KARDEŞLİK ANLAŞMASI
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan'a bir gezi gerçekleştirdi. Gezinin bir kısmında, 7 Ağustos 2026 Cuma günü ise Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında üçlü bir savunma anlaşması imzalandı. Adı da Mekke Ortak Savunma Anlaşması olarak duyuru
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan’a bir gezi gerçekleştirdi. Gezinin bir kısmında, 7 Ağustos 2026 Cuma günü ise Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında üçlü bir savunma anlaşması imzalandı. Adı da Mekke Ortak Savunma Anlaşması olarak duyuruldu.
Anlaşmaya taraf olan ülkelerden birine yapılmış bir saldırının üç
ülkeye de yapılmış sayılacağı, benim düşünceme göre anlaşmanın en önemli
noktası.
Birçok analist, anlaşmanın Ortadoğu’da son zamanlarda yaşanan
güvenlik sorunlarının giderilmesi amacıyla imzalandığı yorumunu yaptı.
Özellikle akademisyen yorumcular anlaşmayı öve öve bitiremedi. Hürriyet,
Milliyet gibi gazetelere yorum yapan uzmanlar, anlaşmanın İsrail ve Yunanistan
için caydırıcı nitelikte olduğuna vurgu yaptılar. Türkiye’nin büyük başarısı
olarak değerlendirildi. Hatta İsrail ile Arap ülkelerinin bazıları arasında
yapılan İbrahim (Abraham) Anlaşması’nın çöktüğünü iddia edenler oldu. Ki bu
anlaşma ABD tarafından desteklenmişti.
Kısacası, gazetelerde ve televizyonlarda bu anlaşma; Filistin
halkını korumak, İsrail’in yayılmacı politikasını önlemek, İslam ülkeleri
arasında NATO benzeri bir kurumlaşmaya gitmek olarak değerlendiriliyor.
Benim yorumum ise tam aksi bir yönde: İran’a karşı geliştirilmiş bir
anlaşmadır.
***
Türkiye 1952’de NATO’ya dahil oldu. Aradan çok zaman geçmeden Bağdat
Paktı imzacısı oldu.
Bağdat Paktı, Sovyetler Birliği’ne karşı bir hat oluşturmak amacıyla
1955’te Türkiye ve Irak arasında imzalandı. Sonra sırasıyla İngiltere, Pakistan
ve İran imzacı oldular. ABD anlaşmanın imzacısı değildi ama büyük
destekçisiydi.
Pakt, Sovyetler Birliği’ni baş sorun olarak görse de Mısır ve
Suriye’de yükselişe geçen Arap milliyetçiliğinin (daha sonra Arap sosyalizmini
de katarak Baasçılığa evrildi) önüne geçerek İsrail’in elini rahatlatmaya
yönelik bir tavır içinde oldu. Irak’ta gerçekleşen darbe sonrasında Pakt çöktü
ve 1958’de CENTO adıyla merkezi Ankara’ya alındı. (Evet, evet CENTO. Hani Kenan
Evren’in darbe açıklamasında bağlılığını ifade ettiği örgütlerden biri.) İran,
1979 Devrimi’nin ardından CENTO’dan ayrıldı.
1967’deki Altı Gün Savaşı’nda Arap milliyetçiliği büyük bir darbe
aldı. İsrail’in yayılmacılığı durdurulmaz bir hâl aldı.
1975’te Lübnan’a sürülmüş Filistinli mülteciler bahanesiyle Lübnan
İç Savaşı patlak verdi. İsrail, Filistinli gruplara karşı olan özellikle Maruni
Falanjistleri destekledi. 1990’a kadar süren savaş, Lübnan’ı tamiri zor
yıkımların içine soktu. İsrail bu süreçte yayılmasını sürdürdü.
Jimmy Carter, 1977’de ABD Başkanı seçildi. Yeşil Kuşak Projesi’ni
başlattı. Bu projenin amacı, komünizme karşı İslamcı örgüt ve tarikatları
destekleyerek komünist ve Batı’ya karşı olan bağımsızlıkçı düşünceleri yok
etmekti.
1978’de Mısır ile İsrail arasında ABD aracılığıyla Camp David
Anlaşması imzalandı. İsrail Sina Yarımadası’ndan çekilse de ilk defa bir Arap
ülkesi tarafından tanınmış ve Süveyş Kanalı’ndan gemilerini geçirmeye hak
kazanmış oldu. Bu olay sonrası Baasçılık Mısır’da yok olmaya başladı. Bu olay
yüzünden İslamcı gruplar 1981’de Enver Sedat’a suikast düzenledi. Hüsnü Mübarek
Mısır’ın başına geçti.
Afganistan’a Sovyet müdahalesi sonrası İslamcı militanlar eğitilerek
ve silahlandırılarak bu amaç güçlendirildi.
1979’da İran’da Şah’ın devrilmesiyle İran, Britanya ve ABD’nin
güdümünden çıktı. İran’ın Şii yayılmacılığı yapacağını iddia ederek Irak’ı
İran’a saldırma konusunda cesaretlendiren ABD ve Britanya, 1980-1988 arasında
sürecek, sonucu olmayan savaşın temellerini attı.
