BU RÜZGÂR NEREYE ESECEK?
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yıllardır tartışılıyor. Tek adam rejimi, Türkiye'nin sosyolojik yapısına uygun mu? Seçmen kitlesinin alt kimliklerine, mezhepsel yapısına ve kültürel çeşitliliğine uygun mu? Daha da önemlisi, ülkenin demokrasi bilincin
2026 yılında verilen "mutlak butlan" kararı, daha
önce yapılan yorumlarla büyük ölçüde örtüşmektedir. Ankara Bölge Adliye
Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen CHP
38. Olağan Kurultayı'nı ve bu kurultaya temel oluşturan bazı süreçleri
"mutlak butlan" kapsamında değerlendirerek kurultayın hukuken
geçersiz sayılması gerektiğine hükmetti. Kararın gerekçesine göre, 8 Ekim 2023
tarihli İstanbul İl Kongresi de iptal kapsamına alındı ve 2023 kurultayında oluşan
delege yapısının hukuki geçerliliği tartışmalı kabul edildi.
Bu yaklaşımın sonucu olarak mahkeme, 2023 kurultayından
sonra yapılan olağan ve olağanüstü kurultaylarda alınan kararların da hukuki
sonuç doğurmayacağı değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca Özgür Özel yönetiminin
tedbiren görevden uzaklaştırılmasına ve kurultay öncesindeki yönetimin görevi
devralmasına karar verildi.
Eğer bir seçim sürecinin temelinde usulsüzlük veya şaibe
bulunduğu yargı kararıyla kesin olarak tespit edilmişse, o süreçten türeyen
delegelerin, kongrelerin ve yönetim organlarının meşruiyeti de tartışmalı hâle
gelir. Bu durumda en sağlıklı çözüm; örgütün en alt kademelerinden başlanarak
ilçe kongrelerinin, il kongrelerinin ve ardından kurultay delegelerinin yeniden
belirlenmesidir.
Bir yönetim hakkında "şaibeli kurultay",
"usulsüz delege yapısı" veya benzeri ağır iddialar ortaya atılıyorsa,
o yönetimin yapması gereken; hukuki ve siyasi zeminde bu iddialara karşı
mücadele etmek, delillerini ortaya koymak ve meşruiyetini savunmaktır. Bu
açıdan bakıldığında partiden ayrılmak veya yeni bir siyasi oluşuma yönelmek,
suçlamalara doğrudan cevap vermekten kaçınmak şeklinde de yorumlanabilir.
Tarihte birçok siyasi hareket, parti içi ayrılıklar veya
yargı süreçlerinin ardından kendisini "mağdur edilen taraf" olarak
konumlandırıp yeni bir seçmen koalisyonu oluşturmaya çalışmıştır.
Bu eski bir taktiktir; yeni bir siyasi strateji değildir.
Amaç;
- Parti
içi mücadelede geri adım atmaktansa ayrışmak,
- Kendisini
"sistem tarafından engellenen" veya "haksızlığa
uğrayan" taraf olarak sunmak,
- CHP
seçmeninin bir bölümünü korurken merkez sağ, liberal, kararsız ve protest
seçmenlerden de destek almak,
- Böylece
daha geniş bir siyasi ittifak zemini oluşturmaktır.
Peki, yeni oluşumda görev alan milletvekilleri, belediye
başkanları ve meclis üyeleri şaibeden mi kaçıyor? Yoksa koltuk hesabı mı
yapıyorlar? Ya da gerçekten yeni oluşuma ve siyasi stratejiye inanarak iktidar
olmayı mı hedefliyorlar?
Bir siyasetçi, belirli bir partinin adı, örgütü ve seçmen
desteğiyle seçildikten sonra başka bir siyasi hatta yöneliyorsa, bunun ne
kadarının ilkesel, ne kadarının kariyer hesabı olduğu doğal olarak
sorgulanabilir.
Sonuç olarak aidiyet duygusunun zayıf görünmesinin
nedenlerinden biri yeniden seçilme arzusu olabilir. Ancak dışarıdan bakarak
bunun belirli kişiler açısından temel motivasyon olduğunu kesin olarak söylemek
mümkün değildir. Çünkü aynı davranışın arkasında hem ilkesel hem de stratejik
gerekçeler bulunabilir.
Eğer çok sayıda il ve ilçe yöneticisi, belediye başkanı veya
parti görevlisi kısa sürede aynı siyasi tercihi yapıyorsa, bunun ne kadarının
bireysel değerlendirme, ne kadarının grup psikolojisi, lider bağlılığı veya
örgütsel disiplin olduğu da sorgulanabilir.
Siyaset biliminde bu durum bazen "kazananın peşine
takılma etkisi", grup uyumu veya lider merkezli siyaset kavramlarıyla
açıklanmaktadır.
Toplu hareketlerin ortaya çıkması çoğu zaman sürü
psikolojisi olarak değerlendirilir. Bu durum, il ve ilçe örgütlerinde belirli
bir yapı tarafından blok hâlinde seçilen yöneticileri de işaret edebilir. Oysa
katılımcı ve demokratik örgüt yapılarında böyle bir tablo ortaya çıkmayabilir.
Bu nedenle kurumsal partizanlıkta esas olan katılımcılıktır. Bireylere değil,
ilkelere bağlılık esastır.
Bir başka etken daha vardır. Milletvekilleri, belediye
başkanları ve meclis üyelerinin yanı sıra onların yakın çevresi ile bu kişiler
sayesinde iş, ihale veya çeşitli imkânlara kavuşanların da bu siyasi rüzgâra
göre hareket ettikleri görülebilir.
Gelelim algı yönetiminin sonuçlarına...
