CHP DÜŞMANLIĞININ TARİHİ (6) AKP İKTİDARI İLE PARLAMENTER SİSTEM SÜRECİ
2002 seçimleri, Türkiye siyaset tarihinin değiştiği bir seçim olarak kabul edilir. Milli Görüş'ün temsilcilerinin başında Erdoğan ile arkadaşlarının bulunduğu; merkez sağın temsilcileri, bazı akademisyenler ve teknokratlar tarafından AKP kuruldu.
2002 seçimleri, Türkiye siyaset tarihinin değiştiği bir
seçim olarak kabul edilir. Milli Görüş’ün temsilcilerinin başında Recep Tayyip
Erdoğan ile arkadaşlarının bulunduğu; merkez sağın temsilcileri, bazı
akademisyenler ve teknokratlar tarafından AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi)
kuruldu. Yeni ve genç siyasetçilerin ağırlık kazandığı bu grup, seçimlere
iktidar sloganıyla girdi.
Seçimlerden AKP, %34,28 oy oranı ve 363 milletvekili alarak
büyük bir zaferle çıktı. İktidarın yeni sahibi, koalisyonsuz AKP oldu. Ardından
yeniden toparlanmaya çalışan CHP, %19,39 oy alarak 178 milletvekiliyle
muhalefet görevini üstlendi. Diğer tüm partiler adeta tarihe gömüldü.
AKP kurucularının içinde "Osmanlıcı" diye tabir
ettiğimiz güçlü bir yapı vardı. Osmanlı’nın bulunduğu coğrafi konumun ve
imparatorluk gücünün akıllarda yer etmiş mirasına özlem duyuluyordu. İslami
coğrafyada tekrar etkili olma hayalleri vardı. Türkiye’nin belirli bir
coğrafyada sıkışıp kalmasından dolayı her zaman CHP suçlanıyordu. CHP, dini
değerlerden ve geleneklerden uzaklaşmanın en büyük nedeni olarak görülüyordu.
Tekrar o güçlü dönemlere dönmek en büyük hayalleriydi.
AKP hükümeti özelleştirmelere hız verdi. CHP’nin tek parti
döneminde yaptığı yatırımların hemen hemen tamamı özelleştirildi. CHP; halkın
değerlerine uzak, seçkinlerin yer aldığı bir parti olarak değerlendirildi.
Muhafazakâr seçmen birlik olmaya çağrıldı. CHP gelirse bazı dini kazanımların
kaybedileceği vurgusu yapıldı. CHP’nin Kürtçü siyasi uzantılarla ilişkide
olduğu algısı oluşturuldu. "CHP’nin iktidara gelmesi, terörle mücadelenin
zayıflaması demektir." şeklinde söylemler geliştirildi.
2007 seçimlerinde milletvekili sayısı artırıldı. AKP,
yürüttüğü algı politikasının sonucunu aldı ve seçimlerden %46,58 oy oranıyla
çıktı. CHP %20,88, MHP %14,27, DTP destekli bağımsızlar ise %5,24 oy aldılar.
AKP iktidarı devam ediyordu.
Bu dönemde AK Parti, CHP’yi halkın iradesinin (sandığın)
önünü kesmek için "ordu, yargı ve bürokratik vesayet ile iş birliği
yapmakla" suçladı. CHP; reformlara kapalı, düzeni korumaya çalışan ve
darbe söylemlerine sessiz kalan bir parti olarak kamuoyuna sunuldu. Bu algı,
seçmen nezdinde büyük ölçüde kabul gördü. CHP’nin Ergenekon ve Balyoz davaları
sürecinde bazı sanıklara sahip çıkması, aynı seçmen kitlesi tarafından tepkiyle
karşılandı.
AK Parti, CHP'nin laiklik ilkesi gereği yaptığı hamleleri
halka, "Bunlar dindarlara, başörtülülere, sizin inançlarınıza ve
değerlerinize karşı düşmanlık yapıyorlar" şeklinde servis etti. Seçmen
kitlesinin muhafazakâr, dindar ve liberal kesiminin gözünde CHP; aciz, bir şey
üretmeyen, ülkenin geleceğini düşünmeyen bir toplulukmuş imajı yaratıldı.
Deniz Baykal'ın gizli kamera görüntüleri Mayıs 2010 başında
internete sızdırıldı. Bu olayın ardından Deniz Baykal, 10 Mayıs 2010 tarihinde
CHP Genel Başkanlığı görevinden istifa etti. Yerine 22 Mayıs 2010'da Kemal
Kılıçdaroğlu seçildi. Deniz Baykal’ın siyaset sahnesinden çekilmesiyle yıpratma
sırası Kemal Kılıçdaroğlu’na gelmişti.
2010 referandumu ile 26 maddelik bir reform paketi oylamaya
sunuldu. En önemli maddelerden biri, 1980 darbesini yapanların mutlak
dokunulmazlık maddesinin kaldırılmasıydı. Diğer maddeler ağırlıklı olarak
yargının yeniden düzenlenmesi üzerineydi. "Hayır" kampanyası başlatan
CHP büyük tepki gördü. AKP, referandum meydanlarında CHP'yi "12 Eylül
darbecilerini savunan taraf" olarak konumlandırdı. Oysaki paket 26
maddeden oluşuyordu ve her biri ayrı ayrı değerlendirilmeliydi; fakat CHP’nin
yıpratılması amaç edinilmişti.
