ÖZGÜR ÖZEL OTURMA EYLEMİ YAPSAYDI
Muhittin Erden
erden.m@gmail.com

ÖZGÜR ÖZEL OTURMA EYLEMİ YAPSAYDI

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yıllardır tartışılıyor. Tek adam rejimi, Türkiye'nin sosyolojik yapısına uygun mu? Seçmen kitlesinin alt kimliklerine, mezhepsel yapısına ve kültürel çeşitliliğine uygun mu? Daha da önemlisi, ülkenin demokrasi bilincin

31 Temmuz 2026 Cuma 19:36 makaleler

Asıl süreç, mutlak butlan kararının tebliği ve genel merkez yönetiminin devredilmesi için icra memurlarının ve Kemal Kılıçdaroğlu destekçilerinin bina önüne gelmesiyle başladı. Bu durumdan ve o gün yaşanacaklardan Özgür Özel ve ekibinin de haberi vardı.

Özgür Özel yönetimi ve partililer, mahkeme kararını "Saray'ın yargı eliyle partiye müdahalesi" olarak gördükleri için genel merkez binasını savunmayı tercih etti. Kapıların önüne otobüsler çekildi, barikatlar kuruldu, tüm kapılar içeriden kilitlendi ve gaz maskeleri takıldı.

O gün genel merkez önünde Kemal Kılıçdaroğlu destekçileri ile Özgür Özel destekçileri arasında fiziki arbede yaşandı.

Ancak polisin kapıları kırarak içeri girmesi ve sonrasında yaşanan olaylar, kamuoyunda "CHP içinde iki yönetimin iktidar kavgası" görüntüsüne yol açtı.

Bu sert kopuş, uzlaşı zeminini tamamen ortadan kaldırdı.

Özgür Özel'in makam odasında tebligatı yırtması, CHP'nin kurumsal hafızasına "baba ocağına polis baskını" olarak kazındı. Bu tablo, partiye zarar verdi.

Oysa karar, partililer tarafından sessizce karşılanıp dışarıda ortak bir protestoya dönüştürülebilseydi, parti tabanındaki ayrışma bu kadar keskin ve yıpratıcı olmayabilirdi.

Barikat kurulmasaydı; polis müdahalesi, kırılan kapılar ve gaz görüntüleri yaşanmayacaktı. "Biz hukuka saygılıyız ama bu adaletsizliği protesto ediyoruz." diyerek binayı boşaltıp dışarıda oturma eylemi yapmak, CHP'nin "devlet kuran parti" geleneğine ve kurumsal saygınlığına muhtemelen daha uygun düşecekti.

Sessiz bir oturma eylemi çığ gibi büyüyebilirdi. Siyaset tarihinde "sessizliğin gücü", çoğu zaman fiziksel barikatlardan çok daha büyük bir toplumsal dalga yaratmıştır. Siyasette pasif direniş, yani sivil itaatsizlik, çoğu zaman müdahale eden tarafı kamuoyu vicdanında mahkûm eder.

Polisin barikatları yıkıp kapıları kırdığı görüntüler yerine; binlerce partilinin, milletvekilinin ve Özgür Özel'in genel merkez bahçesinde ya da önünde sessizce oturduğu bir kare, çok daha güçlü bir adaletsizlik sembolüne dönüşebilirdi. Türkiye kamuoyu, bu tür eylemleri geçmişte de olduğu gibi çok hızlı sahiplenme eğilimindedir. Gezi sürecindeki "Duran Adam" eylemi bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Fiziksel çatışma çıktığında iktidar medyası bunu kolaylıkla "CHP'liler kendi aralarında koltuk kavgası ediyor, polis ise asayişi sağlıyor" şeklinde sunabildi.

Eğer sessiz bir oturma eylemi tercih edilseydi, bu manipülasyon büyük ölçüde boşa çıkabilirdi. Ortaya çıkacak tablo çok daha net olurdu. Seçimle gelmiş bir yönetim vardı, ellerinde silah yoktu, taşkınlık yapmıyorlardı; buna rağmen devletin kolluk gücü zor kullanarak tahliye gerçekleştiriyordu. Böyle bir görüntü, kararın arkasında olduğu iddia edilen siyasi iradeyi çok daha zor durumda bırakabilirdi.

Barışçıl ve sessiz eylemler yalnızca partililerin değil, haksızlığa karşı duran tüm muhalif kesimlerin, apolitik vatandaşların ve hatta uluslararası kamuoyunun desteğini çok daha kolay çekebilir.

İnsanlar çatışma ihtimali bulunan barikatlara gitmekten çekinebilir. Ancak kitlesel ve barışçıl bir oturma eylemine katılımın çok daha yüksek olması mümkündü.

Genel merkez önünde gerçekleştirilecek böyle bir eylemde Özgür Özel'in kamuoyuna dönerek, "Madem delegeleri beğenmiyorsunuz, o zaman gelin esas sahibine, yani 2 milyon üyemize soralım. Sandığı koyalım. Kim çıkarsa elini öpeceğim." çağrısını yapması, fiziksel bir direnişten çok daha etkili bir sivil itaatsizlik örneği oluşturabilirdi. Bunun parti tabanında güçlü bir karşılık bulması da mümkündü.

Siyasi öfke ve "baba ocağını savunma" duygusu, ne yazık ki stratejik ve sakin aklın önüne geçti. Bu aynı zamanda güç ve mekân kaybetme korkusunun da bir yansımasıydı.

"Evimizi başkasına teslim etmeyiz." düşüncesi, siyasi muhakemenin önüne geçerek partiyi fiziki olarak savunma refleksini doğurdu. Oysa siyasi partileri var eden binalar değil; fikirler, kadrolar ve kitlelerdir. Binayı kaybetme korkusu, daha büyük bir toplumsal desteği konsolide etme fırsatını gölgeledi.

Bu öfke ve telaş, iki taraf arasındaki köprüleri tamamen attı. Parti içindeki iki kanat arasında siyasi ya da hukuki bir uzlaşı zemini neredeyse imkânsız hâle geldi. Bu duygusal ve fiziki kırılma, Özgür Özel ve beraberindeki 90'dan fazla milletvekilinin CHP çatısı altında mücadeleyi sürdürme umudunu tüketti. Sonuçta Cumhuriyet tarihinin en büyük kurumsal bölünmelerinden biri olarak görülen YENİ Parti kuruldu.

Bundan sonraki süreci hep birlikte izleyeceğiz. CHP içinden doğan bir partinin, iktidar sloganlarıyla başarıya ulaşması ne kadar mümkün olacak?

Bu ülkede iktidar olabilmek, yüzde 50 artı 1 oy desteğini gerektiriyor. Bu oranı yakalayabilmek için CHP seçmeninin oylarına ihtiyaç olduğu gibi, liberal ve muhafazakâr seçmenin bir bölümünün desteğine de ihtiyaç vardır. Kavgacı üslubun devam etmesi hâlinde bunun kolay olmayacağını düşünüyorum.

Bekleyip göreceğiz.