FRANSA'DAKİ YAĞMACILIK ÜZERİNE MESNETSİZ BİR YAZI
Fransa'da öğrenci olayları olarak başlayan isyan sırasında özellikle lüks mallar satan mağazalara yönelik bir yağma olduğu öne çıkarıldı. Sorunun temeli yağmaysa Fransa'nın kleptokrasi ile yönetilmediğini ispatlamamız gerekiyor.
21 Eylül'de okulların yeni eğitim öğretim dönemine başladığı
zamanlarda Fransa'da, Paris'in yakınlarında Créteil beldesinde öğrenciler boş
öğretmen kadrolarına karşı eylemlere başladılar. Talepleri çok basitti: Daha
iyi bir eğitim, daha iyi bir okul, daha iyi bir gelecek.
Olay, Créteil'in bağlı olduğu Île-de-France bölgesine,
oradan ülkenin birçok yerine, sonra da Avrupa'nın başka ülkelerine sıçradı.
İş, öğrenci protestosundan sınıfsal görünümlü bir kalkışmaya
doğru yönünü çevirdi. Tam olarak sınıfsal bir kalkışma olmasa da sans-culotte
hareketini tekrar hatırlattı.
Olayların bu kadar hızla yayılması yöneticileri şaşırttı.
Fransa İçişleri Bakanı, "Kontrolü kaybettik" diyerek istifasını
sundu. Kabul edilmedi.
İçişleri Bakanı Nunes'in tabiriyle kontrolün kaybedilmesinin
göstergesi de lüks mağazalara yönelik yağma olaylarının olmasıydı.
Yağmacılık, hemen her isyanda gündeme gelen ve eylemleri
karalamak için kullanılan bir araç hâline geldi. Bunun en temel nedeni de
eylemlere sempati duyulmasının önüne geçilmeye çalışılması.
Eylemler yağmacılığın yolunu mu açıyor? Buna net bir yanıt
vereyim: Hayır! İspatı da Kara Blok olarak bilinen grupların mağazalara,
bankalara yönelik saldırılarında özellikle üniversite öğrencilerinin kordon
oluşturarak buna engel olmaya çalışması. En bilinen örnek de ünlü Louvre
Müzesi'nin önündeki savunma hattı.
Eylemler ilerleyen günlerde sendikaların ve 2018 yılında
"benzin pahalılığı" protestolarında sınıfsız bir görüntüde olan Sarı
Yelekliler'in desteğini aldı. Eğitime ayrılmayan bütçe ile başlayan isyan,
yoksullaşma (nedense buna da hayat pahalılığı adını veriyoruz) ve kamu
hizmetlerindeki gerileme konularını bayraklaştırdı.
İşte tam bu noktada yağmacılığı konuşmak gerekiyor.
Yağmacılık nedir?
Fransa'da 2026 yılına ilişkin kesinleşmeyen rakamlara göre
enflasyon %3,1'e yükseldi. Bunun ana sebebi olarak da %21,3'e ulaşan enerji
enflasyonu öne çıkıyor. Gayrisafi Yurt İçi Hasıla'nın üçte ikisini hizmet
sektörü oluşturuyor. Bunlar da perakende, turizm ve finans olarak öne çıkıyor.
Finansın bir diğer yanı da bütçe ve borç sorununun göbeğinde olması. Artan
borçlanma maliyeti var. Bu, kamu harcamalarındaki kesintilerle ve vergi
artışlarıyla dengelenmeye çalışılıyor. Dengeleniyor mu? Bu sorunun yanıtı da zenginliğin
paylaşımındaki yükte gizli.
UBS Global Wealth Report (UBS Küresel Zenginlik Raporu),
Fransa'da 2,4 milyon kişinin dolar milyoneri olduğunu belirtiyor. Bu zenginler
de ülkenin zenginliğinin yarısını ellerinde tutuyor. Nüfusun en yoksul
%50'sinin ise servetin yalnızca %2 ila %5'ine sahip olduğunu Fransız TÜİK'i
INSEE ve Fransız Merkez Bankası Banque de France raporları yazıyor. Belirgin
bir eşitsizlik yapısı demektir bu. Bu eşitsizliği önlemek için Fransız devleti
zamanında Gayrimenkul Servet Vergisi (IFI) adında bir vergi çıkarmış. Zenginlerden
daha fazla vergi alıp eşitsizliği dengelemeye çalışmış. Sonrasında ise
zenginler bu vergiyi vermemek için paralarını İngiltere başta olmak üzere
dünyanın değişik finans merkezlerine taşımaya başlamış. Zenginlerin miras
yoluyla da zenginliklerini kendi içlerinde tutmaları, bu keskin paylaşımı daha
dengesiz hâle getirmiş.
Zenginlerin en çok yatırım yaptığı alanı az önce GSYİH ve
hizmet sektörüne değinirken belirttik: Finans, perakende ve turizm.
Finanstan kazanılan para da yurt dışına aktarılınca ortada
vergi alınacak işçi maaşları kalıyor.
Dön dolaş aynı yere geliyoruz: Devlet borçlanıyor,
borçlandıkça kamu harcamalarını kısıyor, bu borçlanmanın ana müsebbipleri
kazandıkları parayı vergi vermemek için yurt dışına çıkarıyor, kamu
harcamalarını sağlamak için de halka yükleniliyor.
Yağma konusuna dönersek... Evet, özellikle Kara Blok
içindeki gruplar lüks mağazaları yağmaladı. Bu, eylemlere zarar veren bir nokta
olarak göründü. Eylemciler de bu durumdan rahatsız olup yağmaya karşı
barikatlar kurdular. Peki, Fransa hükümeti, fakirden alıp zengine aktarılan
yağmayı durdurmak için ne yaptı? Çalınan iPhone olunca sorun oluyor da
milyonların ekmeği çalındığında neden kimse ses çıkarmıyor?
Çünkü devlet mekanizması, yöneticilerin milyon dolarlarını
korumak için yasalar çıkarır. Kitleler ses çıkarmasın diyerek de onlara
bütçeden uygun payı ayırmaya çalışır. Üretim düştükçe, üretilen üzerinden değil
de köpük olarak adlandırdığımız, olmayan bir şeye bağlantılandırılmış gelirler
üzerinden ekonomi döndürülmeye çalışıldığında ve bu bir yerde tıkandığında,
bunun yarattığı tahribatı kapatmak için çalışan sınıfın payı kısılır. Bu payın
kısılması da isyanın sebebi olarak ortaya çıkar.
Üreten devlet yerine bürokrasinin ve denetimin
zayıflatıldığı, kaynakların yatırıma değil fonlara aktarıldığı, siyasi iktidar
çevresinde konuşlanmış ayrıcalıklı zümrenin ve rant çevrelerinin bu kaynakları
fütursuzca kullandığı bir devlet oluşursa bunun adını kleptokrasi koymamız
gerekir.
Fransa özelinde tartışılan yağmaya ve yağmacılığa bu açıdan
bakarak tartışmak daha doğrudur.
Geriye kalan bir hoş seda değil; yakılıp yıkılmış binalar,
elini gözünü kaybetmiş gençler ve sosyal huzursuzluktur. Aynı zamanda bu
dünyanın da sorunudur.