Büyük bir kamuoyu etkisi oluşturularak sürekli mağduriyet
söylemi ve nefret dili pompalanıyorsa, üyelerin ve seçmenlerin bundan
etkilenmemesi mümkün değildir. Bugün gelinen nokta da budur. Sadece CHP üyeleri
ve seçmenleri değil, diğer partilerin üyeleri ve seçmenleri de bu algıdan
etkilenmektedir.
Bu nedenle medya aracılığıyla oluşturulan algı sonucunda
mağdur rolünü üstlenenler kahraman gibi gösterilebilmektedir. Birkaç süslü
söylem ve "iktidar" vurgusunun altında da çoğu zaman bu algı yönetimi
bulunmaktadır.
Bir başka algı ise mahkeme kararıyla göreve gelen yönetimin
kötü gösterilmesidir. Sanki bu yönetim partiyi otoriter biçimde yönetecek,
sonsuza kadar koltukta kalacak, milletvekillerinin, belediye başkanlarının,
meclis üyelerinin ve parti üyelerinin hiçbir söz hakkı olmayacakmış gibi bir
izlenim oluşturulmaktadır.
Oysa böyle bir durum yoktur.
Göreve gelen yönetimin amacı bellidir. Hakkında disiplin
soruşturması bulunanlar hakkında tedbir kararları almış, parti aleyhine
faaliyet yürüttüğü değerlendirilen il ve ilçe başkanlarını görevden almış,
hakaret edenleri disipline sevk etmiştir.
"Ne gereği vardı?" denilebilir.
Ancak hiçbir yönetim, kendisine açıkça karşı duran alt
kadrolarla sağlıklı şekilde çalışamaz. Olağan kongre takviminin işletilebilmesi
ve kaos yaşanmaması için üst yönetimle uyum içinde çalışacak kadrolara ihtiyaç
vardır.
Burada asıl sorulması gereken soru şudur:
Kongreler gerçekten demokratik şekilde yapılacak mı?
Kongreler mahallelerden başlar. Mahallelerde her gün yüz
yüze gelen üyeler birbirlerine haksızlık etmez, liyakat ve emeği esas alarak
delegeleri belirlerse süreç en üst kurultaya kadar demokratik biçimde ilerler.
Evet, mahkeme kararıyla göreve gelen yönetimin görevi de
olağan kongre takviminin sonunda yapılacak kurultayla sona erecektir.
Ancak burada işleyiş büyük önem taşımaktadır. Kongre
sürecinde birleştirici bir anlayış benimsenmezse yeni küskünlükler ortaya
çıkabilir. Bu ise son derece tehlikelidir. Partinin daha da zayıflamasına neden
olabilir. Güvensizlik ön plana çıkar, yeni yönetimler çalışmalarında yalnız
kalabilir. Bu kaotik ortamın medya aracılığıyla kamuoyuna yansıması ise
seçmende de güven kaybına yol açabilir.
Bu noktada mevcut yönetime önemli görevler düşmektedir.
CHP eski fabrika ayarlarına döndürülmelidir. Anahtarsız,
tercihli çarşaf liste mutlaka uygulanmalıdır. Anahtarsız derken; çarşaf listede
işaretlenecek aday sayısı mümkün olduğunca azaltılmalı, böylece anahtar
listelerin etkisi ortadan kaldırılmalıdır. Blok listeler tamamen
kaldırılmalıdır. Aynı demokratik anlayış mahalle delege seçimlerine de
yansıtılmalıdır. Hatta demokratikleşmeyi daha da güçlendirmek adına üye sayısı
yüksek mahallelerde mahalle yönetimleri de kongreyle belirlenmelidir.
CHP köklü bir partidir. Ancak demokratikleşme sürecinde yeni
adımlar atmak zorundadır. Bu süreçte başta Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere
tüm yöneticilerin iyi niyetinin kamuoyu tarafından görülmesi önemlidir.
Örgütten Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal da bu konuda
oluşturulacak çalışma gruplarını titizlikle belirlemelidir.
CHP'nin geçmişten bugüne yetişmiş çok değerli kadroları
vardır. Çeşitli nedenlerle siyasetin dışında kalmış bu isimler, demokratik yeni
sürecin mimarları olabilir.
Hâlâ partinin arka bahçesinde fikir üretebilecek çok sayıda
deneyimli kadro bulunmaktadır. Bu kaotik ortamdan ancak herkes elini taşın
altına koyarsa çıkılabilir. Üstelik bu insanların makam ve koltuk beklentileri
yoktur. Onlar sadece CHP çatısı altında katkı sunmayı beklemektedir.
Kongreler için demokratik çözümler genelge hâline
getirilmelidir. Bu emektar kadrolar kongre denetimlerinde görevlendirilmeli,
liyakatli, katılımcı ve genç kadrolardan oluşan yeni bir örgüt yapısının
oluşmasına katkı sunmalıdır.
CHP yönetimi, bu deneyimli kadroları ivedilikle bir araya
getirerek yol haritasını şekillendirmek zorundadır.
CHP için söylediklerimizin tamamı YENİ PARTİ için de
geçerlidir. Umarım onlar da demokratik bir kongre süreci yönetir, katılımcı ve
liyakat esaslı bir parti yönetimi oluşturmayı başarırlar. Umarım iktidar
olurlar. Çünkü hiç kimse sahip olduğu iktidarı bırakıp "baba ocağına geri
dönüyorum" demez. Ancak işlerin yolunda gitmemesi, zamanla yeni bir
dönüşüm sürecini de beraberinde getirebilir.
Zor olan bu süreç doğru yönetilirse kolay atlatılabilir.
Fakat "eski hamam, eski tas" anlayışı devam edecekse vay hâlimize...










