HANGİ BİRİ
Fransa'da öğrenci olayları olarak başlayan isyan sırasında özellikle lüks mallar satan mağazalara yönelik bir yağma olduğu öne çıkarıldı. Sorunun temeli yağmaysa Fransa'nın kleptokrasi ile yönetilmediğini ispatlamamız gerekiyor.
Tevatür çok. Dedikodu sevilir. Terapi etkisi vardır. Çoğu
zaman yalandır.
Dedikoduların gerçeğin kendisi olduğu zamanları yaşıyoruz.
Özgür Özel, iki buçuk yıl önce yerel seçim için
belirledikleri adayları öve öve bitiremiyordu. Hepsi parlak, başarılı, parti
örgütünde yetişmiş namzetlerdi. Dedikodu bu ya; sokakta, parayı bastıranın aday
olduğu konuşuldu. Adayların nitelikleri değil, cepleri belirleyici olmuştu.
Özgür Özel de anketler yapıldığını, sokaktaki insanın
isteklerine göre adayların belirlendiğini söyledi. Aradan iki buçuk yıl geçti,
öğrendik ki yapay zekâ belirlemiş.
Anketlere ne oldu? Ya da gören oldu mu o anketleri? Varsa
CHP'nin başına geçenler arşivlerden bulup yayınlasınlar. Biz de "Aaaa,
essahmış ya laa." diyelim.
CHP'ye yazık oldu mu? Vatandaş için oldu.
Değirmenin başını tutayım deyip CHP'de konuşlananlara ise
hava hoş. Burası olmazsa orası, orası olmazsa şurası.
İzmir Büyükşehir Belediyesi çok uzun yıllardır CHP'den
seçilen başkanların yönetiminde. Her başkan da merkezi hükümetin kendilerini iş
yapamaz hâle getirmeye çalıştığını söyledi. Belediyelerin çoğu AKP'nin
elindeyken, belediyelerin kaynakları artırılsın diye, imar işlemleri
kolaylaşsın diye çıkartılan yasalar çok fazlaydı. Herhâlde bunlar içinde
ülkenin çivisinin çıktığını gösteren de "Bütünşehir Yasası" (6360
sayılı Kanun) diye konuştuğumuzdu. 2024'ten sonra da belediyelerin bütçelerini
kısacak, işlemleri merkezden halledecek yasalar çıkarılmaya başlandı.
İzmir, AKP tepkisinden CHP'ye meyletti. Başkanlar da sağ
olsun, güzel projeler gerçekleştirmek için elinden geleni yaptı. Diye
biliyoruz. Zaten rahmetli Piriştina'dan sonra üç dönem Kocaoğlu, bir dönem de
Soyer var.
Cemil Tugay ise Karşıyaka'da sevilmezdi. Oyları almıştı ama
kendini sevdirememişti. Buna rağmen anketlerde önde olduğunu söyleyerek aday
yapıldı. Dedikodu ise Kılıçdaroğlu'na ilk bayrak açan kişilerden biri olduğu
için ödüllendirildiğiydi. Para falan geçmedi bu söylentilerde, Allah var.
İzmir adaylarını önce İmamoğlu ekibi belirledi dediler,
sonra iş, "Parayı veren düdüğü çaldı."ya döndü. İmamoğlu'nun
tutuklanmasından sonra yapılan operasyonlar boyunca basına ve televizyonlara
verilen haberlerden, genel merkezde bir havuz olduğu, bunu da Veli Ağbaba'nın
yönettiğini okuduk, duyduk. Aslı var, yok, bilemiyoruz.
Adayların çoğunun aslında CHP'li olmadığı, kişisel ikbal
için partiye yanaştığını konuşuyordu bazı ihtiyarlamış CHP'liler. Dinozor
bunlar diye kimse dikkate almadı.
Gün geldi, partililik ölçeği ortaya çıkarıldı.
Merkezi hükümet, özel görevli savcılarla, denetmenlerle CHP
belediyelerine yöneldi. Operasyonlar İstanbul'la başladı. Adana, Mersin,
Antalya, Bursa derken İzmir'e geldi sıra.
