BU RÜZGÂR NEREYE ESECEK?
Muhittin Erden
erden.m@gmail.com

BU RÜZGÂR NEREYE ESECEK?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yıllardır tartışılıyor. Tek adam rejimi, Türkiye'nin sosyolojik yapısına uygun mu? Seçmen kitlesinin alt kimliklerine, mezhepsel yapısına ve kültürel çeşitliliğine uygun mu? Daha da önemlisi, ülkenin demokrasi bilincin

29 Temmuz 2026 Çarşamba 13:31 makaleler

2026 yılında verilen "mutlak butlan" kararı, daha önce yapılan yorumlarla büyük ölçüde örtüşmektedir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen CHP 38. Olağan Kurultayı'nı ve bu kurultaya temel oluşturan bazı süreçleri "mutlak butlan" kapsamında değerlendirerek kurultayın hukuken geçersiz sayılması gerektiğine hükmetti. Kararın gerekçesine göre, 8 Ekim 2023 tarihli İstanbul İl Kongresi de iptal kapsamına alındı ve 2023 kurultayında oluşan delege yapısının hukuki geçerliliği tartışmalı kabul edildi.

Bu yaklaşımın sonucu olarak mahkeme, 2023 kurultayından sonra yapılan olağan ve olağanüstü kurultaylarda alınan kararların da hukuki sonuç doğurmayacağı değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca Özgür Özel yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına ve kurultay öncesindeki yönetimin görevi devralmasına karar verildi.

Eğer bir seçim sürecinin temelinde usulsüzlük veya şaibe bulunduğu yargı kararıyla kesin olarak tespit edilmişse, o süreçten türeyen delegelerin, kongrelerin ve yönetim organlarının meşruiyeti de tartışmalı hâle gelir. Bu durumda en sağlıklı çözüm; örgütün en alt kademelerinden başlanarak ilçe kongrelerinin, il kongrelerinin ve ardından kurultay delegelerinin yeniden belirlenmesidir.

Bir yönetim hakkında "şaibeli kurultay", "usulsüz delege yapısı" veya benzeri ağır iddialar ortaya atılıyorsa, o yönetimin yapması gereken; hukuki ve siyasi zeminde bu iddialara karşı mücadele etmek, delillerini ortaya koymak ve meşruiyetini savunmaktır. Bu açıdan bakıldığında partiden ayrılmak veya yeni bir siyasi oluşuma yönelmek, suçlamalara doğrudan cevap vermekten kaçınmak şeklinde de yorumlanabilir.

Tarihte birçok siyasi hareket, parti içi ayrılıklar veya yargı süreçlerinin ardından kendisini "mağdur edilen taraf" olarak konumlandırıp yeni bir seçmen koalisyonu oluşturmaya çalışmıştır.

Bu eski bir taktiktir; yeni bir siyasi strateji değildir.

Amaç;

  • Parti içi mücadelede geri adım atmaktansa ayrışmak,
  • Kendisini "sistem tarafından engellenen" veya "haksızlığa uğrayan" taraf olarak sunmak,
  • CHP seçmeninin bir bölümünü korurken merkez sağ, liberal, kararsız ve protest seçmenlerden de destek almak,
  • Böylece daha geniş bir siyasi ittifak zemini oluşturmaktır.

Peki, yeni oluşumda görev alan milletvekilleri, belediye başkanları ve meclis üyeleri şaibeden mi kaçıyor? Yoksa koltuk hesabı mı yapıyorlar? Ya da gerçekten yeni oluşuma ve siyasi stratejiye inanarak iktidar olmayı mı hedefliyorlar?

Bir siyasetçi, belirli bir partinin adı, örgütü ve seçmen desteğiyle seçildikten sonra başka bir siyasi hatta yöneliyorsa, bunun ne kadarının ilkesel, ne kadarının kariyer hesabı olduğu doğal olarak sorgulanabilir.

Sonuç olarak aidiyet duygusunun zayıf görünmesinin nedenlerinden biri yeniden seçilme arzusu olabilir. Ancak dışarıdan bakarak bunun belirli kişiler açısından temel motivasyon olduğunu kesin olarak söylemek mümkün değildir. Çünkü aynı davranışın arkasında hem ilkesel hem de stratejik gerekçeler bulunabilir.

Eğer çok sayıda il ve ilçe yöneticisi, belediye başkanı veya parti görevlisi kısa sürede aynı siyasi tercihi yapıyorsa, bunun ne kadarının bireysel değerlendirme, ne kadarının grup psikolojisi, lider bağlılığı veya örgütsel disiplin olduğu da sorgulanabilir.

Siyaset biliminde bu durum bazen "kazananın peşine takılma etkisi", grup uyumu veya lider merkezli siyaset kavramlarıyla açıklanmaktadır.

Toplu hareketlerin ortaya çıkması çoğu zaman sürü psikolojisi olarak değerlendirilir. Bu durum, il ve ilçe örgütlerinde belirli bir yapı tarafından blok hâlinde seçilen yöneticileri de işaret edebilir. Oysa katılımcı ve demokratik örgüt yapılarında böyle bir tablo ortaya çıkmayabilir. Bu nedenle kurumsal partizanlıkta esas olan katılımcılıktır. Bireylere değil, ilkelere bağlılık esastır.

Bir başka etken daha vardır. Milletvekilleri, belediye başkanları ve meclis üyelerinin yanı sıra onların yakın çevresi ile bu kişiler sayesinde iş, ihale veya çeşitli imkânlara kavuşanların da bu siyasi rüzgâra göre hareket ettikleri görülebilir.

Gelelim algı yönetiminin sonuçlarına...