CHP, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile 2011 yılında ilk
kez seçime girdi. Seçim sonucundan yine %49,83 oy ve 327 milletvekili ile AKP
iktidarı çıktı. CHP %25,98 ile 135 milletvekili çıkarabilmişti. AKP’nin
"Kanal İstanbul" ve "Hedef 2023" kampanyalarına karşı
CHP’nin "Aile Sigortası" kampanyası cılız kalmıştı.
Seçim sonrasında CHP, MHP ve BDP milletvekilleri; tutuklu
milletvekillerinin tahliye edilmemesi durumunu protesto etmek için Meclis'te
yemin etmeme kararı aldı. Uzlaşma neticesinde önce MHP, ardından CHP
milletvekilleri Meclise gelip yemin ettiler. BDP ise ekim ayına kadar eylemini
sürdürüp sonrasında gelerek yemin etti.
Bu arada devlet ile PKK arasında Oslo’da yapılan müzakereler
basına sızdı. 2012 yılında MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması iktidar içinde
tartışmalara yol açtı. Arkasından Gezi Parkı eylemleri ülke genelinde bir
protestoya dönüştü. Ardından yaşanan 17-25 Aralık krizi, AKP hükümetinin içinde
hesaplaşmalara ve kırılmalara sebep oldu.
CHP bu dönemde, "Yeni CHP" vurgusuyla tüzük
kurultayı yaptı. Kadın kotasının %33 ve gençlik kotasının %10 olması gibi
yenilikçi kararlar alındı. Parti Meclisinin yapısında liberal solculara, merkez
sağa ve akademisyenlere yer açıldı. Deniz Baykal döneminin katı "laiklik
ve devlet koruyuculuğu" eksenli muhalefetinden sıyrılmaya çalışılarak;
daha çok hak, hukuk, adalet, sosyal yardımlar ve özgürlükler üzerinden siyaset
yapan, sokaktaki toplumsal dinamiklerle bağ kurmaya çalışan bir ana muhalefet
partisi portresi çizildi. Milletvekilleri kendilerini sokakta biber gazının
içinde buldular.
Bu dönem, AKP’nin yıpranmasını ve CHP’nin toparlanmasını
sağlayan bir süreçti. 2014’te Cumhurbaşkanı ilk kez halk tarafından
seçilecekti. İktidarın adayı Recep Tayyip Erdoğan’dı. Toplumsal bölünmenin
ardındaki güç bir kez daha ortaya çıktı. Daha önce adı kamuoyunda duyulmayan
Ekmeleddin İhsanoğlu, MHP ve CHP tarafından çatı aday olarak gösterildi.
Yapacak bir şey yoktu; sanki birtakım güçler kaybetmelerini emretmişti.
Cumhurbaşkanlığı seçimini %51,44 oy oranıyla Recep Tayyip Erdoğan kazanarak
halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu. AKP Genel Başkanlığına Ahmet
Davutoğlu seçilerek Başbakan oldu. Bu süreç, toparlanıyor denilen CHP için
Ekmeleddin İhsanoğlu hamlesiyle hüsrana dönüştü.
2015 yılının Haziran ayında yapılan genel seçimlerde AKP,
%40,87 oy alarak 276 milletvekilliği olan tek başına iktidar çoğunluğunu
kaybetti. CHP ve MHP ile yapılan koalisyon görüşmeleri tıkanınca bu sefer Kasım
2015’te tekrar seçime gidildi. Seçmen, koalisyon krizinin faturasını bu kez
MHP’ye kesti ve MHP büyük oranda oy kaybı yaşadı. AKP, Kasım seçimlerinden
%49,5 oy oranı ve 317 milletvekili çıkararak yeniden tek başına iktidar oldu.
Kemal Kılıçdaroğlu, seçim öncesi tahminini "%60’lık
muhalefet bloku" olarak tanımlamıştı; fakat yine yanılmıştı. Bu ülkede
%60’lık bir sağ blok vardı. Bunun aşılması için yeni bir bilinç ve kuşaklar
arası geçiş gerekiyordu. Bugünün ortamında kemikleşen bu yapıyı değiştirmek
imkânsızdı. Bu %60’lık blok, koalisyon dâhil CHP iktidarını istemiyordu.
Basında yer almasa bile halkın içindeki fısıltı CHP düşmanlığını
dillendiriyordu. Üstelik bu söylemleri sağ-sol fark etmeksizin tüm diğer
partilerin seçmeninden duyuyorduk.
Bu dönemden sonra ülke tarihi açısından önemli kırılmalar ve gelişmeler yaşandı. Mayıs 2016’da Başbakan Ahmet Davutoğlu istifa etti. Yerine Binali Yıldırım Başbakan oldu. 15 Temmuz darbe girişimi bastırıldı. FETÖ ile bağlantılı kişiler tutuklandı, mal varlıklarına el konuldu. Halkın gözünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gücü daha da arttı. Orduda bazı kademeler zayıflatıldı. En önemli süreç ise MHP’nin iktidar tarafına geçmesi oldu. Bu süreçten güçlenerek çıkan Recep Tayyip Erdoğan, 2017 anayasa referandumu için düğmeye bastı.
16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa Değişikliği Referandumu; Türkiye’nin 95 yıllık parlamenter yönetim geleneğini sonlandırarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişi sağlayan, yakın tarihin en büyük rejim ve sistem dönüşümü olmuştur. Başbakanlık makamı tamamen kaldırılmıştır.
Yeni dönem siyasete neler getirecekti?










