YALANCININ MUMU YATSIDAN ÖNCE DE SÖNER!
Şebnem Sema TUNCEL: DENGEYİ, DENGESİZLİKLE ENİNDE SONUNDA BULACAĞIZ!
25 Haziran 2021 Cuma 12:30
makaleler
Birçok kişi kendini dürüst olarak görür ama adı yalan olmasa da bazıları \"bazı\" bilgileri gizler. Diğer bir deyişle, gerçekleri gizleyerek veya dile getirmeyerek karşılarındakini aldatmış olurlar.
Sosyal psikoloji alanındaki güvenilir araştırmalara göre insanlar bir günde ortalama bir veya iki yalan söylüyor. Birinin bilmesi gereken şeyleri ondan saklamak ise yalanı da aşana bir durum. Anlatmadığımız gerçek yüzünden karşıdakinin başka bir şey düşünmesine neden oluyoruz. Ortaya çıktığında ise yalan söylenmemiş de olsa hem hayal kırıklığı hem karşıdakinin güven kaybına sebep oluyor.
Yalancı, gerekçesi olsa da olmasa da kasıtlı olarak yanlış bilgilendirmek isteyen kişidir. Yanlış bilgilendirmenin yanı sıra gizlemek de çok travmatik bir yalandır. Üstelik yanlış bilgilendirmekten daha kolaydır ve kişiye kendini daha az suçlu hissettirir.\" BEN YALAN SÖYLEMEDİM ÇÜNKÜ BU KONUDA TEK SÖZ ETMEDİM\" diyerek, gizlemeyi tercih eden yalancı, suçlu hissetmemek için, bu bahaneye sığınır.
Bir de yalan söylemeyi alışkanlık haline getirenler vardır, bilirsiniz! Her lafları yalandır, cımbızla doğru sözcük ararsınız, bulamazsınız etraftaki saflara o yalanları göstermeye çalışırsınız ama size değil o yalancılara inanmaya devam ederler! Ta ki balyoz kendi başlarına inene kadar!
O saatten sonra “ben söylemiştim” demenin de faydası olmaz artık! Kurunun yanında yaş da yanar, ceremesini öyle ya da böyle herkes çeker…
Bu tür yalancıların yalanları ortaya çıkınca da tek yöntemleri mağduru oynamak, ha bire “Aldatıldım” demek olur… O kadar sık aldatılırlar ki, aldatmanın da aldanmanın da mağduriyeti zihinsel komediye dönüşür! Kahkaha ile gülersiniz bu düzeydeki bir komediye!
Toplumumuzda da bu böyle ne yazık ki! Yalanlar üstüne kurulmuş aldatmacalarla örülmüş, göz göre göre, gözlerimizin içine bakılarak söylenen yalanları kabullenmek zorunda bırakılıyoruz.
Konuşamıyoruz. Yalan söylüyorsun diyemiyoruz. Tepki veremiyoruz! Hatalıyız…Kesin hatalıyız!
Korkmayacağız, konuşacağız, yazıp çizeceğiz ama hakaret etmeden, üsluba dikkat ederek her şeyi söyleyebiliriz. Söylemeliyiz, insani duygularımızı, tepkilerimizi dışa vurmazsak birilerinin amacı olan sindirilmiş gölgelerden başka bir şey olamayız.
Daha da kişiselleştiriyorum bu durumu! Bazen düşünüyorum, bu ülkede ne suç ne suç değil diye. Eskiden kanunlar vardı, sorumuzu o kanun maddeleri arasında arardık ya da sorardık. Şimdi anlık değişen suçtur-suç değildir hükümleriyle boğuşuyoruz. Gerçekten yazık bizlerin akıl sağlığına, çok yazık!
Örneğin, ben 24 saat RTE ne yemiş, ne demiş, ne dememiş, neye kızmış, neye alınacak diye düşünüp yaşayamam ki! Hem sonra bana ne ki! O devletin başı diye seçilmiş, devlet görevlerini yapsın diye halkın atadığı bir devlet memuru. Bugün var yarın yok. Ben de bir insanım, ona endeksli yaşayacak da değilim...
Sonra saniyede değişen söylemlerin hangisi doğru diye soracağımız bir danışma hattı da henüz kurulmadı bu ülkede... O zaman ben insanca düşüncemi, demokrasiye cumhuriyete bağlılığımı, Türklüğümü ve ilkelerime sevdamı, hırsızlığa, haksızlığa, adaletsizliğe karşıyım demekten niye kaçınayım. Eminim beni en başta iyi vatandaş olduğum için RTE alkışlar...
İşte bu kadar…Yalancının mumu yatsıdan da önce söner, söndü de…
Şimdi sıra uygarlığın ışığını kalıcı kılmakta!
DENGEYİ, DENGESİZLİKLE ENİNDE SONUNDA BULACAĞIZ!
Bir yazı yazmıştım. Adı ZİKZAK!
Demişim ki: “TDK'ya göre, sözcük anlamı,"1. Art arda birdenbire ters yöne açılar yapan kırık çizgi. 2i Sık sık değişen görüş, düşünce veya davranış, istikrarsızlık".
ÇEYREK LAHANA, YARIM SİMİT!
Sosyal medyada izlemişsinizdir, semt pazarındaki bir sebze satıcısı, elindeki çeyrek lahanayı göstererek, 'Az önce bir müşteriye çeyrek lahana sattım, yarımın yarısı. Hala ekonomi iyi diyenler varsa at gözlüğünü çıkarıp etrafına baksın. Yazık günah bu millete ya' ifadelerini kullandı. İçimiz sızlayarak izledik.
NEFRET DOLU BİR AİLENİN ÇOCUKLARIYIZ!
Bir aile düşünün, anne baba ve çocuklar. O ailede sürekli kavga, hırs, ego, kardeşler arasında mukayese, o seni sevmiyor, aman dikkat fırsat verme yoksa seni şöyle yapar, vs fitneler sürekli yapılırsa ne olur?
YETER ARTIK! RÜSVA ETMEYİN ÜLKEMİ!
Ah güzel vatanım ah! Bu hallere nasıl düştün? Ne saygınlığın kaldı ne itibarın, ne ciddiyetin kaldı ne adaletin!
ÇÖP TOPLAMA ÖĞRETMENİM, SANA SINIF YAKIŞIR!
Bu yazımda size köyünün ilk üniversite bitiren, öğretmen olan, KPSS gibi bir işkence sürecinde 3 sene uğraşan ama ülkemizde şu an bile Resmi rakamlara göre Türkiye'de 150 bin öğretmen açığı bulunmasına rağmen, 460 bin ise atanamayan öğretmen varken (ancak eğitim sendikalarına göre tespit edilemeyenlerle birlikte atanamayan öğretmen sayısı 55 ülkenin toplam nüfusundan bile fazla-- 700 bin civarında), ataması yapılmadığı için İstanbul-Ümraniye'de atık kâğıt işçiliği yapan, biyoloji öğretmeni Mahmut Aytar'dan bahsetmek istedim…
Köşe Yazarları
İlginizi Çekecek Haberler










