Siyasetin Çürüyen Güveni
Melike Sargın
sargin.melike@gmail.com

Siyasetin Çürüyen Güveni

Bir kentin sessizliği her zaman kabulleniş değildir. Bazen yorgunluk, bazen umutsuzluk, bazen de kendisini temsil ettiğini söyleyenlere duyulan güvensizliktir.

02 Ekim 2026 Cuma 19:57 makaleler

Şu sıralar en çok duyduğum cümlelerden biri şu:

“Siyasete gireceğim ama nerede, hangi partide olacağımı kestiremiyorum.”

İlk bakışta sıradan bir kararsızlık cümlesi gibi geliyor. Oysa biraz düşündüğümüzde, bu cümlenin arkasında siyasetin ve siyasetçilerin geldiği noktaya ilişkin oldukça ciddi bir mesele var.

Bugün siyaset gerçekten kaygan bir zeminde. Kimin hangi görüşü savunduğu, hangi değerlere inandığı, hangi mücadeleyi gerçekten sahiplendiği giderek belirsizleşiyor. Dün bir partinin çatısı altında bulunan biri, bugün taban tabana zıt bir siyasi yapının içinde yer alabiliyor. Dün söylediğini bugün inkâr etmek, dün eleştirdiğinin yanında bugün saf tutmak artık olağan karşılanıyor.

Peki burada asıl mesele ne?

“İnsanlar gerçekten inandıkları bir dünya görüşünün peşinden mi siyasete giriyor, yoksa kendilerine en fazla alanı, gücü, ekonomik imkânı ve konforu sağlayacak siyasi yapıyı mı arıyor?”

Elbette herkesin siyasete girme nedeni aynı değildir. İnsanlar emeklerinin karşılığını almak, enerjilerini boşa harcamamak, kendilerini ifade edebilecekleri ve üretebilecekleri bir alan bulmak isteyebilir. Bunların hepsi anlaşılabilir.

Ama bir noktadan sonra pragmatizm ile çıkarcılık arasındaki çizgi ortadan kalkıyor.

Eğer siyasi tercihinizin temel ölçütü “Ben burada ne kazanırım?”, “Bana hangi kapılar açılır?”, “Nerede daha güçlü olurum?” sorularına dönüşmüşse, artık siyaseti bir mücadele alanı olarak değil, kişisel kariyer alanı olarak görmeye başlamışsınız demektir.

Oysa insanın gerçekten inandığı bir dünya görüşü varsa, siyaset bu kadar konjonktürel olmak zorunda değildir.

Çünkü ideoloji, işler yolundayken taşıdığımız bir etiket değildir. Asıl anlamını, koşullar değiştiğinde gösterir. Siyasi zemin daraldığında, işler zorlaştığında, beklediğiniz makam gelmediğinde, istediğiniz karşılığı alamadığınızda hâlâ aynı yerde durabiliyor musunuz?

Mesele tam da burada başlıyor.

Bugün sol ideolojiye sahip ya da sola yakın olduğunu söyleyen de sağ ideolojiye sahip olan da çoğu zaman aynı hesap kitabın içine girebiliyor. Farklı kavramlar kullanılıyor, farklı sloganlar atılıyor ama sonuçta benzer bir soru beliriyor:

“Ben burada ne elde ederim?”

Böyle olunca ideoloji bir inanç olmaktan çıkıyor, siyasi bir aksesuar hâline geliyor.

Bir gün halktan, eşitlikten söz edip ertesi gün kişisel çıkarınız için bütün bunların tam tersine razı olabiliyorsanız burada artık siyasi bir tutarlılıktan söz edemeyiz. Çünkü siyaset yalnızca söylediğiniz sözlerden ibaret değildir; hangi koşulda nerede durduğunuz da siyasettir.

Üstelik bunun bedelini siyasetçiler değil, toplum ödüyor.