Büyük bir kamuoyu etkisi oluşturularak sürekli mağduriyet söylemi ve nefret dili pompalanıyorsa, üyelerin ve seçmenlerin bundan etkilenmemesi mümkün değildir. Bugün gelinen nokta da budur. Sadece CHP üyeleri ve seçmenleri değil, diğer partilerin üyeleri ve seçmenleri de bu algıdan etkilenmektedir.

Bu nedenle medya aracılığıyla oluşturulan algı sonucunda mağdur rolünü üstlenenler kahraman gibi gösterilebilmektedir. Birkaç süslü söylem ve "iktidar" vurgusunun altında da çoğu zaman bu algı yönetimi bulunmaktadır.

Bir başka algı ise mahkeme kararıyla göreve gelen yönetimin kötü gösterilmesidir. Sanki bu yönetim partiyi otoriter biçimde yönetecek, sonsuza kadar koltukta kalacak, milletvekillerinin, belediye başkanlarının, meclis üyelerinin ve parti üyelerinin hiçbir söz hakkı olmayacakmış gibi bir izlenim oluşturulmaktadır.

Oysa böyle bir durum yoktur.

Göreve gelen yönetimin amacı bellidir. Hakkında disiplin soruşturması bulunanlar hakkında tedbir kararları almış, parti aleyhine faaliyet yürüttüğü değerlendirilen il ve ilçe başkanlarını görevden almış, hakaret edenleri disipline sevk etmiştir.

"Ne gereği vardı?" denilebilir.

Ancak hiçbir yönetim, kendisine açıkça karşı duran alt kadrolarla sağlıklı şekilde çalışamaz. Olağan kongre takviminin işletilebilmesi ve kaos yaşanmaması için üst yönetimle uyum içinde çalışacak kadrolara ihtiyaç vardır.

Burada asıl sorulması gereken soru şudur:

Kongreler gerçekten demokratik şekilde yapılacak mı?

Kongreler mahallelerden başlar. Mahallelerde her gün yüz yüze gelen üyeler birbirlerine haksızlık etmez, liyakat ve emeği esas alarak delegeleri belirlerse süreç en üst kurultaya kadar demokratik biçimde ilerler.

Evet, mahkeme kararıyla göreve gelen yönetimin görevi de olağan kongre takviminin sonunda yapılacak kurultayla sona erecektir.

Ancak burada işleyiş büyük önem taşımaktadır. Kongre sürecinde birleştirici bir anlayış benimsenmezse yeni küskünlükler ortaya çıkabilir. Bu ise son derece tehlikelidir. Partinin daha da zayıflamasına neden olabilir. Güvensizlik ön plana çıkar, yeni yönetimler çalışmalarında yalnız kalabilir. Bu kaotik ortamın medya aracılığıyla kamuoyuna yansıması ise seçmende de güven kaybına yol açabilir.

Bu noktada mevcut yönetime önemli görevler düşmektedir.

CHP eski fabrika ayarlarına döndürülmelidir. Anahtarsız, tercihli çarşaf liste mutlaka uygulanmalıdır. Anahtarsız derken; çarşaf listede işaretlenecek aday sayısı mümkün olduğunca azaltılmalı, böylece anahtar listelerin etkisi ortadan kaldırılmalıdır. Blok listeler tamamen kaldırılmalıdır. Aynı demokratik anlayış mahalle delege seçimlerine de yansıtılmalıdır. Hatta demokratikleşmeyi daha da güçlendirmek adına üye sayısı yüksek mahallelerde mahalle yönetimleri de kongreyle belirlenmelidir.

CHP köklü bir partidir. Ancak demokratikleşme sürecinde yeni adımlar atmak zorundadır. Bu süreçte başta Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere tüm yöneticilerin iyi niyetinin kamuoyu tarafından görülmesi önemlidir. Örgütten Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal da bu konuda oluşturulacak çalışma gruplarını titizlikle belirlemelidir.

CHP'nin geçmişten bugüne yetişmiş çok değerli kadroları vardır. Çeşitli nedenlerle siyasetin dışında kalmış bu isimler, demokratik yeni sürecin mimarları olabilir.

Hâlâ partinin arka bahçesinde fikir üretebilecek çok sayıda deneyimli kadro bulunmaktadır. Bu kaotik ortamdan ancak herkes elini taşın altına koyarsa çıkılabilir. Üstelik bu insanların makam ve koltuk beklentileri yoktur. Onlar sadece CHP çatısı altında katkı sunmayı beklemektedir.

Kongreler için demokratik çözümler genelge hâline getirilmelidir. Bu emektar kadrolar kongre denetimlerinde görevlendirilmeli, liyakatli, katılımcı ve genç kadrolardan oluşan yeni bir örgüt yapısının oluşmasına katkı sunmalıdır.

CHP yönetimi, bu deneyimli kadroları ivedilikle bir araya getirerek yol haritasını şekillendirmek zorundadır.

CHP için söylediklerimizin tamamı YENİ PARTİ için de geçerlidir. Umarım onlar da demokratik bir kongre süreci yönetir, katılımcı ve liyakat esaslı bir parti yönetimi oluşturmayı başarırlar. Umarım iktidar olurlar. Çünkü hiç kimse sahip olduğu iktidarı bırakıp "baba ocağına geri dönüyorum" demez. Ancak işlerin yolunda gitmemesi, zamanla yeni bir dönüşüm sürecini de beraberinde getirebilir.

Zor olan bu süreç doğru yönetilirse kolay atlatılabilir. Fakat "eski hamam, eski tas" anlayışı devam edecekse vay hâlimize...