Siyasette Şiddetsiz Dil ve Demokrasi
Siyaset felsefesi bize şunu öğretir: Demokratik mücadele yalnızca iktidara karşı verilmez; insanın içindeki tahakküm arzusuna karşı da verilir.
Siyaset felsefesi bize şunu öğretir: Demokratik mücadele
yalnızca iktidara karşı verilmez; insanın içindeki tahakküm arzusuna karşı da
verilir. Çünkü güç, denetlenmediğinde yalnızca karşı tarafı değil, insanın
vicdanını da dönüştürür. Bugün siyasette yaşadığımız en büyük sorunlardan biri
de fikirlerin değil, kimliklerin savaştırılmasıdır.
Son zamanlarda yaşadığımız süreci göz önüne alarak mutlak
butlanı ele alalım. Karşı olmak ya da karşı olamamak, mutlak butlanı eleştirmek
ama bir yandan da kendinizi ait hissettiğiniz partide siyaset yapmaya devam
etmek neden insanları kutuplaştırıyor? Tamamen bir tarafın içinde olmak ya da
düşman edilmek ile karşı karşıya kalınması düşündürücü. Elbette insanlar saf
tutabilir. Ancak muhalefetin kendi içinde bölünmesi, asıl mücadele edilmesi
gereken alanın boş bırakılmasına ve enerjinin iç çatışmalara yönelmesine neden
oluyor. Diğer yandan yalnızca bir yerde durmanız da yetmiyor. Seçtiğiniz
tarafın tüm doğrularını ve tüm yanlışlarını sorgusuz kabul etmeniz bekleniyor.
Çünkü mesele “İktidarın yargı gücüyle halk iradesine müdahalesi” olarak
tanımlanıyor ve önce buna karşı birlik olunması gerektiği söyleniyor. Ancak bu
yaklaşım, parti içindeki kırıcı, dışlayıcı ve çirkin dili görünmez kılamaz.
Şiddetsiz iletişim yalnızca bireysel ilişkilerde değil,
siyasette de bir zorunluluktur. Çünkü kullanılan dil yalnızca bugünü değil,
yarının siyasal kültürünü de inşa eder. Hakaretin normalleştiği yerde fikir
üretilemez, tehdidin olduğu yerde ortak akıl gelişmez. İnsanları korkutarak
değil, ikna ederek yan yana getirebilirsiniz. İnsanları siyasal bir linç
kültürünün içine çekmek, siyasi rekabeti düşmanlığa dönüştürmek ve mafyavari
bir üslupla tehditler savurmak partilere zarar verir. Çünkü bu noktada aslolan
kişiler değil; parti, partinin üyeleri, demokrasi kültürü ve halkın
geleceğidir.
Demokrasi sadece dış müdahalelere karşı durmak değildir;
kendi içindeki sorunlarla da yüzleşebilme cesaretidir. Bireyler herhangi bir
olumsuz siyasi gelişmeye karşı olup aynı zamanda yaşananları sorgulayabilir.
Demokrasi biat kültürü değil; düşünce özgürlüğü kültürüdür.
Bugün siyasetin dili giderek daha da sert ve tehditkar bir
hale geliyor. Siyasetin dili, toplumun diline ve bireyler arasındaki iletişim
diline de yansıyor. Partilerin ve partilerin birbirlerine “Barındırmayacağız”,
“Sileceğiz”, “Listeye alacağız” gibi ifadeler sarf etmesi demokratik siyasetin
dili değildir. Partinin temsilcileri, partinin emekçileri içinde bireylerin
fiziksel özelliklerini hedef alan bireyi aşağılamak için kullanılan benzetmeler
de siyasetin dili değildir. Bu dil korkunun dilidir. Bu dil demokratikleşme
yolunda engel bir dildir.










