CHP DÜŞMANLIĞININ SONUÇLARI
Muhittin Erden
erden.m@gmail.com

CHP DÜŞMANLIĞININ SONUÇLARI

Partiler, ilçe başkanlarını seçerken mahallelerde aldıkları oy oranlarına göre delege sayılarını belirlerler. Yani partinin mahallede aldığı oy oranına göre belirlenen delegeler, ilçe başkanlığı seçiminde söz sahibi olur.

12 Ekim 2026 Pazartesi 22:00 makaleler

CHP düşmanlığının tarihsel gelişimini anlattık. CHP, var olmanın dayanılmaz ağırlığını yaşamaya devam ediyor. Nedenler, gerekçeler ve düşmanlaşmayla ilgili diğer notları bu yazıda toplamaya çalıştım. Fakat bitmez. Düşmanlık bitmez. Yazmak bitmez.

Sevr Antlaşması ile konulan bütün şartlar Lozan Antlaşması ile iptal edilmişti. İtilaf devletlerinin ve Yunanistan’ın büyük avantajlar elde ettiği şartların iptal edilmesi üzerine masadan kalktılar. Elde edilmiş avantajların kaybedilmesi, hesaplaşma ve intikam sürecini başlattı. TBMM Hükûmetinin temeli, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın kurulması ve Cumhuriyet’in ilanı ile kurumsal bir zemine oturmuş oldu.

Bütün dünya, Lozan Antlaşması gereği Türkiye Cumhuriyeti’ni ebediyen tanıyacaktı. Bu kurumsal kimliğin arkasında Mustafa Kemal Atatürk ve onun kurduğu Cumhuriyet Halk Fırkası en büyük tehlikeydi. Kaybedilen topraklar, kapitülasyonların kaldırılması ve Boğazların kontrolü gibi kaybedilen avantajlar tekrar kazanılmalıydı.

Dış politikada, yüzyıl süren ve hâlâ bitmeyen bir hesaplaşmanın hedefinde CHP vardı. Dünya ekonomisinde egemen olan devletler, Türkiye’nin iç politikalarına, CHP’nin iktidar olmasına izin vermeyecek şekilde müdahil oluyorlardı.

CHP iktidarında saltanatın ve hilafetin kaldırılması ile medreselerin kapatılması, İslamcı ulema kesimi tarafından tepkiyle karşılandı. Laik bir eğitim sisteminin uygulanmasına ve hukuki düzenlemelere karşı çıktılar. Eski şeyhülislamlar, kadılar, müderrisler, fıkıh bilen hukukçular, tefsir âlimleri, hadis âlimleri ve medresede yetişmiş diğer tüm din âlimleri ulema topluluğunu oluşturuyordu. Bunların hepsi yetkisiz, görevsiz ve işsiz kaldı. Osmanlı Devleti tarafından sağlanan imtiyazlarından mahrum kaldılar. Bu ulema takımı ve hitap ettikleri cemaat, CHP’nin bu uygulamalarına karşı çıktı ve düşman oldu.

1945 yılında Topraklandırma Kanunu ile büyük bir başkaldırı başladı. Küçük çiftçiye ve köylüye toprak edindirmeyi amaçlayan kanunun karşısında büyük toprak sahipleri isyan ettiler. Ellerindeki toprakları kaybetme korkusuyla kanuna karşı çıktılar. Bunların başında Adnan Menderes geliyordu. CHP içinde muhalif olarak Köy Enstitüleri ile Halkevlerinin kurulmasına, ezanın ana dilde okunmasına, laiklik ve devletçilik ilkesi kapsamında yapılan girişimlere karşı çıkmışlardı. CHP içinde sıkışıp kalan muhalif grup artık çok partili sistemi dayatıyor ve kendi gelenekleri ve yaşam biçimleri doğrultusunda bir iktidar istiyordu. Maalesef bu feodal ağaların yanında, toprak köleliği yapan köylüler de onların etkisindeydiler.

