Kimin için, Nasıl Bir Düzen?
Melike Sargın
sargin.melike@gmail.com

Kimin için, Nasıl Bir Düzen?

Bir kentin sessizliği her zaman kabulleniş değildir. Bazen yorgunluk, bazen umutsuzluk, bazen de kendisini temsil ettiğini söyleyenlere duyulan güvensizliktir.

09 Ekim 2026 Cuma 19:59 makaleler

Dünyanın farklı coğrafyalarına bakın.

Fransa’da liseliler eğitim koşulları, eşitsizlik ve gelecek kaygısıyla sokakta, İspanya’da insanlar giderek büyüyen konut krizine, yüksek kiralara ve barınmanın bir ayrıcalığa dönüşmesine karşı meydanları dolduruyor. Şili’de öğrenciler eğitim bütçesindeki olası kesintilere karşı çıkıyor. Hindistan’da seçim süreçleri ve seçmen listelerine ilişkin tartışmalar, demokratik katılım ve seçim güvenliği üzerinden protestolara dönüşüyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde Trump yönetiminin politikalarına karşı milyonlarca insan sokağa çıkıyor.

Ve Türkiye…

Türkiye’de ekonomik kriz artık yalnızca ekonominin konusu olmaktan çıkmış durumda. Hayat pahalılığı, yüksek enflasyon, işsizlik, düşük ücretler, emeklilerin geçim mücadelesi, gençlerin geleceksizlik duygusu ve giderek ağırlaşan barınma sorunu toplumun geniş kesimlerini doğrudan etkiliyor. İnsanlar, emeklerinin karşılığını, adil bir yaşamı ve geleceğe dair güven duygusunu istiyor.

Bunun yanında Türkiye’de siyasal kriz de ekonomik krizden bağımsız değil. Adalet, hukuk devleti, demokratik temsil, ifade özgürlüğü ve siyasal katılım konularındaki tartışmalar toplumun önemli bir bölümünde güvensizlik yaratıyor. Üniversite öğrencilerinin sokağa çıkması, yalnızca belirli bir karara yönelik tepki olarak değil, gençlerin kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olma talebinin de göstergesi olarak okunabilir.

Bütün bunlar birbirinin aynısı değil.

Her ülkenin kendi tarihsel koşulları, siyasal sistemi ve toplumsal dinamikleri var. Ancak bu farklı hareketlerin ortaklaştığı çok önemli bir nokta bulunuyor.

İnsanlar artık kendilerine sunulan hayatın yeterli olmadığını söylüyor.

Fransa’daki öğrencinin itirazı yalnızca okul koşullarına ilişkin değil. İspanya’daki kiracının sorunu yalnızca konut yetersizliği ya da yüksek kira değil. Şili’deki öğrencinin mücadelesi yalnızca bir bütçe kalemi değil. Türkiye’deki emekçinin sorunu yalnızca maaşının yetersizliği değil.

Çünkü bütün bu sorunların arkasında daha büyük bir mesele var:

İnsanca yaşama hakkı.

Öğrenci eğitim hakkını savunuyor.

Kiracı barınma hakkını.

İşçi emeğinin karşılığını.

Genç geleceğini.

Yurttaş ise söz ve karar hakkını.

Evet, yıllardır neoliberal düzen bize piyasanın her şeyi çözeceğini söyledi. Devlet küçülsün, kamusal hizmetler özelleşsin, eğitim bireysel yatırım olsun, sağlık satın alınabilen bir hizmete dönüşsün, konut yatırım aracına dönüşsün ve herkes kendi geleceğinden tek başına sorumlu olsun denildi.

Fakat bugün dünyanın dört bir yanında ortaya çıkan toplumsal itirazlar tam da bu anlayışın sınırlarını görünür hâle getiriyor.

Eğer mevcut düzen toplumun en temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa, neden bu düzeni değiştirmeyi düşünmeyelim?

Belki de artık tartışmamız gereken şey yalnızca hangi hükümetin geleceği değildir.

Hangi partinin seçim kazanacağı da tek başına yeterli bir soru değildir.

Asıl soru şudur:

Nasıl bir toplum istiyoruz?

