eğenlerin önü
açılıyordu. Basın, para yoluyla ve kapatma tehdidiyle sindiriliyordu.
Bu ülkenin başında hangi tehlikeler varsa, hangi belalar
varsa CHP de aynı tehditlerle uğraşmak zorunda kalıyordu. Üstelik içeriden
kuşatılan, yurt dışından ithal gelen siyasetçileri artık CHP içinde de
görüyorduk.
Kişisel hırslar ve koltuk merakı yüzünden içeriden darbeler
yeniyordu. Sürekli öne çıkmaya çalışan politikacılar ve onların ayrılıp yeni
parti kurma hayalleri yüzünden CHP parçalanıyordu. Son yıllarda Tuncay
Özkan’ın, Mustafa Sarıgül’ün, Emine Ülker Tarhan’ın ve Muharrem İnce’nin parti
kurup CHP tabanına göz dikmeleri bunun en iyi göstergesiydi. En son, Ekrem
İmamoğlu ve Özgür Özel tarafından kurulan Yeni Parti de ulusalcı tabanı alıp
götürdü.
CHP tüm bunlara karşı ayakta kalmayı başarabildi. Gidenlerin
bir kısmı geri döndü. Hâlâ dönecek olanlar var. CHP yıkılmayacak ama darbeler
yemeye devam edecek.
“Bu ülkenin kurtuluşu CHP’nin iktidar olmasındadır.”
diyemeyiz. Fakat “CHP bu ülkenin sigortasıdır.” diyebiliyoruz. Bu ülkede
zihniyetler değişmeli ve bilinç devrimi yaşanmalıdır. Ümidimiz gelecek
kuşaklardadır. Bu ilkeyi seven, hiçbir güce teslim olmayan, koltuk ve çıkar
peşinde koşmayan vatan evlatlarına ihtiyaç duyuyoruz. Onlar ortaya çıkıp söz
sahibi olana kadar CHP varlığını sürdürecektir.
Sevgi ve saygılarımla.