Çünkü siyaset, insanların devlete, kurumlara, siyasi partilere ve birbirlerine duyduğu güveni doğrudan etkiliyor. Seçmenin oyuyla veya partisinin desteğiyle bir yere gelen kişinin, kısa bir süre sonra başka bir siyasi yapıya geçmesi yalnızca kişisel bir tercih olarak görülmüyor. Seçmende haklı olarak şu soruyu doğuruyor:

“Benim verdiğim oyun, verdiğim desteğin, inandığım sözlerin hiçbir anlamı yok mu?”

Güven böyle aşınıyor.

Sonra hepimiz “Toplum neden siyasete güvenmiyor?” diyoruz.

Belki de cevabı çok uzaklarda aramamak gerekiyor.

Siyasette samimiyet azaldıkça toplumdaki güven de azalıyor. İnsanlar artık yalnızca politikacıların değil, birbirlerinin de ne kadar samimi olduğunu sorguluyor. Kim gerçekten inanıyor, kim rol yapıyor, kim mücadele ediyor, kim yalnızca kendisine uygun koşulları kolluyor; birbirinden ayırmak giderek zorlaşıyor.

Oysa siyaset, her koşulda kendine uygun bir yer bulma sanatı değildir.

“Siyaset bazen kendinize uygun olmayan koşullarda bile inandığınız yerde durabilme meselesidir.”

Bugün siyasete girmek isteyen herkesin kendisine sorması gereken soru belki de “Hangi parti bana daha uygun?” değil:

“Ben neye inanıyorum ve bunun bedelini ödemeye hazır mıyım?”

Çünkü gerçekten bir dünya görüşünüz varsa, siyasi konjonktür değiştiğinde savrulmazsınız. Her kapıyı kendinize açmaya çalışmazsınız. Her fırsatı değerlendirmeyi de siyaset sanmazsınız.

İdeolojiniz varsa pusulanız vardır. Çıkarınız varsa yön değiştirirsiniz.

Ve insan yalnızca bulunduğu yere göre şekil alıyorsa, siyasetin içinde değildir.

Siyasetin kendisine göre şekil alıyordur.



Diğer köşe yazıları

Muhalefetin Sokak Korkusu

Bir kentin sessizliği her zaman kabulleniş değildir. Bazen yorgunluk, bazen umutsuzluk, bazen de kendisini temsil ettiğini söyleyenlere duyulan güvensizliktir.

23 Ekim 2026 Cuma 18:14 makaleler

Kimin için, Nasıl Bir Düzen?

Dünyanın farklı coğrafyalarına bakın. Fransa'da liseliler eğitim koşulları, gelecek kaygısıyla sokakta, İspanya'da insanlar konut krizine, yüksek kiralara ve barınmanın bir ayrıcalığa dönüşmesine karşı meydanları dolduruyor.

09 Ekim 2026 Cuma 19:59 makaleler

Siyasetin Çürüyen Güveni

Şu sıralar en çok duyduğum cümlelerden biri şu: "Siyasete gireceğim ama nerede, hangi partide olacağımı kestiremiyorum.”

02 Ekim 2026 Cuma 19:57 makaleler

Kendi Ülkene Dışarıdan Bakmak

Bazen insanın dünyası, yaşadığı ülkenin sınırları kadar oluyor. Aynı mahallede yaşayanlarla konuşuyor, aynı markete gidiyor, aynı haberleri izliyor, aynı ekonomik sıkıntılardan söz ediyoruz.

18 Eylül 2026 Cuma 20:29 makaleler

12 Eylül'ün Bıraktığı Kuşak: Devrimcilikten Küçük İktidarlara

12 Eylül 1980, Türkiye'nin yalnızca siyasal hayatını kesintiye uğratan bir askeri darbe değildi. Toplumun hafızasını, örgütlenme kültürünü ve kuşakların siyasetle kurduğu ilişkiyi yeniden biçimlendiren kapsamlı bir dönüşümün başlangıcıydı.

12 Eylül 2026 Cumartesi 13:02 makaleler