1991’de Irak ordusunun Kuveyt’i işgal etmesinin ardından Körfez
Savaşı başladı. Irak, SCUD füzelerini İsrail’e fırlattı.
Yine 1991’de Sovyetler Birliği dağıldı. ABD’nin Ortadoğu’da birincil
derecede düşmanı İran oldu.
1996’da ABD’nin eğittiği, Pakistan’ın desteklediği Taliban
Afganistan’da iktidarı ele geçirdi. El Kaide tamamen Afganistan’a yerleşti.
El Kaide, ABD ile iplerini koparmış bir örgüt olarak yoluna devam
etti.
2001’de 11 Eylül saldırıları ile Irak’ın işgal yolu da açılmış oldu.
ABD, Saddam Hüseyin’i devirmek için harekete geçti.
2003’te Irak’ta kitle imha silahları bulunduğu gerekçesiyle İkinci
Körfez Savaşı başladı. Irak’ta üç parçalı bir yönetim oluştu. Şiiler bu
grupların en güçlüsüydü. İran etkisindeki birçok grup ülke içinde güçlendi.
2006’da Hizbullah, İsrail’e karşı zafer kazandı. İsrail, Lübnan’dan
çekildi.
2013’te IŞİD, El Kaide’den bağımsızlığını ilan etti ve Irak’ta ve
Suriye’de saldırılara başladı. Sovyetler Birliği dağılsa da Suriye’nin Rusya
ile olan ittifakı yakın zamana kadar devam etti.
Suriye’nin ABD destekli İslamcılar tarafından ele geçirilmesiyle
Ortadoğu’da ABD ve İsrail’e karşı koyabilecek tek güç İran kaldı.
***
Başlıklar hâlinde, çok genel olarak Ortadoğu’daki İsrail
yayılmacılığı sürecini anlatmaya çalıştım. Bu arada Arap ülkeleriyle İsrail
arasında olan İbrahim Anlaşması’nı unuttum sanmayın.
İbrahim Anlaşması, ilk defa Arap ülkeleriyle İsrail’in ortak işler
yapmasının meşru zeminiydi.
Temel amaç, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin geliştirilmesi ve
diplomasinin geliştirilmesiydi. İlk imzacılar, İran ile sorun yaşayan
ülkelerdi. Bunu unutmamak gerekiyor.
İbrahim Anlaşması’na ilişkin genel bilgi:
İbrahim Anlaşması ile olan Arap-İsrail yakınlaşması, HAMAS’ın
saldırısına İsrail’in verdiği, soykırıma uzanan sert karşılığın ardından
utangaç bir sürece girdi.
Bunların ardından İran’a yönelik saldırılar başladı.
İran’ın çevresindeki ülkelerde bulunan ABD üslerine yönelik füze
saldırıları ardından ise özellikle Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri
ve Katar yeni güvenlik arayışlarına başladı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na
giden yol böylece açılmış oldu.
Pakistan, kendi iç karışıklıkları ve Hindistan ile olan sorunlarıyla
uğraşırken bir yandan da nükleer bir güç olmanın verdiği güvenle İran ile ABD
arasında aracılık yaptı. Türkiye ile olan tarihsel bağları nedeniyle Suudi
Arabistan ile Eylül 2025’te yaptığı Savunma Paktı’nı genişleterek Türkiye’yi de
dahil etmek istedi.
Suudi Arabistan’da para ve hammadde, Türkiye’de güçlü bir ordu ve
giderek büyüyen yeni nesil savunma sistemi çalışmaları, Pakistan’da da nükleer
silahlar olması bu anlaşmanın imzalanmasını getirdi. Buradaki teknik
ayrıntıların ardında ise İslami bağlılıklara bir atıf var. İslami bağlılıkta
belirtmek istediğim şey ise Sünni yakınlık.
***
Anlaşmayı imzalayan üç ülkeye yönelik saldırılar neler?
Yakın zamanda Suudi Arabistan’daki ABD üslerine karşı İran’ın füze
saldırıları oldu. Yemen’deki Husilerin İran’la olan tarihsel bağları
dolayısıyla Yemen’den gerçekleşen saldırılarda Suudlar İran’ı sorumlu
gösterdiler.
Pakistan’ın Hindistan’la olan çatışmaları zaman zaman alevlense de
belli bir düzeyde tutuldu.
Türkiye’nin ise herhangi bir ülke ile sıcak çatışması resmi olarak
mevcut değil. Ayrıca Türkiye, İsrail-ABD ile İran arasındaki savaşta taraf
olmayan bir görüntü verdi. Arabuluculuk yapmak için çalıştı. İran da
Türkiye’ye, NATO üslerine rağmen herhangi bir saldırı gerçekleştirmedi.
Var olan bir saldırıyı ise kabullenmedi. Türkiye’de zaman zaman
Devlet Bahçeli’nin İsrail planlarına karşı açıklamaları oluyor. Hatta tam da
bunu düşünerek PKK ile bir sürecin başlatılmasını sağladı.