Bir başka yapıyı da milliyetçiler oluşturdu. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Türkiye’de bazı Türkçü/Turancı aydın ve gençlerin tutuklanması ve yargılanmasıyla ortaya çıkan tepkiler sonucunda CHP karşıtlığı oluştu. Bu karşıtlık, milliyetçi kesimin önce Demokrat Parti çatısı altında, daha sonra kendi partilerini kurarak devam ettireceği bir sürece dönüştü.

1945 Toprak Kanunu öncesinde, geleneksel köy ekonomisinde toprağı olmayan veya üretim için sermayesi bulunmayan köylü; tohum, hayvan, araç gereç veya geçim ihtiyacı için borçlanabiliyordu. Borç ilişkileri bazen ürün, emek veya toprak üzerindeki ilişkilerle birleşebiliyordu. Bu ekonomik sistem, tefecilikle geçinen zümrenin geçim kaynağıydı. Bu süreçte paradan para kazanan tefeci zümresi CHP’nin karşısında tavır aldı.

Bu süreçte CHP karşısında örgütlenen Turancılık yanlısı milliyetçiler, ulema sınıfı, cemaat mensupları, toprak ağaları ve köylüler ile tefeci grupları, etkiledikleri kitlelerle birlikte CHP’nin karşısında büyük bir güç oluşturdular. Bu büyük kitle, tarihsel süreçte CHP’ye karşı Demokrat Parti’de birleşti.

CHP bloğunda ise askerler, memurlar, işçiler ve azınlıkta kalıp ötekileştirilen din ve mezhep mensupları kalmıştı. Bu gruplarda da zamanla revizyonlar oldu ve karşı tarafı destekleyenler çıktı. Bir başka etken de 1960’lı yıllardan sonra radikal sol grupların ortaya çıkmasıydı. Bunlar da CHP dışında kaldılar ve ayrı bir blok oluşturdular.

Bu bloklar fanatikliğe dönüştü ve alt nesillere doğru aşılanmaya başladı. Türkiye’de CHP vardı. Bir de karşısında Milliyetçi Cephe adı verilen blokla küçük bir radikal sol blok vardı. CHP’nin karşısındaki bloklara, 1980 sonrasında sözde solcu politikalar üreten Kürt milliyetçisi bir blok eklendi. CHP’nin içinden çıkan partiler yavaş yavaş karşı bloklarda yerlerini alıyordu. CHP’nin tabanı ulusalcılar, sosyal demokratlar ve bireysel hareket eden solcular çizgisine oturmuştu.

CHP, çok partili dönem tarihinde en yüksek oy oranını 1977 seçimlerinde Bülent Ecevit’in genel başkanlığında yüzde 41,38 ile aldı. Bu oylara Kürt seçmenin oyları ve sendikal hareketlerin güçlü olduğu dönemde işçi oyları ile ulaştı. 1980 sonrası dönemde bu kesimlerdeki oylar da kaybedildi.

CHP, karşısındaki güçlü blok karşısında eriyip gidiyordu. Üstelik dışarıdan ülke politikasına yapılan baskılar artmıştı. Politik olarak ambargolar, finansal yaptırımlar, silah sanayisiyle ilgili tehditler… PKK tehdidi, maşa olarak kullanılan dinî cemaat liderleri bu oyunun bir parçasıydı. Siyasetçiler tehdit ediliyor, pazarlık yapılıyor ve boyun eğenlerin önü açılıyordu. Basın, para yoluyla ve kapatma tehdidiyle sindiriliyordu.

Bu ülkenin başında hangi tehlikeler varsa, hangi belalar varsa CHP de aynı tehditlerle uğraşmak zorunda kalıyordu. Üstelik içeriden kuşatılan, yurt dışından ithal gelen siyasetçileri artık CHP içinde de görüyorduk.

