TÜKETMEK MUTLULUKTUR
Geçen günlerde bir tanıdığımla sohbet ederken söz tüketime geldi. Daha doğrusu para harcamaya. "Tüketmek mutluluktur" dedi sözün bir yerinde. İlk an sadece sözü dinlediğimden ardındaki felsefeye kafa yormadım.
Geçen günlerde bir tanıdığımla
sohbet ederken söz tüketime geldi. Daha doğrusu para harcamaya. "Tüketmek mutluluktur" dedi
sözün bir yerinde. İlk an sadece sözü dinlediğimden ardındaki felsefeye
kafa yormadım. Sohbetin
ilerleyen yerlerinde bu cümle kafamda
dönüp durdu. Gerçekten
tüketmek mutluluk mudur?
Tabii ki mutluluktur. Bir
çocuğun çikolata yemesi, bir gencin ilk arabasını alması, bir annenin eve bereket getireceğine inandığı bir bibloyu
alması, bir erkeğin
başını sokacağı bir evi
alması tabii ki mutluluk getirir insana.
Hepsi bu mu peki?
Buna biraz istatistiklerle bakalım.

Tablo'da gördüğünüz gibi 2025 yılında hane harcamalarında birinci
sırada konut ve kira var.
%29.3 buna harcanmış.
Nerdeyse harcamaların üçte biri. Emlakçı bir arkadaşımın dediğine göre satışlar yok derecesinde. Herkes
kiralık ev arıyor.
Bunun anlamı daha derin. (Ayrıntılı bilgi almak isteyenlerburaya bakabilir)
İkinci sırada ise ulaştırma
harcamaları geliyor. Eğlence,
spor ve kültür
ise en altlarda. Bu bir iki bilgiden sonra konuya gelelim.
Biz neyi tüketiyoruz? Konut yaşamak için bir zorunluluk. Temel ihtiyaç. İkinci
sıradaki ulaşım, temel ihtiyaç. Üçüncü sırada gıda, alkolsüz içecekler
var. O da temel ihtiyaç.
Mutluluk için temel ihtiyaçları karşılamaya çalışıyoruz bu verilere göre.
Gençler kafelerde kahve içiyor. Sokak röportajında bir amca diyordu ki; "nerede fakirlik var, bakın bütün kafeler dolu". Buna cevabı Yunanlı akademisyenler vermiş. Kafelerin, lokantaların artması bir refah göstergesi değil. Aksine düşük verimlilikli ve katma değeri düşük işletmeler ekonominin ayağa kalkmasını değil insanların mutsuzluğunu ve umutsuzluğunu temsil ediyor. Artık ev araba vb. şeyler alamayacağını bilen gençler paralarını biriktirmek ya da yatırıma dönüştürmek yerine kahve içerek sosyalleşmeyi ve paralarını buraya harcamayı tercih ediyor. ( Konu hakkında)
Bir genç
düşünün diyemeyeceğim. Kırk yaşına merdiven dayamış bir arkadaşımdan söz
edeceğim. İki yıldır işsiz. Özel sektörde öğretmenlik yapamıyor. Sağlık
sorunları var. O yüzden kamuda en kolay işe girebileceğini düşündüğü
belediyelerde iş arıyor. Öğretmen ama temizlik yapmaya razı. İki yıldır
kapısını çalmadığı belediye
kalmadı. Belediyeler sıkça alım yapıyorlar. Sıra bir türlü arkadaşıma gelmiyor. Çünkü belediyeler liyakata
göre işe alım yapmıyor. Bu arada arkadaşım parasızlıktan anne babasının yanına
taşınmak zorunda kaldı. Çok mutsuz. Kahve içmeyi seviyor. Nerdeyse bir kafede
üç saat oturup tek kahve içebiliyor. Parası yok ikinciye.
İkinci örneğim otuzuna yaklaşan
bir arkadaşım. Kendisi grafik
animasyon işleriyle uğraşıyor. Annesiyle beraber
yaşıyor. Bir süre özel sektörde
mesleğini yapmaya çalıştı.
İstanbul'daki kira fiyatlarına yetişemeyince işi bıraktı, annesiyle
beraber Çanakkale'ye taşındı. Sevdiği insandan ayrılmak zorunda kaldı çünkü
önlerini göremediler. Ayrı bir ev
tutup geçinebilecekleri bir ortam yoktu. Bir araya gelebilecekleri mekan bir
kafeydi. O da iki saatliğine. Şimdi sigortasız bir biçimde freelance çalışıyor.
Mutsuz ve umutsuz.
Üçüncü örneğim onsekiz yaşında
bir genç delikanlı. Ailesiyle kalıyor. Liseyi
bitirdi.
Dünyayı gezmeyi istiyor. Lüks arabalara meraklı.
Üniversiteyi kazanamadı. Oto tamirhanesinde çalışıyor. Şarkıdaki gibi arabaların egzosuna boğuluyor ve Türkiye'de hiç bir şekilde
erişebileceğine inanmadığı o tüketimi sağlayabilmek için yurtdışına
gitmeyi, çalışmayı düşünüyor. Mutsuz.
Bu örnekleri hepimiz 70 milyon kez çoğaltabiliriz.
Geriye kalan on milyon
ise tüketmenin mutluluğunu çok rahat yaşıyor
olabilir. O da bir
noktaya kadar.
Tüketmekten mutlu olmak için
her şeyden önce iyi bir üretime
ihtiyaç var. Katma değeri yüksek, verimlilik yaratan
bir üretime. Türkiye
ise hizmet sektörünü
üretimin motoru yapmış
bir şekilde ilerliyor. Ekonomik facia bir kriz halinden fakirlerden
zenginlere doğru yoğunlaşmış sermaye aktarımına dönüşmüş durumda.
Ekonomik
mutsuzluktan sosyal huzursuzluğa hızla geçiş yaptık. Bir kahve içsek de mutlu
olmuyoruz, araba alsak da. Arabayı
ikinci el alıyoruz, kahveyi gıdımla içiyoruz. Tüketimin mutluluk sağlaması için önce temel
ihtiyaçları karşılayabilecek bir devlete sahip
olmamız gerekiyor.
Evet hava kapalı ama yağmur değil kül yağıyor
üstümüze. Yangın var.