Eğitimin meta olmadığı, sağlık hizmetlerinin parası olana göre belirlenmediği, barınmanın yatırım aracından önce bir insan hakkı olduğu, emeğin sermaye karşısında değersizleştirilmediği bir toplum…

Gençlerin geleceklerini başka ülkelerde aramak zorunda kalmadığı, kadınların, öğrencilerin, emekçilerin ve toplumun bütün kesimlerinin karar alma mekanizmalarında gerçek anlamda söz sahibi olduğu bir toplum…

Kamusal kaynakların bir avuç insanın çıkarına değil, toplumun ortak ihtiyaçlarına göre kullanıldığı bir toplum…

Böyle bir düzen yalnızca ekonomik bir değişim değildir.

Aynı zamanda siyasal, toplumsal ve ahlaki bir dönüşümdür.

Bugün dünya halklarının sokağa çıkmasının nedeni yalnızca ceplerindeki paranın azalması değildir. İnsanlar aynı zamanda sözlerinin değersizleştirilmesine itiraz ediyor.

Sokaklar yalnızca protesto alanı değil, aynı zamanda toplumların mevcut düzene ilişkin itiraz kürsüsüdür.

Yaşadığımız dönem:

Eski düzenin sorunları büyürken yeni bir toplumsal tahayyül ortaya çıkıyor.

İşte asıl mücadele de burada başlıyor.

Yalnızca mevcut düzene itiraz etmek yetmez.

Yerine ne koyacağımızı da konuşmak zorundayız.

Gelecek kendiliğinden gelmeyecek.

Hiçbir düzen sonsuza kadar aynı kalmaz. Tarih boyunca bütün siyasal ve ekonomik sistemler insan eliyle kuruldu ve değişti.

Bu şekilde yaşamak zorunda mıyız?

Bugün dünyanın ihtiyacı yeni bir liderden çok, yeni bir toplumsal sözleşmedir.

Yeni bir ekonomik anlayış.

Yeni bir demokrasi anlayışı.

Yeni bir yönetim anlayışı.

İnsanı ön plana alan, emeği ve kamusal yararı merkeze alan, yurttaşı seyirci değil, karar verici kabul eden bir anlayış.

Mesele, iktidarın kimde olduğu değildir.

Mesele, iktidarın nasıl kullanıldığıdır.

Dünya halkları yalnızca mevcut düzene itiraz etmiyor. Başka türlü bir hayatın mümkün olup olmadığını yeniden düşünmeye başlıyor. 


Diğer köşe yazıları

Muhalefetin Sokak Korkusu

Bir kentin sessizliği her zaman kabulleniş değildir. Bazen yorgunluk, bazen umutsuzluk, bazen de kendisini temsil ettiğini söyleyenlere duyulan güvensizliktir.

23 Ekim 2026 Cuma 18:14 makaleler

Kimin için, Nasıl Bir Düzen?

Dünyanın farklı coğrafyalarına bakın. Fransa'da liseliler eğitim koşulları, gelecek kaygısıyla sokakta, İspanya'da insanlar konut krizine, yüksek kiralara ve barınmanın bir ayrıcalığa dönüşmesine karşı meydanları dolduruyor.

09 Ekim 2026 Cuma 19:59 makaleler

Siyasetin Çürüyen Güveni

Şu sıralar en çok duyduğum cümlelerden biri şu: "Siyasete gireceğim ama nerede, hangi partide olacağımı kestiremiyorum.”

02 Ekim 2026 Cuma 19:57 makaleler

Kendi Ülkene Dışarıdan Bakmak

Bazen insanın dünyası, yaşadığı ülkenin sınırları kadar oluyor. Aynı mahallede yaşayanlarla konuşuyor, aynı markete gidiyor, aynı haberleri izliyor, aynı ekonomik sıkıntılardan söz ediyoruz.

18 Eylül 2026 Cuma 20:29 makaleler

12 Eylül'ün Bıraktığı Kuşak: Devrimcilikten Küçük İktidarlara

12 Eylül 1980, Türkiye'nin yalnızca siyasal hayatını kesintiye uğratan bir askeri darbe değildi. Toplumun hafızasını, örgütlenme kültürünü ve kuşakların siyasetle kurduğu ilişkiyi yeniden biçimlendiren kapsamlı bir dönüşümün başlangıcıydı.

12 Eylül 2026 Cumartesi 13:02 makaleler