İzmir operasyonları başladığında dedikodular yine kulaktan
kulağa yayıldı. Başkanların önüne dosyalar konmuş, kurtulmak için bir şeyler
yapmaları gerekiyormuş, Cemil Tugay da Soyer'e olan kininden kooperatif
dosyalarını denetmenlere teslim etmiş.
Operasyonlar korku salmak için yapılıyordu. Hatta en ilginci
de Balçova Belediye Başkanı'nın annesinin Veli Ağbaba'ya para göndermesiydi.
Hiçbir ilgisinin olmadığı meseleden uzun süre ev hapsinde kaldı Onur Yiğit.
Görevden alındı. Bu süreçte görevdeki belediye başkanlarının uyuyamadığı, her
sabah beşte kapılarının çalınmalarını bekledikleri konuşuldu.
Sonra da ne olduysa CHP ya da Yeni Parti fark etmeksizin
AKP'ye geçen belediye başkanlarını görmeye başladık. Deniyordu ki; "AKP'ye
geçersiniz, tutuklanmazsınız. Yok, oralarda kalalım derseniz hakkınızda
işlemleri başlatırız." diye tehdit edildiler.
Böyle bir şeyin şahidi var mıdır bilinmez ama Özgür Özel'in
söylediğine göre Tuzla Belediye Başkanı, ağlayarak kendisini aramış, kimyasının
bozulduğunu söylemiş, kendisine "Ya hapse atılacaksın ya da AKP'ye
geçeceksin." denmiş. Aynı şeyi yaşayan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem
Dedetaş ise tereddüt etmeden bildiği yoldan gitmeyi tercih etmiş.
Şimdi bu tarz davetlerin İzmir'de olduğunu, hapsi göze
alamayanların tıpış tıpış AKP'nin kapısından içeri girdiğini düşünmeye başladı
insanlar. Menderes'te olan biteni gören Foça Belediye Başkanı'nın ilk olarak o
kapıya gittiğini, kapıyı aralayıp Çiğli'ye yer açtığını, şimdi de tıpış tıpış
sırasında Büyükşehir, Bergama, Seferihisar, Kiraz, Bayındır'ın olduğunu yerel
gazeteciler konuşup duruyor.
Koşa koşa gitmek için de işçi kıyımı ile göze girmeye
çalışan Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay'ın heveslendiğini ama ret
yediği için kara kara düşündüğünü Instagram hesabından paylaşanlar oldu. Hatta
yanında tuttuğu bir kişinin daha önce Külliye'de çalıştığı için bu bağlantıyı
sağlamaya çalıştığını Karabağlar sakinleri ulu orta konuşmaya başladı.
Öyledir ya da böyledir, kıçında diken olmayan yerinden
kalkmaz. Hapisse hapis yatılır, hesap verilir, bir biçimde aklanılır. Çünkü
esas sorun dosyaların olması değil, dosyalar karşılığında istenilenin
yapılmasının teklif edilmesidir. Nasıl bir korku iklimi yaratıldıysa, kimse
"Dosya varken savcıların işlem yapması gerekir, parti değiştirse de aynı
hesap sorulmalıdır." demiyor. Eğer ki böyle bir şey yok ve belediye
başkanları Adalet ve Kalkınma Partisi'ne sempati besliyor, o zaman da çıkıp
ortaya, "Ey seçmen, biz sizi aldattık." desinler.
Partililik böyle durumlarda sorgulanır. Politikadan ikbal
sağlamaya çalışanlar bu fırtınada uçar gider, kökü sağlam olan yerinde kalır.
Seçmenlere düşen görev de var tabii bu durumda. Bir daha
karşınıza böyle adaylar çıkarsa çekinmeyin, yüzlerine tükürün. İkbal için
değil, halk için politika yapsınlar.
Yapmayanlar, tıpış tıpış gitsinler, koşa koşa kara kapıları
çalsınlar.










