TÜKETMEK MUTLULUKTUR
İsmail Küçük
ismail@gmail.com

TÜKETMEK MUTLULUKTUR

Geçen günlerde bir tanıdığımla sohbet ederken söz tüketime geldi. Daha doğrusu para harcamaya. "Tüketmek mutluluktur" dedi sözün bir yerinde. İlk an sadece sözü dinlediğimden ardındaki felsefeye kafa yormadım.

22 Temmuz 2026 Çarşamba 12:26 makaleler

Geçen günlerde bir tanıdığımla sohbet ederken söz tüketime geldi. Daha doğrusu para harcamaya. "Tüketmek mutluluktur" dedi sözün bir yerinde. İlk an sadece sözü dinlediğimden ardındaki felsefeye kafa yormadım. Sohbetin ilerleyen yerlerinde bu cümle kafamda dönüp durdu. Gerçekten tüketmek mutluluk mudur?

Tabii ki mutluluktur. Bir çocuğun çikolata yemesi, bir gencin ilk arabasını alması, bir annenin eve bereket getireceğine inandığı bir bibloyu alması, bir erkeğin başını sokacağı bir evi alması tabii ki mutluluk getirir insana.

Hepsi bu mu peki?

Buna biraz istatistiklerle bakalım.

 


Tablo : TÜİK Harcama türlerine göre hanehalkı tüketim harcamasının dağılımı (%), 2024, 2025

 

Tablo'da gördüğünüz gibi 2025 yılında hane harcamalarında birinci sırada konut ve kira var.

%29.3 buna harcanmış. Nerdeyse harcamaların üçte biri. Emlakçı bir arkadaşımın dediğine göre satışlar yok derecesinde. Herkes kiralık ev arıyor. Bunun anlamı daha derin. (Ayrıntılı bilgi almak isteyenlerburaya bakabilir)

İkinci sırada ise ulaştırma harcamaları geliyor. Eğlence, spor ve kültür ise en altlarda. Bu bir iki bilgiden sonra konuya gelelim.

Biz neyi tüketiyoruz? Konut yaşamak için bir zorunluluk. Temel ihtiyaç. İkinci sıradaki ulaşım, temel ihtiyaç. Üçüncü sırada gıda, alkolsüz içecekler var. O da temel ihtiyaç.

Mutluluk için temel ihtiyaçları karşılamaya çalışıyoruz bu verilere göre.

Gençler kafelerde kahve içiyor. Sokak röportajında bir amca diyordu ki; "nerede fakirlik var, bakın bütün kafeler dolu". Buna cevabı Yunanlı akademisyenler vermiş. Kafelerin, lokantaların artması bir refah göstergesi değil. Aksine düşük verimlilikli ve katma değeri düşük işletmeler ekonominin ayağa kalkmasını değil insanların mutsuzluğunu ve umutsuzluğunu temsil ediyor. Artık ev araba vb. şeyler alamayacağını bilen gençler paralarını biriktirmek ya da yatırıma dönüştürmek yerine kahve içerek sosyalleşmeyi ve paralarını buraya harcamayı tercih ediyor. ( Konu hakkında)

Bir genç düşünün diyemeyeceğim. Kırk yaşına merdiven dayamış bir arkadaşımdan söz edeceğim. İki yıldır işsiz. Özel sektörde öğretmenlik yapamıyor. Sağlık sorunları var. O yüzden kamuda en kolay işe girebileceğini düşündüğü belediyelerde iş arıyor. Öğretmen ama temizlik yapmaya razı. İki yıldır kapısını çalmadığı belediye kalmadı. Belediyeler sıkça alım yapıyorlar. Sıra bir türlü arkadaşıma gelmiyor. Çünkü belediyeler liyakata göre işe alım yapmıyor. Bu arada arkadaşım parasızlıktan anne babasının yanına taşınmak zorunda kaldı. Çok mutsuz. Kahve içmeyi seviyor. Nerdeyse bir kafede üç saat oturup tek kahve içebiliyor. Parası yok ikinciye.

İkinci örneğim otuzuna yaklaşan bir arkadaşım. Kendisi grafik animasyon işleriyle uğraşıyor. Annesiyle beraber yaşıyor. Bir süre özel sektörde mesleğini yapmaya çalıştı. İstanbul'daki kira fiyatlarına yetişemeyince işi bıraktı, annesiyle beraber Çanakkale'ye taşındı. Sevdiği insandan ayrılmak zorunda kaldı çünkü önlerini göremediler. Ayrı bir ev tutup geçinebilecekleri bir ortam yoktu. Bir araya gelebilecekleri mekan bir kafeydi. O da iki saatliğine. Şimdi sigortasız bir biçimde freelance çalışıyor. Mutsuz ve umutsuz.

Üçüncü örneğim onsekiz yaşında bir genç delikanlı. Ailesiyle kalıyor. Liseyi bitirdi.

Dünyayı gezmeyi istiyor. Lüks arabalara meraklı. Üniversiteyi kazanamadı. Oto tamirhanesinde çalışıyor. Şarkıdaki gibi arabaların egzosuna boğuluyor ve Türkiye'de hiç bir şekilde erişebileceğine inanmadığı o tüketimi sağlayabilmek için yurtdışına gitmeyi, çalışmayı düşünüyor. Mutsuz.

Bu örnekleri hepimiz 70 milyon kez çoğaltabiliriz.

Geriye kalan on milyon ise tüketmenin mutluluğunu çok rahat yaşıyor olabilir. O da bir noktaya kadar.

Tüketmekten mutlu olmak için her şeyden önce iyi bir üretime ihtiyaç var. Katma değeri yüksek, verimlilik yaratan bir üretime. Türkiye ise hizmet sektörünü üretimin motoru yapmış bir şekilde ilerliyor. Ekonomik facia bir kriz halinden fakirlerden zenginlere doğru yoğunlaşmış sermaye aktarımına dönüşmüş durumda.

Ekonomik mutsuzluktan sosyal huzursuzluğa hızla geçiş yaptık. Bir kahve içsek de mutlu olmuyoruz, araba alsak da. Arabayı ikinci el alıyoruz, kahveyi gıdımla içiyoruz. Tüketimin mutluluk sağlaması için önce temel ihtiyaçları karşılayabilecek bir devlete sahip olmamız gerekiyor.

Evet hava kapalı ama yağmur değil kül yağıyor üstümüze. Yangın var.