Filistin’deki katliamlar yine Türkiye’nin gündeminde oldu. İsrail
ile karşılıklı güvenlik temalı açıklamalar oluyor. Buna rağmen iki taraf da
sıcak bir temasın olduğuna yönelik bir şey söylemiyor.
Bu çerçevede görünen, üç ülkeyi de ilgilendirecek tek güvenlik
sorununun İran’dan kaynaklı olabileceği ihtimali kalıyor.
Türkiye ile İran fiili çatışmaya çok uzun zamandır girmiyorlar. Buna
rağmen aralarında bölgesel bir rekabet olduğunu herkes biliyor.
Türkiye reddetse de İsrail ile ticari ilişkilerini bu süreçte
geliştirdi. Filistin’deki katliamları durduracak fiili bir süreci başlatmadı.
Aralıklarla yapılan açıklamalarla yetinildi. Türkiye’deki birçok Filistin
yanlısı grup ve parti, Türkiye’nin İsrail ile olan ticaret ve siyasi
ilişkilerini sert biçimde eleştirdi. Tam aksini iddia etse de Erdoğan yönetimi,
İsrail ile ilişkileri aşırı gergin bir tona taşımadı.
Ufukta görünen bir savaş durumu yok ortada. Ankara’da yapılan NATO
Toplantısı sonrası ise verilen mesajlar, Atlantik İttifakı ile daha güçlü yola
devam edileceği yönündeydi. Bu da ABD’nin çıkarları doğrultusunda hareket etmek
anlamına gelir.
Toplantının ikinci gününde, İran ile savaşı yeniden başlatan
Trump’ın Erdoğan övgüleri boşuna olmamalı. İsrail’i sevdiremediğini açıkça
söyleyen Trump, salonda bir birlik olduğunu söyledi. Bu “birlik” nasıl bir şeyi
işaret ediyor daha net ortaya çıkmadı ama İsrail’e karşı olmadığı kesin.
Birkaç gün önce Doğu Perinçek’in bir videosu sosyal medyaya düştü.
Teyit edilmiş bir video mu bilmiyorum. Orada, “Türkiye’yi Erdoğan ve AKP’nin
yönettiği dönem bitmiştir” diye son derece önemli bir cümle kuruyor. Rusya, Çin
ve İran ile ortak hareket edilmesini yıllardır savunan Perinçek’in bu sözleri
teyit edildiği takdirde ciddiyetle değerlendirilmeli. Bu da şu anlama gelir:
Türkiye, İran ile bir çatışmanın figürü olmamalı.
***
Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi Türkiye’nin, Suudi Arabistan’ın
ve Pakistan’ın bulunduğu alanı bir üçgen olarak düşünün, tam ortada İran var.
Ne İsrail ne Yunanistan. Buradan da anlaşmayı imzalayan üç ülkenin ortak
komşuları olan İran’a karşı bir cephe oluşturmaya çalıştığı sonucunu
çıkarıyorum.
İran’ın ilk eldeki açıklaması Dışişleri Bakanı Arakçi’den geldi:
“Artık sadece kendimize güvenmenin ve gerçek kardeşliği kucaklamanın vaktidir.”
Bu açıklamanın ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Kesinlikle
İran’a karşı bir yapılanma olarak bunu görmemek gerekir. Yani bu burada
herhangi bir ülke, bir kesim, bir tarafa dönük bir yapılanma değil. Bu, nereden
gelirse gelsin oluşabilecek risklere karşı caydırıcı bir mekanizma. Esas
itibarıyla bölgesel barışı ve istikrarı güçlendirmek, küresel barışa ve
istikrara katkı vermek üzere oluşturulmuş bir mekanizma.” açıklamasını yaptı.
Yılmaz’ın açıklamasındaki sorunlu kısım, “küresel barış ve istikrar”
olarak tabir edilen nokta.
Küresel Barış’ı bozan ülkenin ABD olduğunu kimse yadsıyamaz.
İstikrarı, petrol fiyatlarını bozan da ABD iken ve bu saldırganlığa karşı bir
şey söylenmezken akılda kalan tek seçenek İran’ın füzelerle ABD üslerini
vurması oluyor. Anlaşmanın özünün, bir ülkeye yapılmış saldırının üç ülkeye de
yapılmış sayılacağı olduğu için bunu düşünüyorum.
Diğer yandansa bunun NATO’ya karşı İslam ülkelerinin oluşturduğu bir
ittifak söylemini yayanlar var. Bu mümkün değil. Üç ülke de NATO’ya karşı bir
hareketliliğin ve örgütlülüğün içinde olamazlar. NATO, bu bölgeye genişleme
yapmayacağı için yanında duracak örgütlenmelerin olmasını istiyor. AUKUS, QUAD,
Bükreş Dokuzlusu (D9) bunların en iyi örnekleri.
İran da açıklamasında kardeşlikten bahsediyor, Erdoğan da. Peki
kardeşlikten kasıt nedir?
Kardeşlik anlaşması olarak açıklanan bu pakt, gerçekten kardeşliği
getirecek mi? Yakında sonuçlarını görmeye başlarız.