Kişisel hırslar ve koltuk merakı yüzünden içeriden darbeler yeniyordu. Sürekli öne çıkmaya çalışan politikacılar ve onların ayrılıp yeni parti kurma hayalleri yüzünden CHP parçalanıyordu. Son yıllarda Tuncay Özkan’ın, Mustafa Sarıgül’ün, Emine Ülker Tarhan’ın ve Muharrem İnce’nin parti kurup CHP tabanına göz dikmeleri bunun en iyi göstergesiydi. En son, Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel tarafından kurulan Yeni Parti de ulusalcı tabanı alıp götürdü.

CHP tüm bunlara karşı ayakta kalmayı başarabildi. Gidenlerin bir kısmı geri döndü. Hâlâ dönecek olanlar var. CHP yıkılmayacak ama darbeler yemeye devam edecek.

“Bu ülkenin kurtuluşu CHP’nin iktidar olmasındadır.” diyemeyiz. Fakat “CHP bu ülkenin sigortasıdır.” diyebiliyoruz. Bu ülkede zihniyetler değişmeli ve bilinç devrimi yaşanmalıdır. Ümidimiz gelecek kuşaklardadır. Bu ilkeyi seven, hiçbir güce teslim olmayan, koltuk ve çıkar peşinde koşmayan vatan evlatlarına ihtiyaç duyuyoruz. Onlar ortaya çıkıp söz sahibi olana kadar CHP varlığını sürdürecektir.

Sevgi ve saygılarımla.


Diğer köşe yazıları

ÜYELERLE SEÇİM

Partiler, ilçe başkanlarını seçerken mahallelerde aldıkları oy oranlarına göre delege sayılarını belirlerler. Yani partinin mahallede aldığı oy oranına göre belirlenen delegeler, ilçe başkanlığı seçiminde söz sahibi olur.

18 Ekim 2026 Pazar 15:13 makaleler

CHP DÜŞMANLIĞININ SONUÇLARI

CHP düşmanlığının tarihsel gelişimini anlattık. CHP, var olmanın dayanılmaz ağırlığını yaşamaya devam ediyor. Nedenler, gerekçeler ve düşmanlaşmayla ilgili diğer notları bu yazıda toplamaya çalıştım. Fakat bitmez. Düşmanlık bitmez. Yazmak bitmez.

12 Ekim 2026 Pazartesi 22:00 makaleler

CHP DÜŞMANLIĞININ TARİHİ '8' DEĞİŞİMCİLER

CHP, Özgür Özel başkanlığında 2024 yerel seçimlerine girdi. CHP seçimlerde %37,77 oy oranı ve 17.391.548 oy olarak birinci parti çıktı. Büyükşehirlerin tamamına yakını kazanılmıştı. Fakat önemli bir ayrıntıdan bahsedeceğim.

08 Ekim 2026 Perşembe 20:25 makaleler

CHP DÜŞMANLIĞININ TARİHİ (7) CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ DÖNEMİ

Referandumun ardından Recep Tayyip Erdoğan tekrar AKP Genel Başkanlığına seçildi. Askerî mahkemeler kapatıldı. HSYK kaldırılarak yerine atama ile HSK kuruldu ve yargıya atama müdahalesi yapılmış oldu. Seçim ittifakı kurulabilmesini sağlayan yasa çıkarıldı.

05 Ekim 2026 Pazartesi 20:12 makaleler

CHP DÜŞMANLIĞININ TARİHİ (6) AKP İKTİDARI İLE PARLAMENTER SİSTEM SÜRECİ

2002 seçimleri, Türkiye siyaset tarihinin değiştiği bir seçim olarak kabul edilir. Milli Görüş'ün temsilcilerinin başında Erdoğan ile arkadaşlarının bulunduğu; merkez sağın temsilcileri, bazı akademisyenler ve teknokratlar tarafından AKP kuruldu.

01 Ekim 2026 Perşembe 20:43 makaleler