MAĞDUR ÇOK SUÇ SAHİPSİZ
Fransa'da öğrenci olayları olarak başlayan isyan sırasında özellikle lüks mallar satan mağazalara yönelik bir yağma olduğu öne çıkarıldı. Sorunun temeli yağmaysa Fransa'nın kleptokrasi ile yönetilmediğini ispatlamamız gerekiyor.
Mağdur çok ama suçun sahibi yok.
Yaşadığımız günleri özetleyecek söz bu sanırım.
Nereyi tutsak elimizde kalıyor günlerindeyiz. Daha ötesi
nasıl olacak, yaşayarak göreceğiz. Çünkü umut ışığı saçan yok.
Ülke yılları aşan stagflasyon sorunuyla kavruluyor. Çarşıda
gevrek satan insan bile satış olmamasından şikâyetçi. Öte tarafta varlık değeri
borsa değerinin yüzde biri olan şirket rekor üstüne rekor kırıyor Borsa
İstanbul'da. Günü geliyor, şişme rakamlarla büyümüş şirketin hisseleri milyon
milyon, milyar milyar satılıyor. Hisse değerleri yerlerde. Ne olup bittiğini
anlamaya çalışan borsa görevlileri devre kesiciyi işleme sokuyor. Alım satım
duruyor. Sazan sarmalı kurulmuş. Bilen biliyor neler döndüğünü. Küçük yatırımcı
batıyor. İki gün önce değerler zirvedeyken satış yapan yatırımcı iktidar
partisinin önemli bir mevkisinden sırıtıyor.
Mağdurlar kimi, kime şikâyet edeceğini bilemiyor.
Enflasyon durmuyor, durdurulamıyor. Çünkü üretime yönelmiş
bir ekonomi yok. Her şey ranta bakıyor, rantla batıyor. Esnaf birer birer
kepenk kapatıyor.
Emekliler son birkaç yılda yapılan sermaye aktarımları
yüzünden açlıkla karşı karşıya. AYM önünde eylem yapmaya gidiyorlar. Bir anda
emekli bir polis, en zor koşullarda, günler süren nöbetlerde yıpranma sürecini
tamamlamış bir polis, beylik tabancasını çıkarıyor, başına dayıyor.
“Geçinemiyorum, para için değil, onurumuz için” diyor, tetiği çekiyor.
Emekliler tıkıldıkları fakirlik kafesine itiraz ediyor, o bu itirazda hayatını
ortaya koyuyor. Rus ruleti değil, can pazarı. Aradan iki gün geçmeden iki emekli
polisin daha intihar haberi geliyor. İçişleri Bakanlığı, “Grev yapmıyor
polisimiz” diye açıklama yapıyor. Evet, grev yapmıyorlar, intihar ediyorlar.
Polis mağdur olur mu? Olur.
Kim, kimi, kime şikâyet etsin? Bilemiyorlar. Silah başa
dayanıyor. Tetik çekiliyor.
İzmir'de butlanı haksız, hukuksuz bulup koşa koşa Yeni
Parti'ye geçen bir belediye başkanı (Helil Kınay, Karabağlar Belediye Başkanı)
kafasına göre belediye içinde yer değişiklikleri yapıyor.
Yıllarını yaptıkları işe vermiş işçiler, memurlar hiç
bilmedikleri alanlarda çalışmaya zorlanıyor. Neymiş; rotasyon! Hayır, bunun adı
rotasyon değil, sürgün, diye bir kadrolu işçi itiraz edip belediye önünde
sesini duyurmaya çalışıyor. Açıklama üstüne açıklama yapıyor. Belediyenin
neresinden tutsan dökülüyor'a getiriyor. Belediyeden ses yok. Sonra ne oluyor?
İtiraz eden işçi, iş kanununa göre değil, sendika sözleşmesine göre işten
çıkarılıyor. Üstüne işsizlik yardımı alamayacak bir pozisyona getiriliyor.
Hadi buna mahkemede itiraz edersin de işsizlik fonundan
yararlanamamak ne demek...
Yeni Parti hak, hukukun üstünlüğünü, itirazları savunduğu
için kuruluyor, AKP'ye yakında geçeceği konuşulan Yeni Partili belediye başkanı
Özgür Özel'in altını boşaltıyor. Yetmiyor, birer birer AKP'ye geçiliyor.
Vatandaş oy kullanıp ne yapsın? “Bunu seçeceksiniz” diye önlerine konan
seçeneklerden hangisine rey verse boşa çıkıyor. En iyisi sandığa gitmemek diyor
artık milyonlar. Özgür Özel de sabahtan akşama çırpınıp duruyor.
Günlük haber sitesi açılıyor. Kısa sürede milyonlar takip
etmeye başlıyor. Ülkenin sayılı habercileri, yorumcuları orada kendine alan
buluyor. O da ne? Site, LGBT haberleri yaptığı için ahlaksız denilip
kapatılıyor. Yöneticileri şaşkın. Diğer haberlerin yüzde biri bile olmayan LGBT
haberleri erişim engelinin gerekçesi yapılıyor. Esasta olan, muhalif seslerin
susturulması.
Kimi, kime şikâyet edeceksin? Her biri, her bir yandan
kuşatmışlar itirazlarımızı.
Anlatılanların hepsi birkaç gün içinde olan biten olaylar.
Başka bir ülkede bir yılda bile olmaz belki bu kadarı.
İnsanlar açlık çaresizliğine sürükleniyor. Hepsi mağdur. Ama
suç ortada görünmüyor, suçlu hiç yok.
Bu durumun AKP'lisi, MHP'lisi, Yeni'si, eskisi kalmamış.
Hepsi aynı yerden vatandaşı mağdur ediyor.
Hesap veren, işte o, ortaya çıkmıyor.
“Siz ölün, biz gömeriz” diyorlar el birliğiyle.










