ESKİ DÜZEN, YENİ AKIL
Deniz bitti! Ne yapacağız şimdi? Dünyanın bugüne kadar ürettiği ekonomik, siyasi ve toplumsal sistemler, insanlığın sorunlarını çözmekte giderek daha fazla zorlanıyor. Kimi eşitsizlik üretiyor, kimi özgürlükleri kısıtlıyor. Kimi insanı inancıyla, kimi parasıyla, kimi de kimliğiyle birbirine düşürüyor.
Deniz bitti!
Ne yapacağız şimdi?
Dünyanın bugüne kadar ürettiği ekonomik, siyasi ve toplumsal
sistemler, insanlığın sorunlarını çözmekte giderek daha fazla zorlanıyor. Kimi
eşitsizlik üretiyor, kimi özgürlükleri kısıtlıyor. Kimi insanı inancıyla, kimi
parasıyla, kimi de kimliğiyle birbirine düşürüyor.
Kapitalizm mi? Üretiyor ama ürettiğini adil paylaşamıyor.
Sosyalizm mi? Eşitlik iddiasıyla yola çıkıp eşitliği
özgürlük pahasına kurmaya kalkıştığı örnekler var.
Demokrasi mi? Sandığı koyuyoruz ortaya, sonra sandıktan
çıkan iradeyi her derde deva sanıyoruz.
Faşizm, komünizm, cumhuriyet, krallık…
Her birinin ayrı hikâyesi, ayrı iddiası, ayrı hesabı var.
Dinler, inançlar, öğretiler…
İnsana huzur, adalet ve anlam vaat eden düşünceler bile kimi
zaman iktidarların, çıkar çevrelerinin ve istismarcıların elinde başka bir şeye
dönüşebiliyor.
Mesele, bütün bu sistemlerin hiçbir işe yaramamış olması
değil. Mesele, hiçbirinin insanlığın bütün sorunlarını çözmeye yetmemesi.
Ve galiba artık asıl sorun bu.
***
İnsanlık, bilgi ve teknoloji bakımından akıl almaz bir
noktaya geldi. Birkaç saniyede dünyanın öbür ucuna ulaşıyoruz. Yapay zekâyla
bilgi üretiyor, uzayı araştırıyor, daha düne kadar hayal saydığımız işleri
yapıyoruz.
Peki, insanlık olarak daha adil, daha huzurlu, daha özgür
bir dünyada mı yaşıyoruz?
Bir avuç insanın serveti büyürken milyonlarca insan geçim
derdinde. Teknoloji ilerliyor, ama eşitsizlik ortadan kalkmıyor. Bilgi
çoğalıyor, ama cehalet siyasetin en kullanışlı malzemelerinden biri olmaya
devam ediyor.
Bir yanda insan ömrünü uzatmaya çalışan bilim, diğer yanda
birbirinin yaşam hakkını elinden almaya çalışan insan.
Tuhaf değil mi?
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın 2025 İnsani
Gelişme Raporu da küresel insani gelişmenin yavaşladığına, zengin ve yoksul
ülkeler arasındaki eşitsizliklerin yeniden büyüdüğüne dikkat çekiyor.
Yani mesele yalnızca bizim memleketin meselesi değil.
Dünya bir şeyleri yanlış yapıyor.
Hem de bunu yaparken elindeki imkânlar hiç olmadığı kadar
büyüyor.
***
Bugün dünyanın dört bir yanında yükselen itirazları, sokak
hareketlerini, siyasi kutuplaşmaları ve mevcut düzene duyulan güvensizliği
yalnızca günlük olaylarla açıklayamayız.
Bunların bir bölümü, daha derinde yaşanan arayışın
işaretleri.
İnsanlar yalnızca yöneteni değiştirmek istemiyor olabilir.
Nasıl yönetileceklerini, nasıl yaşayacaklarını, üretilen zenginliğin nasıl
paylaşılacağını da sorguluyorlar.
Eski düzenin çatlakları büyüyor.
Yerine ne konulacağını ise henüz kimse bütün açıklığıyla
bilmiyor.
Medeniyetler arası diyalog, dinler arası yakınlaşma,
uluslararası işbirliği arayışları… Bunlar belki de aynı sorunun farklı
cevaplarını arıyor.
Birlikte yaşamanın yeni bir yolunu bulabilecek miyiz?
Yoksa eski kavgalarımızı yeni teknolojilerle, daha büyük
silahlarla ve daha hızlı iletişim araçlarıyla sürdürmeye mi devam edeceğiz?
İşte asıl mesele bu.
***
Peki, yeni düzen nasıl olacak?
Hani bizde sık sık “tek bayrak, tek vatan, tek millet” denir
ya…
Ya bu anlayış, bir gün bütün insanlığı kapsayan bir boyuta
ulaşırsa?
Dünyanın tek bir ülke, bugünkü ülkelerin de bu büyük yapının
eyaletleri ya da özerk bölgeleri gibi örgütlendiği bir düzen mümkün olabilir
mi?
Bugün hayal gibi görünüyor.
Ama düşünün. Avrupa ülkeleri, yüzyıllarca birbirleriyle
savaştıktan sonra ortak kurumlar oluşturabildi. Sınırların, paranın ve
egemenlik anlayışının değişmez olmadığını gösteren örnekler ortaya çıktı.
Bu örnek bile bize bir zamanlar imkânsız görünen bazı
işlerin, ihtiyaçlar ve koşullar değiştiğinde mümkün olabileceğini gösteriyor.
Belki gelecekte sınırlar bugünkü anlamını yitirecek. Belki
kaynaklar, enerji, su, gıda ve teknoloji gibi yaşamsal meseleler ülkelerin tek
başlarına çözemeyecekleri ortak sorunlar haline geldikçe yeni yönetim modelleri
doğacak.
Belki bölgesel kalkınma, ortak üretim ve kaynakların
paylaşımı, bugünkü ulusal rekabetin önüne geçecek.
Belki de insanlığın önündeki asıl sınav; teknolojiyi birilerinin
daha fazla kazanması için değil, daha fazla insanın hayatını iyileştirilmesi
için kullanması olacak.
Ama burada bir soru var.
Dünyayı birleştirmek başka, bütün dünyayı tek merkezden
yönetmek başka...
İnsanlığı ortak bir gelecekte buluşturmak isterken
özgürlükleri, farklılıkları ve halkların kendi kararlarını verme hakkını
ortadan kaldırırsanız, yeni bir düzen kurmuş olmazsınız. Eskisinin daha büyük
bir kopyasını üretirsiniz.
Yeni düzenin büyüklüğü, kaç ülkeyi yönettiğiyle değil, kaç
insanı özgür ve güvende yaşatabildiğiyle ölçülmeli.
***
İnançlar konusunda da benzer bir değişim yaşanabilir.
İnsan, var olduğu günden beri hayatın anlamını arıyor.
Ölümü, doğayı, evreni, kendisini sorguluyor.
Bu arayışın ortadan kalkacağını sanmıyorum. Belki tam
tersine, teknoloji ilerledikçe insanın kendisine ve evrene ilişkin soruları
daha da büyüyecek.
Bugün ruhsal gelişim, meditasyon, farkındalık ve çeşitli
uzak doğu öğretilerine yönelik ilginin artması da bu arayışın bir parçası
olabilir. Elbette bu alanlarda gerçek bir içsel arayışla ticareti, bilimi de
kanıtsız vaatlerden ayırmak gerekiyor.
Belki gelecekte insanın kendisini tanıma çabası, inanç ve
düşünce sistemleri arasında bugünkünden farklı köprüler kuracak.
Belki de insanlık, birbirinin inancını değiştirmeye uğraşmak
yerine birbirinin yaşam hakkına saygı duymayı öğrenecek.
Bana sorarsanız, bu bile başlı başına büyük bir devrim olur.
***
Bütün bunlar ütopik gelebilir.
Evet, bunların hiçbiri yarının kesin gerçeği değil. Küresel
bir devlet kurulacağını, sınırların kalkacağını ya da bütün inançların ortak
bir yapıya dönüşeceğini kimse bugünden bilemez.
Ama geleceği düşünmek için önce bugünün sınırlarını aşmak
gerekiyor.
Çünkü dünya değişirken biz hâlâ aynı tartışmaların içinde
dönüp duruyoruz.
Kim kime ne demiş?
Kim kimin arkasından konuşmuş?
Hangi parti kazanmış, hangisi kaybetmiş?
Bunların hepsinin bir karşılığı var elbette. Fakat
insanlığın önündeki büyük değişimleri görmezden gelip bütün enerjimizi günlük
siyasi hesaplaşmalara harcarsak, yarının dünyasına bugünün sorunlarıyla
yakalanırız.
Sonra da neden geride kaldığımızı tartışırız.
Eski ezberlerle yeni bir dünya kuramayız.
Yeni bir düzen kurulacaksa, yalnızca teknolojisi değil,
insan anlayışı da değişmek zorunda. Gücü elinde tutanın değil, hakkı olanın
sözünün geçtiği; farklılıkların tehdit sayılmadığı; üretimin ve refahın daha
adil paylaşıldığı bir dünya…
Bunun nasıl gerçekleşeceğini bilmiyorum.
Ama böyle bir dünyanın mümkün olup olmadığını düşünmekten de
vazgeçemiyorum.
Benim penceremden görünen bu.
Peki sizin perspektifinizden ne görünüyor?
Deniz gerçekten bitti mi, yoksa insanlık yeni bir okyanus mu
keşfediyor?
KuzeyinSesi.com Haber Portalı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na %100 uygun olarak yayınlanmaktadır. Ajanslardan alınan haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, ilgili ajansların bu yöndeki politikasına bağlı olarak önceden yazılı izin gerektirir. 24.10.2026 02:46:01. #1.11
#ŞU AN BURADASINIZ: ESKİ DÜZEN, YENİ AKIL Son dakika merkez haberleri, merkez son dakika haber, merkez son dakika, son dakika merkez, merkez haber sayfamızda merkez haberleri okuyabilir, merkez son dakika haberleri ve güncel merkez gelişmelerini görebilirsiniz.
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.


















